Bazen gitmek gerekiyormuş diye kendi kendine söylendi durdu.
Evet bazen gitmek gerek. Zamanı mekanı düşünmeden gitmek belki de sonsuza kadar...
Öyle sıkıntılı öyle belirsiz günleri var ki anlatmaya kelimelerin dili yetmiyor. Zamanı kendine bırakıp yaşananlar bir kenarda dursa da
zaman yaşananları yenilemiyor. Her şeyin bir vakti vardır elbet lakin o vaktinde yeri bazen değişimde oluyor.
Saatler, günler, aylar ve nihayetinde yıllar gelip geçiyor. Her
gece aynı hikaye. Bitmeyen
zamanın çilesi. Gecenin tam orta yerinden sonra
gece öyle vuruyor ki benliği yıkılıyor. Karanlık sadece yer yüzünü değil yüreğini de karartıyordu sanki. Derin derin nefes alıp veriyor ancak nafile çaba. Gecenin sessizliği kulaklarında ayrı bir musiki deryası oluştursa da
gecenin sessizliği tüm benliğini sarsıyor. Sarsıyor çünkü kendiyle yüzleşmekten b
aşka çare kalmıyor. Korku ikliminden çıkmış bir zavallıyı görmekten nefret ediyordu ama bir şeyde yapmıyordu.
Geçmiş acı bir miras olarak tam da önünde duruyor. Saçlarına düşen
beyazlık, gözlerinin yanlarındaki kırışıklık
zamanın ona acı hediyesi olarak karşısında duruyor. Yirmili yaşlardaki
dostu kırkına dayandığında düşmanı olmuştu. Aynalar bazen gerçeğin taa kendisi oluyor bazen de
yalancı bir bahar. Aynanın karşısında saçlarını bir o yana bir bu yana karıştırırken onun hafakanlar basıyor. Kendisini bir anda balkonda buluyor. Bir dal iki dal derken paketteki sigaranın tamamı bitiyor. Üniversite yıllarında arkadaşları ona " gezen baca" lakabını uygun görmüşlerdi. O da lakabının hakkını veriyor. O, nerde görünse muhakkak kader arkadaşı sigara muhakkak eşlik ederdi. Evet bir dal iki dal sigara derken sigara paketinin tamamı bitti. O kadar sigara dumanını ciğerlerine çekti de sigara sigara dumanının efkarı onu rahatlatmaya yetmedi.
Sigara paketini eline aldı son bir ümitle. Paketin içinde sigarayı bulamayınca öfkeli bir şekilde sigara paketini balkonun bir köşesine öfkeli bir şekilde attı. Bildiği halde yatak odasında montunun cebini yokladı sigara olur umuduyla. Elbette orada da sigara yoktu. Eşini uyandırmadan usulca montunu aldı.
Alışkanlık haline gelmişti onun için
gece dışarı çıkmak. Sokağa çıkma isteği bağımlı olduğu bir fırt sigaraya mı yoksa içini sokaklara dökme arzusu mu bu kendine itiraf edemiyordu. Gerçek olan bir şey var ki
gecenin derinliği ve sessizliği ona iyi geliyordu. Bu nedenle
gecenin ikisinde kendini sokaklara attı sigara alma bahanesiyle. Bahaneydi çünkü evde nefes alamıyordu.Gerçek
dost sandıkları onu bir bir terk etmiş yeni
dostluklar kurmaya da hiç mecali kalmamıştı. Konu komşu desen halinden anlamıyordu. Yalancı tebessümlere artık dayanamıyordu. Yapmacık davranışlar
ölümcül kurşunlar gibi göğsüne göğsüne saplanıyordu. " Ah
zaman ne çok şey aldın götürdün" diye diye söylene söylene
gecenin derinliğinde yürüyordu. Nedense
gecenin karanlığında yürümekten artık korkmuyordu. Bir tarafta başı boş köpekler diğer tarafta buz tutan kaldırım taşları. Belki de
ölümü içselleştirdi belki içindeki yangın kaldırım taşlarındaki buzları eritiyor.
" Hayal ettiğin sürece varsın" demişti tanımadığı biri günün birinde kendisine. Hayal etmek sonu gelmeyen safsata gibi geliyordu ona . Aslında yenilgi yenilgi küçülüp yok oluyordu. Her şeyden uzaklaşıyordu. Zamandan mekandan ve en önemlisi çevresindeki her insandan. Her şeyden uzaklaşmak ne zormuş. Tam bir esaret! Her bir yanda pranga ve prangaları kırmak için umut yok. Ne acı!
Gençliğinde de yürümeyi çok severdi. Ancak
geceleri yürümeyi yeni yeni alışkanlık haline getiriyordu. Gece yürümelerinde gerçek amaç nedir bilinmez ama görünen amaç bir paket sigara bulmaktan öte bir şey değildi. Bazen bir büfede bazen
gece hizmet veren mahalle marketlerinde. Evet bu
gece biraz geç oldu bu nedenle de
gecenin karanlında açık yer bulmakta zorlanıyordu. Bir sokak iki sokak derken onlarca sokak ileriye doğru yürüdü yürüdü ve yürüdü. Açık yer bulmak için bir kilometre yol yürüdü. Yol güzergahında onlarca belki yüzlerce bina. Hiçbirinde düzen yok. Hiç bir mimari kaygı duyulmadan gelişi güzel yan yana dizilmiş binalar. Parası olan arsayı alan binaları dikmiş. Çarpık kentleşmenin acı örneği.
Bir yanda yürüyor diğer yanda g
özlem yapıyor. Gece olduğu için sağlı sollu binaları g
özlemliyor. Binalardan bakan olsa
gecenin bu vaktinde hırsızlık yapma hevesinde olan hırsızın g
özlem yaptığını düşünebilir. Binalarda uyumayan pek az şehir sakini var. " Onlar neden uyumaz acaba? Kim bilir her birinin ne sıkıntıları var. Bir çoğunun geçmişe
özlemi olabilir. Sıradan ama kıymetli olan o güzel
zaman dilimleri. Onca yokluğa yoksulluğa rağmen geçmiş neden
özlemle anılır ki? Ya şimdiki
zaman kötü ya da geçmiş güzel. Belki her şey samimiyetten geçiyordur. Bir kapta yenilen yemekler ve hiçbir beklenti olmadan yapılan sohbetler. O samimi duygular yıllar sonra bile karşımıza çıkıyor. " Diye iç sesiyle konuşa konuşa bir kilometrelik yolu bitirmişti.
Gece o kadar ilerlemişti ki benzin istasyonuna vardığında çalışanlar bile uyuyordu artık. Saat
gecenin sonuna yaklaşmış tan vaktine ramak kalmıştı. Gecenin bu saatinde buradan neredeyse araba geçmiyordu ama nedense bu benzin istasyonu hep açıktı. İyi ki de açık dedi kendine.
Kapıyı zorladı ancak kapı açılmadı. İyice buharlaşmış camdan içeriye baktı. Görevli içeride duruyordu. Kapıya vurdu. İstasyon çalışanı
uykusundan uyanmak istemiyormuşçasına kafasını o yana bu yana salladı ancak o umursamadan kapıya bir kaç defa daha vurdu. Çalışan mecbur kapıyı açtı öfkeli bir şekilde. Ancak öfkesini belli etmedi. Üç paket her
zaman içtiği sigaradan aldı. Parasını ödedi çıktı istasyondan.
Yürümek güzel olduğu gibi gidebilmek de ne güzel bir şey diye söylendi. Kendine kızdı ve üzüldü. Neden gidemiyorum diye hayıflandı. Korkular korkutuyormuş geleceği gerçekten. Ah kalıplaşmış davranışlar ve düşünceler! Yıllar geçse de bazı kalıplaşmış davranışlarını yıkamıyordu. Bu davranışlarının kaynağını düşünüyor düşünüyor bulamıyordu. Acaba yetiştirilme tarzıyla mı alakalı yoksa
çocukluğunda hatırlayamadığı bir korkuyla alakalı mı bilemiyordu.
Evine dönüş yolundaydı. Ancak bu defa farklı bir yoldan dönmeyi tercih etti. Her
zaman yürüdüğü yoldan yürümüyordu. Köpek havlamaları bir kaç sokak öteden geliyordu. Önce biri başlıyor sonra diğeri diğeri derken hep birlikte bir koro kurmuşçasına aynı şeyleri tekrarlıyorlardı. İyi çalışılmış bir besteyi tekrar tekrar icra ediyorlardı. Orkestra şefleri iyi çalıştırmış olmalı bu orkestrayı. Acaba ne söylüyorlardı ? Her
zaman söylendiği gibi " Yaratıcıya bir teşekkür " mü yoksa b
aşka bir şey mi?
Bu
gece her
geceden daha uzun. İnadına eve gitmek istemiyor. Sürekli yolunu değiştiriyordu. Yeni bir güne uyanık gözlerle karşılamayı arzuluyor ancak yeni bir güne başlamaya hazır mıydı yoksa
gece ruhunu da mı kapattı bilemiyor. Bir an " Öyle bir an gelse sıra dışı şey olsa bedeni maceradan maceraya koşsa. Ruhu sevinç yumağına dönüşse. Sıra dışılık öyle büyüse içine bastırdıkları gün yüzüne çıksa haykırsa, kendini zapturapt altına alan duygularından sıyrılmasını " diledi.
Ezan sesleri ile köpek havlamaları bir birine karıştı. Ezanlar bitti, köpek havlamaları bir bir sustu. Gün yavaş yavaş aydınlanıyordu. Yeni güne merhaba diyenler her
zaman olduğu gibi
kadınlardı. Hayatın çilesini yokluğunu yoksulluğunu en çok onlar yaşıyordu. Özellikle de arka sokaklarda yaşayan
kadınlar. Bir hiç uğruna hayatı öylesine yaşıyorlardı. Nefes alıp vermek yaşamaksa yaşıyorlardı. Bu mahallelerde yaşayanların bir çoğunun dramları daha
çocuk yaşta başlıyordu. Öyle öyküler var ki bu sokaklarda anlatmakla bitmez. Kimisi sarhoş kokusu çekiyor kimisi
çocukluğunu yaşayamadan
anne olmanın sorumluluğunu yaşıyor. Daha otuzunda on beş yıllık
anneler var bu sokaklarda. Kimi zorla evlendirilmiş kimi de aile baskısında bilmedikleri ailelere esir düşmüş. Evet güne ilk onlar merhaba diyor. Evin büyükleri kalkmadan, koca bilmem kaçıncı rüyasını görürken soba yanacak. Yanmasına yanacak ama önce sabahın ayazında üşüyecekler kendilerine gelecekler. Hayatı paylaşmak hayatı birlikte yüklenmek b
aşka türlü anlaşılmış bu sokaklarda. Evet bu sokakların
kadınları sanki bir
savaşçı ve en ileri hudutlarda da bunlar nöbet tutuyorlar.
Bir çöp konteyneri&
8217;nin yanında bir kadın gece boyunca yanan sobanın küllerinin boşaltıyor. Evde de bir bebek ağlıyor. Bir yanda acele acele külleri boşaltıyor diğer yanda gözleriyle eve bakıyor. Acele acele eve döndü. Bu sokakların kaderi bu diye geçirdi içinde. Kimi başka yerlerde gününü gün ederken diğerleri bu sokaklarda olduğu gibi gece yanan sobanın küllerini sabahın ayazında boşaltıyor, çocuğuna bakıyor, eşine ve eşinin ailesine kahvaltı hazırlıyor sonra da günlük işine gidiyor. Bu sokaklardaki yaşamı görünce kendinden utandı. Hayatı bu mahallede yaşayan kadınların hayatından daha zor değildi üstelik. Kimin hayatı bu kadınların hayatından daha zor?
Kötü yaşamı kimse istemez dedi kendi kendine. Ancak insanın doğası gereği zamanı ve mekanı içselleştiriyor bu tabloda olduğu gibi. Hayatın acımasızlığı ortada. Güç dengelerine göre herkes payına düşeni alıyor. Kimine esaret düşüyor kimine de özgürlük. Bu sokaklarda esareti yaşayan kadınlar ile diğer dünyalarda yaşayan insanlar aynı havayı solumuş olsa da aynı şeyleri yaşayamıyorlar.
Keşkeyle geçen hayatı sorguladı. " Bende payıma düşeni aldım. Sahip olduklarım ya da sahip olamadıklarım beni bu hale getirdi. Bir seyyah gibi savrulup duruyorum. Keşkeyle geçen hayattan bizler gibilerin de payına keşkeler düşüyor. Adil bir dünya herkesin hayali ancak dünya var olduğu günden bugüne kadar kime adil olmuş ki bize adil olsun. Herşeye rağmen yolumuza ket vuran engelleri aşabilir miyiz? " dedi duyguları karışık bir şekilde.
Perde ve pencere bir birini tamamlıyor hayatta. Hayal perdesi olanlar var hayat penceresi olanlar var. Hayat penceresi açık olanlar hayal perdesini de aralıyorlar. Hayat penceresi olmayanlar hayal perdesini de aralamıyorlar. Hayal perdesi şöyle dursun hayatın gerçekleri var. Hayat her şeye rağmen varlığını sürdürüyor tıpkı bu mahallelerin sokaklarında olduğu olduğu gibi. Ya gitmek gerek ya da durup her şeyi değiştirmek.
Biliyor ki her şeyi değiştirmek şöyle dursun yaşadığı bu dünyada hiçbir şey değişmez. Çünkü o yığınlar içinde yapayalnız biri.
Bir yanda bu sokakların kadınlarına ağlarken diğer yanda kendi haline ağladı. Onlar zor şartları içselleştirmiş haline ağladı. Diğer yanda büyüyen yalnızlığına ağladı. Göz yaşları öyle büyüdü ki içine içine akıp onu boğuyordu sanki. Bir zehir gibi hayatını bitiriyordu.
Evine yaklaşmış bir bank üzerinde oturmuş ağlamasının geçmesini beklemişti. Ağlaması geçti ve düşündü düşündü. Bu kent ve bu kentte yaşayanlar varlığın kıymetini yoklukta bana yaşattılar. Benden gidenler gitti. Kalmak beyhude çaba o nedenle gitmek gerek. Beklenmedik anlarda beklenmedik hikayeler yazmak için, yeni yollar yeni gönüller keşfetmek için gitmek gerekiyor.
Acı da olsa bunu anlamıştı gecenin sonunda.