7
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
877
Okunma
Sevgili arkadaşım, kıymetli kardeşim diyor ki “içinde ölüm olan yazı yazma, değilse ....”
“Değilse okumam” diyor. Bu yazıyı da oku söz yazmamaya çalışacağım.
Aslında haklı.
Birincisi ölümün yüzü soğuk. Yazmamak lazım. Bana kıyamadığından kondurmak istemiyor.
İkincisi geçen günkü yazdığımda resmen saçmalamışım. “Ben erken öldüm ......” falan.
Erken mi öldün geç mi öldün onu Allah bilir. Nereden biliyorsun erken olduğunu. Her insan ölecek yaşta değil mi..!
Ama kabullenmesek de, istemesek de ölüm var. Ölüm var da Yunus ne demiş “göğ ekini biçmiş gibi” O göğ ekinler insana daha zor geliyor, Allah korusun.
Bazılarına bakıyorum da hiç ölmeyecekmiş gibi hareket ediyor. Sonsuza kadar yaşayacak. Yerini gençlere bırak da taze bir kan gelsin. Benden sonrası tufan düşüncesinde. Ne biliyorsun belki senden sonrası çok daha iyi olacak.
Elbet çalışacaksın ama ölümü de unutmayacaksın.
Ne demiş sevgili Peygamberimiz “hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünyaya, yarın ölecekmiş gibi öbür dünyaya çalış.” Söze bakar mısınız, sözün güzelliğine bakar mısınız..!
Hiç ölmemek !!
Ab-ı hayat derler ya eskiler, ölümsüzlük. Hani Masallarda olur “ölümsüzlük iksiri”. Şahsen ben içmek istemem. Diyelim ki içtin, tüm yakınların, çoluk çocuğun geçti gitti Allah korusun. Sen sap gibi ortadasın. Ne yapacaksın. Onların acısı ! Bir de para konusu. Sonsuz para kaynağın yok ki har vurup harman savursan. Onu yaptın sıkıldın, bunu yaptın sıkıldın. Çalışmak istiyorsun. Elinde CV iş görüşmesine gittin. Masada oturan genç eline alıyor CV’yi ‘ Oha 213 yıl saha mühendisliği mi..? ’
“Bir şey mi dedin abi”
“Yok yok bir şey demedim”
‘213 yıl saha mühendisliği, abi diyor ya, 186 yıl şantiye şefliği, 114 yıl ince işler şefliği …..’
“Abi sen Nuh Nebi ile mi yaşıtsın, bu ne ya..?”
“Hehehe yok canım o kadar da değil, amma yaptın haa..! Henüz 877 yaşındayım, gördüğün gibi zıpkın gibiyim. Çalışmak istiyorum. Ne iş olsa yaparım abi.“
"Emeklilik yok mu abi emeklilik?"
"Bu işin emekliliği mezarda olur. Mezar yok ki, emeklilik olsun !!"
.
Ölüm var..
.
Hocanın biri yaşlanmış.
Köylerde artık hoca olarak tutmuyorlar, iş veren yok.
Sırtında heybesi dertli dertli giderken Azrail’in dikkatini çekiyor. Azrail acıyor haline. Hocaya gözüküyor. Konuyu anlayınca,
“Bak benim sana bir önerim var.
Biz seninle arkadaş olalım. İş birliği yapalım.
Sen çeşitli otlar, ilaçlar hazırla. Ne bileyim nane limon kekik falan sağlığa zararsız şeyler işte. Muska demiyorum haa. Muskadan nefret ederim. Kendini şifacı olarak tanıt. Hastaların yanına git. Ben de orada olacağım. Merak etme senin haricinde Kimseye gözükmem. Ben hastanın ayakucunda oturuyorsam o hasta iyileşecek demektir. O önceden hazırladığın otlardan verip “günde üç vakit bunun suyunu kaynatıp içirin” dersin hasta iyileşir. Sen de paranı alırsın. Yok eğer ben hastanın başucunda isem hasta gidici. ‘Bu hasta iyileşmez yapacak bir şey yok’ dersin. Hiç uğraşma.”
Anlaşmışlar.
Bir iki derken hocanın namı almış yürümüş. Para gani keyifler iyi.
Epey sürmüş.
Bir gün sabah hoca bir uyanmış ki Azrail başucunda oturuyor. “Bismillahirrahmanirrahim. Galiba ters yattım” demiş öbür tarafa dönmüş. Azrail yine başucunda. Bir böyle iki böyle derken Azrail “hiç başını kıçını oynatma sıra sende..!” demiş.
Ölüm var abi. Olmalı da..
Allah öyle yaratmış. Emrine şükür.
Her şeyin hayırlısı.
Suat Zobu
.