11
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
1014
Okunma


Hani derler ya;- Bir yedikleri ayrı gider.- Öyleydiler. Sık sık bir araya gelir, konuşup sohbet ederlerdi.
Kapının zili çaldı:
“ İnşallah gelen arkadaşımdır. Çoktandır uğramıyor. Özledim O nu. ” Diye düşündü,
Kapıyı açtı. Yanılmamıştı. Gelen Oydu. Arkadaşının gözlerinin akı kanlanmış, göz kapakları ağlamaktan şişmişti. Şaşırdı.
İçeri giren arkadaşı bir bardak su istedi. Ağır ağır içtikten sonra:
“Mezarlıktan geliyorum. Zincirlikuyu’dan.”
Şaşkınlığına bir de üzüntü eklenmişti.
“Eyvahh… Kim öldü?”
Bir süre konuşmadı:
“Gel otur yanıma sana anlatacak önemli şeyler var. Yıllardır senden bile sakladım. Eğer bu gün sana anlatmasam kederden ölebilirim.”
Senden ricam sözümü kesme.”
Şaşkındı. Üzüntülüydü. Şimdi de korkmuş. Şaşırmıştı. Titreyen sesiyle:
“Anlat arkadaşım. Seni dinliyorum.”
“Çok uzun yıllar oldu O öleli. Ablam -mezarını görürse belki unutur-umuduyla uzun araştırmalar sonunda Zincirlikuyu mezarlığında yattığı yeri bulmuş. Oradan geliyorum şimdi. O benim çocukluk aşkımdı. Sevdiğimdi. Ağladım. Mezar taşını gözyaşlarımla ıslattım. O soğuk taş onun tutamadığım sıcacık eliydi. Okşayamadığım koklayamadığım saçlarıydı. Dualar okudum dördüne de…
“Dördüne de mi?” diye soracak oldu. Vaz geçti. Sözümü kesme demişti.
Ortaokul yıllarında tanışmıştık onunla. Tanışmıştık mı dedim? Hayır. Biz hiç tanışmadık. Hatta hiç konuşamadık bile. Sadece bakıştık.
Her aşk gözlerde başlayıp yüreğe iniyor. Yürek köz oluyor. Dile düşüp söz olmasın diye de yürek yanıp tutuşuyor.
O nu görmeden önce sadece annemi, babamı, kardeşimi biliyordum sevgi adına. Bazen karşılaşır göz göze gelir, utanırdık. Yüzlerimiz kızarırdı suç işlemişçesine. Her gün okul çıkışı peşimden gelir, ben eve girince de dönerdi. Bazen yavaşlardım. Gelsin konuşsun isterdim. Gelmezdi. Gelseydi de ne konuşacağımızı bilmiyorduk ki. Tatilleri hiç sevmezdim. Okul olmazdı. O olmazdı. Özlerdim onu.
Okulda görmüş, okulda sevmiştik bir birimizi. Ama aradan geçen yıllarda bu sefer de okullarımız engel oldu aşkımıza. Başka başka şehirlere gitmiştik okumak için. Rüzgârın önünde sürüklenen sonbahar yaprakları gibi her birimiz bir yere savrulmuştuk.
Yıllar geçiyor, O nunla karşılaşma umudum da azalıyordu. Ama hayat devam ediyordu. O nu yüreğime kilitledim. Biliyor musun arkadaşım evlilik aynı zaman da bir ortaklık anlaşmasıdır da. Şartlarımızın uyuştuğu biriyle evlendim. Biliyorsun iki çocuğum, bir torunum var. Hep kendimi O da evlenmiştir diye avuttum. Sen kadere inanırsın. Bizim kaderimiz de böyleymiş işte.
Bir tohum yere düşer, suyu, güneşi görür. Kök salar, büyür serpilir ya, ilk aşklar da öyledir. Sonra o ağacı tepesinden kesip, başka bir dalı ona aşılarlar. Mantık evliliği dedikleri de odur. Nasıl ki o ağacın gövdesi tohumunun aslıysa, aşkın aslı da ilk aşklardır.
O nu hiç unutamadım. Akşamları balkona çıkıyor, yüreğimin kilidini açıyor, yıldızlara bakıyordum. En parlak yıldız O oluyordu. Gökyüzünden süzülerek geliyordu yanıma. Yine utangaçtı. Yine bakamıyordu yüzüme. Ben de öyleydim. Tutamıyordum elini. Yüzüne bakamıyordum. O hep soruyor, ben hep susuyordum:
Evlendin demek? Ben de evlendim. Oğullarımız kızlarımız oldu. Ancak özlemlerimiz hiç bitmedi değil mi? Bu aşkı yıllar bitiremeyecek. Yaşlanacağız. Saçlarımız ağaracak. Beyaz bir başörtüsü örtecek ipek saçlarını. Kenarları iğne oyalı olacak. Eşin seni hiç üzdü mü? Çocuklarına kazak mı örüyorsun? Beni hatırlayınca, ahhh… Kader deyip örgünün ilmeklerini hırsla mı çekiyorsun?- Diyordu.
Bir gün çamaşır yıkarken, aniden bir ok saplandı yüreğime. Elim, ayağım tutmaz oldu. Gözlerim karardı. Zor attım kendimi divana. Uyudum mu? Sızdım mı? Yoksa o an için Dünyadan mı uzaklaştım? Bilmiyordum. Yine o geldi yanıma. İlk defa elimi ellerinin arasına aldı.
-Ben… Ben… Dedi. Yutkundu. Nemli gözlerle yüzüme baktı.
“Evet sen ?”
-Bir şey söyleyeceğim sana. Sakın üzülme. Ben öldüm. Sen çok yaşa. Çocuklarına iyi bak. Onları üzme. Bir gün sen de geleceksin buraya. Acele etme. Geldiğinde burada olacak düğünümüz…
O şimdi de bir güneş oldu.. Dağların arkasında battı. Yok oldu. Sonra acı bir siren sesi duydum. Bir ambulans geçti gözümün önünden…
Hissettiklerim, yüreğimdeki sızı, O na bir şey olduğunun habercisi gibiydi.
Ertesi gün gazete aldım. Bir haber:
Eşi ve iki çocuğuyla birlikte ölümlü trafik kazası. Ölenlerin isimleri…
Yaşlanacağız diyordu. O yaşlanmadan, çocukları büyümeden ölmüşlerdi. Gözyaşlarımla ıslattığım o gazeteyi hala saklarım. “
Bir süre konuşmadılar.
Gözlerindeki yaşları sildiler.
“Ben gidiyorum.”
Arkadaşını gönderdikten sonra boğazındaki kırk düğüm çözüldü. Yağmurlara, inat ağladı. Ağladı.
Düşündü:
“O na ağlama, üzülme, unut deseydim.
Unutabilir miydi?
Yoksa aşkın adı kavuşamamak mıydı?
Eğer kavuşsalardı:
Kerem ile Aslı; destan olur muydu?
Mecnun Leyla ‘sını çöllerde arar mıydı?
Ferhat Şirin için dağları deler miydi?
Böyle bir şeydi ilk aşk işte..
Güneş gitmiş, gün bitmiş, hava kararmaya yüz tutmuştu.
Birazdan yıldızlar çıkardı…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.