11
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1445
Okunma

Benim yazmamı şiir yazacak kadar yürekten isteyen sevenlerim olduğu sürece;
“Vay efendim sorunlarım var. Yazamıyorum.”Demeyi kendime yakıştıramadım.
Bana güç verdiniz. Moral verdiniz.
HEPİNİZİ… HEPİNİZİ… SEVİYORUM.
SAYGILARIMLA…
////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////
Yanımıza gelir, bir sandalye çeker, sessizce otururdu. Biz anılarımızı paylaşır, güncel konuları konuşur bazen de fıkralar anlatır güler eğlenirdik. O hiç söze karışmaz, biz kahkahalarla güldüğümüzde bile sadece tebessüm ederdi.
Asker babasıydı Mehmet. Tek evladı, oğlu uzman çavuştu. Hakkâri’de görevliydi. Her zaman kör bir kurşunun hedefindeydi. Oğlundan kaynaklanan bir hakkı kullanmak için kendisine ORDUEVLERİNE GİRİŞ kartı verilmişti.
Aracının kapısında YÜK VE EŞYA TAŞINIR yazan eski bir kamyoneti vardı.Onunla fazla iş yaptığı da söylenemezdi. Ne kazanabilirse kazanır, sonra Orduevine uğrar, yanımıza gelir, bizleri dinlerdi.
Bir gün:
“Mehmet akşama kadar çalışıp yoruluyorsun. Ne zaman buraya gelsem seni görüyorum. Evine gidip dinlensene. Sakın yanlış anlama bizler kadar burada olmak seninde hakkın.”Demiştim.
“Ağabey sizler benden büyüksünüz. Ama sizleri görünce oğlumu görmüş kadar seviniyor mutlu oluyorum.” Demişti.
Zamanla sevdik Mehmet’i. Efendi, saygılı biriydi.
Bazen çay, kahveden başka şeyler de içtiğimiz olur, O na da ısmarlardık. Borçlu kalmak istemez bir yolunu bulup karşılık vermek istese de kabul etmezdik.
Cömertti de. Gelirine bakmaksızın ikram etmeyi de seviyordu Mehmet.
Başka şehirlerde olan çocuklarım yaş günümde birbirlerinden habersiz kazak göndermişlerdi bana.Ancak; gelen kazakların ikisi de aynı. İkisi de sevdiğim renkten kırmızı.
O kazaklardan birini giyip gitmiştim Orduevine. Mehmet’in imrenerek baktığını fark ettim.Üzerimde ki kazağı çok beğenmişti. Bende aynısından bir tane daha vardı. Birini gururunu kırmadan ona vermeliydim.
Ama nasıl?
Günlerce düşündüm. Sonunda bir yolunu buldum.
Gittim Orduevine. Mehmet oradaydı yine. Her zamanki gibi konuşulanları dinliyordu. Oturdum aralarına. Hoş beşten sonra Mehmet’e dönerek:
“Nasıl ama benim kazak?” Dedim.
Arkadaşlar çok ta anlam veremeden bazıları da ayıplarcasına bana baktılar. Aldırış etmedim. Devam ettim.
“Bak. Bak yakasının içine bak.”
Baktı.Etiketteki bilinen markayı gördü.
“Belli zaten ağabey mal kendini gösteriyor.”
Ayağa kalktım.
Önce montumu, peşinden kazağı çıkarmaya koyuldum.
Atletle kalacağımı sananların şaşkın ve tedirgin bakışları arasında çıkarttığım kazağı kabul etmek istemese de Mehmet’e verdim. Mehmet"in ve orada ki arkadaşların bakışları şimdi hayrete dönüşmüştü.
Aynı kazaktan bir tane daha vardı üzerimde. Buraya gelmeden önce iki kazağı üst üste giymiştim.
Uzun bir sessizlikten sonra sohbet yeniden başladı.
Ben o gün çok mutlu olmama rağmen hala bir kuşku var içimde.
Acaba Mehmet’de mutlu olmuş muydu? Yoksa ayıp mı etmiştim?
Ne dersiniz?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.