15
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
2218
Okunma
Allah “Yalnızsınız artık” dedi. “Ben karışmıyorum!” Uçurumun dibinde bekleyen trajedi, sabırsızdı. Dünyanın anlamsızlığını en iyi uçurumlar bilirdi. Ve yalancıları. Blöf yapanları da. Ah bu ne büyük saygısızlıktı ölüme.
//Evimize çıkan merdivenlerde seramik saksılar. İçlerinde sardunya ve begonyalar. İçlerinde beyaz filtreli izmaritler. Tekleri basamaklara dağılmış eski ayakkabılarımız da orada yüzükoyun yatmakta. Koşarak inmişiz de rüzgarımız kalmış merdiven dibinde. Annelerimizin gözleri rüzgarımızda. Birazdan ağlayacak gibi duruşları bu yüzden değil. Daha içlerinde dişlenmiş bir elma gibi çürüyor dertleri. Az kalsın unutacaklar. Hiçbir zaman atlatamayacaklar. Hamur kokusu sofamızda. Bir de geceden kalma sigara dumanı. İşte biz öyle mutlu bir diyardan geliyoruz.//
Yazarsam kalbimin dağlarına bahar gelecek diye umut ediyorum. Yaz gelecek, bu kasvet dağılacak. O zaman güneş çıkacak ve güneş bütün hüzünlülerin hamisidir.
Şu göğsümün bir yerinde endamlı bir orman var. Oraya yosun tutmuş bir mezar, eski bir kaya ve yıkık bir çeşme yakışırdı. Belki fırtınada kırılmış bir ağaç. Çürümüş bir kütük. Çatısı göçmüş bir kulübe...Taşlarının arasında acı otlar fışkıran bir duvar. Ve belki bir dere. Kenarında bir dal parçasına bilmem kimin mintanı takılmış bir dere...
Gittim ona. Yoktu. Çünkü öldü. Beş gün sonra bulunmuş ölüsü. Kahveci dedi. Eşek arıları burun deliklerine yuva yapmış. Büfeye bakıyordu, dedi. Büfede kalp ilacı, Menderes’in bir fotoğrafı iki de akide şekeri bulmuşlar. "Karıncalar pervazın altından akın ettilerdi. Yetişmeseydik Faruk Abinin ancak kemiklerini bulacaktık" dedi kahveci. Beş güne yetiştik diyor. Beş koca gün büfeye baktı Faruk Abi. Kimseye, hiçbir şeye değil aslında. Büfenin camındaki Faruk Abiye.
Şuraya mutluluğu çağrıştıran bir şeyler bırakalım. Belki orada çiçekleri kirli dünyadan ayıran kırık bir çit de vardır. Belki ileride bir kulübe, kulübenin içinde yapayalnız bir ihtiyar kadın da vardır. Belki kadının içinde boz renkli taş gibi, gri beton gibi, mor bir bulut gibi bir parça da keder vardır. Belki kederin içinde kapkara bir ölüm, sonsuz derinlikte bir kayboluş, açlık ve terkedilmişlik de vardır. Şuraya biraz daha siyah sürelim. Bakın, lanet olası bir hayat şekillenmeye başladı bile. Bunu hepiniz başarabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey etrafta olup bitene gözlerinizi kapatmak.
Evet, her güzel şey gibi bu güzel şeyin de sonuna geldik? Ne görüyorsunuz?
Ben o sandalyeye çıktım bir kere. O ipi boynuma geçirdim. O cellat sandalyeye tekmeyi vurdu. Siz aralıksız dua ediyorsunuz ve ölmediğim için şükrediyorsunuz. Oysa ben uzayan bir can çekişmeden başka bir şey yaşamıyorum. Kesin artık bencilce dualarınızı. Kalbiniz incinmesin diye sonsuza kadar çırpınamam. Bırakın o nefes kesilsin. Bırakın o boyun kemiği kırılsın. Dualarınız sessizce geri çekildiğinde benim için bütün bu çırpınış son bulacak...Bir ceylanın kırkbeş derece tutunuşla sarp kayalıklardan bir nehir kenarına inişi gibi, artık o güzel ülkeye gitmek istiyorum...
*
Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.