8
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1005
Okunma
Orta okul ve Lise yıllarımızda Tarih Dersi konularımız arasında Uygur Devleti de vardı ve bu devletin yıkılış sebepleri içinde en önemlisi şuydu: ’’ Uygurlar göçebe hayattan yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğu olmuştur. Yerleşik hayata geçince de hayvancılığı bırakıp tarımla uğraşmışlardır. Bunun sonucu olarak et yerine sebze ve tahılla beslenmişlerdir ve nihayet bu durum Uygurların savaşçı yeteneklerini kaybetmesine sebep olmuş ve ve veeee. Uygurlar et yemedikleri ya da az yedikleri için yıkılmışlardır.’’
Şimdi bu bilgi cebimizde olarak devam edelim.
Meğer Osmanlı Devletinin yıkılış sebebi de Uygurlarınkine oldukça benziyormuş.
Bugüne kadar Osmanlı Devletinin yıkılışı sebepleri arasında pek çok sebep gösterilmiştir mutlaka. Bu sebepleri tek tek sıralamayacağım. Lakin asıl sebep bunların hiç biri değilmiş. Asıl sebep Osmanlıların patates ile tanışması ve patates tüketmeye başlamasıymış.
Şimdi bu konuda yapılan bir araştırmaya bakalım:
Bu araştırmaya göre patates Osmanlı Devletine 1577 yılında girmiş. Peki Osmanlı Devletinde Duraklama Dönemi ne zaman başlar? 1579 ( Sokollu Mehmet Paşa’nın öldürülüş tarihi )
Yani Türkler Patates üretmeye ve tüketmeye başladıkları andan itibaren duraklama da başlamıştır. ( Hemen iki sene sonra )
Mesela Fatih, Yavuz, Kanuni dönemleri neden Osmanlı Devletinin en güçlü dönemleridir? Çünkü bu hükümdarlar Patates diye bir sebze tanımıyorlardı.
Peki Çanakkale’de, Kurtuluş savaşında büyük bir başarı ve zaferi nasıl elde ettik o zaman?
Bu sorunun cevabı çok kolaydır: Çünkü bu savaşlar sürerken çiftçimiz patates üretemedi. İçinde patatin denilen ve insanların kas gücünü zayıflatan bir bir madde olan patates işte o yıllarda üretilmediği ve tüketilmediği için büyük zaferler elde ettik.
Şimdi ’’ Sallama hocam ’’ diyebilir bazı okuyucular.
O zaman hemen belirteyim bu öyle basit bir iddia değil. Bu iddianın sahibi koskoca İngiltere’nin Devonshire Üniversitesinin koskoca Osmanlı ve Yakındoğu Direktörü Prof Herbert Smith ve yine dünyaca ünlü Arizona Stimson Üniversitesi genetikçilerinden Atekha Grimclaw’dır.
Şu ana kadar okuduğunuz bu yazı ciddi ciddi bir gazete tarafından haber yapılmış ve gazete ’’ Osmanlı İmparatorluğu patates yüzünden mi çöktü? ’’ diye sorduktan sonra şu yukarıda okuduklarınızı çok daha geniş olarak yayınlamış.
Oysa yapması gereken şey oldukça basittir.
1- İngiltere’de Devonshire Üniversitesi diye bir üniversite ve Herberth Smith adında bir Osmanlı ve Yakındoğu direktörü olup olmadığını araştırmak
2- ABD Arizona’da Stimson Üniversitesi diye bir üniversite ve bu üniversitede Atekha Grimclaw adında bir genetikçi var mıdır?
’’ Eee var mıdır ?’’ diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Hemen cevap vereyim o zaman. Yoktur.
Bu durumda?
Bu durumda yukarıdaki yazı bir vatandaşın yazdığı kurmaca bir hikayeden başka bir şey değildir. Ama gelin görün ki ülkemizin bir ulusal gazetesi bile bu hikayeye - biraz şüpheyle yaklaşsa da - atlamıştır.
Patatesle ilgili başka gerçeklere geçecek olursak...
Kristof Kolomb Amerika’yı keşfedene hatta ondan yaklaşık bir yüz sonrasına kadar Avrupa’da patates ( Başkaları da var ama konumuz patates... ) bilinmiyordu
Patatesle ilk tanışan Avrupalı İnkaları çok büyük ölçüde yok eden ama kendisi de onların bir suikastı sonucu geberen Pizzaro olmuş. Lakin Pizzaro bu bitkiye zehirli yiyecek gözüyle bakmıştı.
Pizzaro’nun gebermesinden sonra adamları 1560 Yılında patatesi gemilere yükleyip ilk kez İspanya’ya getirdilerse de İspanyollar bu bitkiye ’’Vahşilerin yiyeceği’’ dediler ve ne yetiştirdiler ne de yediler. Ancak ülkenin Fransa’ya yakın sınır bölgelerinde yaşayan köylüler patatesi aldılar ve yetiştirmeye, yemeye başladılar.
Patates giderek Fransa’ya doğru yayılmaya başladı. Lakin ilk etapta Fransızlar da patatesi sevmediler.
Daha sonraları İspanyol balıkçılar patatesi uzun avlanma mevsimlerinde beraberlerinde taşımaya başladılar çünkü her türlü mevsime dayanıklı, kolay bozulmayan, tadı sevimsiz de olsa (!) besleyici bir bitkiydi.
1601 Yılında bu balıkçılar patatesi İrlanda, Hollanda ve Belçika’ya taşıdılar. Yani bu üç ülke İspanyol balıkçılar vasıtasıyla patatesle tanıştı. Özellikle açlık ve yoksulluğun çığ gibi olduğu İrlanda patatese dört elle sarıldı.
1618-1648 Yılları arasında Avrupada hüküm süren 30 Yıl Savaşları aynı zamanda kıtlık ve açlığı da beraberinde getirmişti. Fakat oldukça ilginç bir durum vardı: Almanlar açlıktan bir milyonun üzerinde kayıp verirken İspanya, Belçika ve Hollanda’da insanlar açlıktan ölmüyordu.
Evet bu otuz yıl süren savaşlar sırasında krallar - ordunun ihtiyacı - diyerek çiftçilerin tüm tahıllarına el koydukları halde İspanya, Belçika, Hollanda köylüleri kıtlıktan etkilenmiyor, açlıktan ölmüyordu. Çünkü asillerin burun kıvırdıkları patatesi bolca üretip karınlarını doyuruyorlardı.
İşte bu tecrübe Avrupa Devletlerinin gözünü açtı. Bu bitki hayat kurtarıcı olabilirdi. O halde vahşilerin yiyeceği (! ) olsa da üretilmeli ve yenilmeliydi.
Yine de patatesin öyle hemen kabul edildiğini ve asillerin sofrasında yer aldığını söylemek mümkün değil.
İrlanda’da onca yoksulluğa rağmen hiç kimse açlıktan ölmezken İngiltere’de insanların açlıktan ölmesi Kral II. Charles’in uyanmasına sebep oldu. Öyle ya İrlanda’da olup da kendilerinde olmayan şey patatesti. İngiliz Kraliyet Akademisi 24 Kasım 1662 de yaptığı bir açıklamayla halka patates üretmesini önerdi.
30 Yıl Savaşlarında açlıktan ölümlerin en fazla olduğu Almanya’da İmparator Frederik 1774 de direkt “Kokusu ve tadı yok denilen patates özellikle savaş zamanlarında yaşanan kıtlık ve açlık yüzünden ölmenizi engelleyecek, sizi besleyecektir.Sevmeseniz de patates ekin ve hayatta kalın” Dedi ve böylece Alman milletinin bira ve patatesle beslenen bir millet olmasının ilk adımını atmış oldu.
Fransa’nın güneyinde ekilip tüketildiği halde kuzeye, özellikle de Paris’e girememiş olan patates için kral devreye girdi ve 25 Mart 1771 de Sorbonne Üniversitesi ’’ patates zararlı değil aksine faydalı bir bitkidir ’’ diye açıklama yaptı. Kilise ve rahipler patates’in Allah’ın insanlara en büyük lütuflarından bir olduğu yönünde vaazlar vermeye başladılar.
Kral 14. Louis, halkta, patatese sempati oluşturmak amacıyla yakasına patates çiçeği takıyordu. Kentlerin sokaklarında özel görevlendirilen bazı askerler de, sivil kıyafetlerle dolaşıp, “Kralın da sofrasında başlıca yemek patates” söylentisini halk arasında yaydılar.
Sonraki yıllarda, Kral 16.Louis’nin eşi Kraliçe Antoinette ( Şu insanlara ’’Ekmek bulamıyorsunuz pasta yiyin ’’ dediği iddia edilen kraliçe [ Külliyen yalandır aslında ] )de, benzer bir yöntem bulmuştu. Kraliçe, halkın ilgisini çekmek için saçlarına patates çiçeği takıyordu. Nedimelerinden başlayarak Fransız burjuvazisindeki kadınlara da, bu yöntemi önermesi sonucu, pazar yerlerinde patates çiçeği satılan tezgâhların sayısı bir anda arttı.
1786 Yılında Rus çariçesi II. Katherina ’’Patates ekin ’’ diye emretti lakin Ortodoks Rus kilisesi ’’ Patates, İncil’de adı geçen bir bitki değildir. Bu nedenle ekimi dinimizce aykırıdır’’ deyince çariçenin emri askıda kaldı. Ancak 1851 yılında Çar I. Nichola kendi malikanelerinin bahçelerinde patates üretmeye başlayınca halk da yavaş yavaş patates üretmeye başladı.
Peki Osmanlı devletinde?
Osmanlı Devletine patatesin gelişi oldukça geç olmuştur. 1850 li yıllarda Osmanlı ordusunda Patates 1850’lerde dahi Osmanlı ordusuna eğitim için gelen Alman general Moltke anılarında patates bulamadığı için çektiği özlemi anlatmıştır hatıralarında.
1890 larda ancak İstanbul’da tek tük görülen patates gerçek anlamda 20. Yüzyılın başlarında Anadolu’muza gelmiş ve adeta milli yiyeceklerimizden biri olmuştur.
...................................................................................................
Gelecek bölümde de Osmanlı Devleti- İngiltere,İrlanda ve patates üzerine hem acıklı hem de bizim için gurur verici bir olayı anlatmaya çalışacağım.