Derin anlamlar taşıyan
yeşil gözlerini gıdısına yerleştirdiği kemanını çalarken kendinden geçmiş gibi kapardı. Briyantinlenerek özenle taranmış saçlarından sıyrılmış birkaç perçem melodinin ritmine göre değişik yönlere savrulurken uzun parmakları görsel bir gösteri yapar gibi müziğe eşlik ederdi.
Kemana kıyamıyormuş gibi bir beden diline rağmen arada bir hoyrat gidiş gelişler… yayla teller arasında… Bazen acı çekiyormuş, bazen de yaşanabilecek en mutlu anlara şahitlik ediyormuş gibi değişkenlikler yaşayan yüz ifadesi, ellerini iki yanına indirdiğinde
dünyayla o anda ilişki kurmuş birinin ş
aşkınlığını ve saflığını taşırdı.
Öğrenciler, hayranlıkla ve büyülenmiş gibi izlerlerdi onu. Metin Bey, müzik derslerine kemanla giren ve onunla bütünleştiğini düşündüren bir müzik öğretmeniydi.
Küçük kız, öğretmenini izlerken kendini hayal ederdi onun yerinde. Kendisi çalardı sanki o anda hayatı boyunca hiç eline almadığı o kemanı.
Birkaç kez bu izlenimlerini paylaşan küçük kızının gözlerine dikkatle bakan
baba: “ Sen de keman çalmak ister misin?” dedi. Dünya durdu sanki. Çok sevindi.
“Öğretmeninle konuş, ders vermeye kabul ederse, ben gelir görüşürüm.” dedi
babası. Sabaha hayallerinin eşliğinde yarı
uykulu kalktı küçük kız.
Uçarak gitti sanki okula. O gün müzik dersleri vardı, önce konuşmak istedi öğretmeniyle. Öğretmenler odasının önünde Metin Bey’in çıkmasını bekledi. Çıkmadı öğretmeni. Kimselere de soramadı, sınıfına döndü.
Müzik dersler boş geçmeye başladı. Küçük kız, öğretmeni sınıf değiştirmiş olabilir mi diye diğer sınıfları dolaştı. Öğretmenleri hiçbir derse girmiyordu. Gidip idarecilere sormaya cesaret edemedi. Aylarca sürdü bu amansız takip.
Bir gün, Metin Bey’in okula döndüğünü duydu. Yüreği sıkıştı sevinçten, yerinde duramadı. Ertesi gün müzik ders saatinde kendisini çok sevdiğinden emin olduğu öğretmenini sınıf kapısının önünde beklemeye başladı.
Uzaktan gelen sanki b
aşkasıydı. Çok zayıflamıştı, omuzları çöküktü ve gücü yokmuş gibi ağır ağır yürüyordu bir elinde kemanı diğer elinde yayıyla…
Kapının önüne gelince çok sevdiği öğrencisinin onu dışarda beklemesinden çok mutlu olduğu yansıdı yüzüne. Küçük kızın başını sevdi, hatırını sordu. Kısa cevaplardan, gerisinden b
aşka bir şey geleceğini tahmin etmiş gibi: “Bana bir şey mi söyleyeceksin?” dedi.
Küçük kız, birden heyecanlandı ve : “Uzun süre sizi göremeyince çok merak ettik öğretmenim.” dedi.
Öğretmen, asıl cümlenin bu olmadığını anlayarak : “B
aşka?... “ dedi. Küçük kız:
- Ben de sizi gibi keman çalmak istiyorum, sizden ders alabilir miyim diye
babam sormamı istedi öğretmenim. Bana ders verir misiniz?” dedi.
Bir müzisyenin ince ruhu ve nazik tavırlarıyla tüm çevresince tanınan öğretmenin birden bütün yüz ifadesi değişti. İçinde kopan fırtınalar sesinden koridorlara yansıdı. Kontrolünden çıkan hareketlerle iki elini ve başını yakarır gibi yukarı kaldırıp bir an durdu ve ardından ondan hiç kimsenin beklemeyeceği sert bir tavırla ellerini öğrencisine doğru uzatarak ve avazının çıktığı kadar sert bir sesle bağırdı:
- “Git başımdan!... Bu
Allah’ın cezası beni dert sahibi yaptı, ben kimseyi dert sahibi yapmayacağım!” dedi.
Küçük kız ne olduğunu anlamadı, ama o kadar utandı ve üzüldü ki soru bile soramadı. Gözyaşları onu dinlemedi, ağladığını kimse görsün istemezdi ama olmadı. Kapıyı açtı, öğretmeninin önünde girdi sınıfa, ıslak gözleri ders boyunda ayaklarını seyretti.
Bir daha müzik dersinde öğretmeninin yüzüne hiç bakmadı. Hayal de kurmadı. Dersin bitmesini bekledi sabırla. Gitgide zayıflayan ve güçsüzleşen öğretmeni de ona bakmamaya özen gösteriyordu.
Orta okulun son sınıfı bitti birkaç hafta sonra. Küçük kız, lise için o okulda kalmak istemedi ve bir daha da oraya hiç uğramadı. Yüreğinde kocaman bir eziklik ve neden bunu yaşadığına cevap veremeyen, beynini kemiren sorularla geçti yılları.
Öğretmen oldu, içindeki müzik tutkusunu bastırdı ve yaşananları unutmaya çalıştı, beceremedi. Yıllar sonra öğretmen arkadaşlarıyla bir sohbette adı geçti Metin Bey’in. Kulak kesildi. Duydukları kanının akışını durdurdu sanki.
Öğretmeni, gırtlak kanserine yakalanmış ve doktorlar ona keman çalmayı yasaklamışlardı ama o bunu yapamayınca tedavisi istenen sonucu vermemişti. Bu yaşananlardan bir iki yıl sonra
sevgili kemanından ayrı kalmaktansa yaşamamayı yeğlemiş bir müzisyenin vakur duruşuyla gözlerini kapamıştı Metin Öğretmen.
İçi ezildi bir an. Yıllarca içinden geçirdiklerinden utandı, öğretmeni gözünde büyüdü bir dev oldu!..
- “Affet beni öğretmenim, bilemedim.” dedi sessizce ağlarken Metin Bey’in küçük öğrencisi.
28.04.2017 Serap IRKÖRÜCÜ