1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
496
Okunma
Kimsenin inancına karışmak gibi bir niyetimiz yok elbette. Neye inanmanız gerektiğini, ya da neye inanmamanız gerektiğini de siz bilirsiniz.
İnsanın fıtratında bağımsız olmak kadar bir şeylere inanma ihtiyacının da olduğunu biliriz. Ne kadar inanmamak istese de kendinin dışında bir güç, hem de büyük bir güç olduğunu anlamamak mümkün görünmüyor. Ne kadar kaçsa da, ne kadar inkar etse de bu gerçekten kaçamaz insan.
Efendim, Hz. Ali’nin bir inançsıza söylediği sözden yola çıkarak Allah inancı üzerinde duracağım. İnancımız tam olmasına rağmen birilerini dediği gibi farz edelim ki, öbür dünya yok, Allah yok… böyle ise inançsızla bir müminin durumunu karşılaştıralım.
Bu durumda inançsız dünyada kafasının estiği gibi yaşayacak, hiçbir sınırlandırma olmadığı için mantığı doğrultusunda hareket edecek, içki içmekte bir sakınca görmeyecek, zina onun için sıradan bir şey olacak. Dinlerin getirdiği evrensel değerlerden bir kısmına kendisi de ulaşabilse bile birçoğunun onun nazarında anlamı olmayacak. Böyle yaşayan inançlı veya inançsız birçok insan var ve onların mutlu olduğunu iddia etmek pek mümkün değil. Çünkü, hiç bir zaman nefsi onu rahat bırakmayacak, her şeyin en çoğunu isteyecek, tatmin edemediği duyguları nedeniyle dünyası zehir olacak.
İnançlı kişi ise kendisine verilen düzen sayesinde belki nefsinin birçok isteğini karşılayamasa da huzurlu bir hayat yaşayacak, kendisiyle birlikte Allah yolunda hareket edenlerle mutlu bir dünya hayatı yaşayacak.
Ölüm gerçekleştiğinde ise inançsız için, iddia ettiği şey hakkında haklı çıkma durumu bile olmayacak; madem ki ölüm her şeyin sonu ölür ölmez haklı olduğunu bile anlayamayacak bu zavallı adam.
İnançlı ise dünyadaki huzuru ile kalacak. Kaybettiği hiçbir şey olmayacak.
Ya varsa!