8
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1219
Okunma
Bizim televizyonumuz yoktu. O günlerde televizyonsuz evler televizyonlu evlerden çoktu aslında. Gittiğimiz misafirliklerde evin baş köşesine kurulmuş dantel örtü altında görmüştüm bu büyülü kutuyu. (Büyülü kutu diyorum, büyüsü marifetinden değil üzerimizde oluşturduğu Vizontele etkisinden.) Ama hiç izlememiştim. Ev sahibinin televizyonunu kurcalayacak kadar yaramaz, ille de izleyeceğim diye tutturacak kadar da şımarık değildik demek ki. Battal Gazileri, Tarkanları, He-man’leri arkadaşlardan dinlerdim. Anlatanın da dinleyenin de adeta yaşadığı filmleri sonradan izlediğimde aynı etkiyi yapmadı nedense.
Bir eylül sabahı öğretmenimiz Naim Süleymanoğlu’nu izleyemeye götüreceğini söyledi. Halterde dünyanın en iyisi, olimpiyatlarda ülkemizi temsil edecekmiş. ‘‘halterin, olimpiyatın’’ ne olduğunu bilmiyordum ama Naim Süleymanoğlu’nu tanıyordum. Radyodan, 19 haber bültenlerinden dinlemiştim Türkiye’ye geliş sürecini. Adı sık sık Turgut Özal’la anıldığını anımsarım.
Köyün kahvehanesinde izleyecektik.Heyecanla yola koyulduk. Naim’i, halteri merak ediyordum ama en çokta televizyonu belki de. Kahveye vardığımızda bir kenara ilişmiştik hemen. Tam zamanın da gelmiş olmalıyız ki kafamı kaldırır kaldırmaz göğsünde ay yıldız, mavi mayosuyla O’nu görmüştüm. Yanındaki adamlardan çok kısa boylu olduğu anlaşılıyordu. Onlardan ayrılıp podyuma çıkarken elini beyaz bir toza buladı. Sıkı sıkı sardı, adeta yapıştırdı ellerini halterin demirine. Bir kaç kez saçlarını üfledi ve ağzını açtı hem de kocaman. Dualar ediyorduk onun için, duyar diye cesaret sözleri söylüyorduk. Hepsini toplamış olmalı ki kapattı ağzını yüklendi hayallerimizi, umutlarımızı… Kaldırdı bütün dünyanın ağırlığını. -Aslanım benim, işte bu- naralarıyla coştuk. Koparmalar, silkmeler, rekorlar…, hepsi geldi, gitmeye hazırlanırken gözümüz hala televizyonda madalya törenindeydi. Bir sesle arkama döndüm ve dondum kaldım. Ne zaman kodlandı bilmiyorum ama İstiklal Marşıyla bayrağımızın göndere çekilmesi tüylerimi diken diken etmişti.
Dönüş yolunda hepimiz halterci olmaya karar vermiştik. Hatta biz Naim’den daha fazlasını kaldırabilirdik.Okul çıkışı eve gittiğimde ilk işim eski araba tekerlerine tahta sopaları geçirip ağırlık yapması için de içine kum doldurarak çalışmalara başlayışım oldu. Ellerime kireç tozu sürdükten sonra sıkıca barı tutup saçımı da bir kaç kez üfleyerek kaldırıyordum. Her seferinde bir rekor kırıyordum. Başka çocuklar da bir yerlerde benzer şeyleri yapıyordu belki de.
Halterci olamadık. Ama halteri sevdik. 92 Barselona’da, 96 Atlanta’da, 2000 de Sidney’de izledik Naim’i. Sonra Halil Mutluları, Nurcan Taylanları…
Olimpiyatı, halteri, koparmayı, silkmeyi öğrendik. En önemlisi İstiklal Marşıyla bayrağımızı göndere çektirmenin tarifsiz gururunu…
Teşekkürler NAİM SÜLEYMANOĞLU, Teşekkürler SAÇLARINI ÜFLEYEN ADAM.
Mekanın cennet olsun… 19.11.2017