Tek başımıza yiyecek bulacak bir yaşa geldiğimizde
annem, bizi terk ett. Artık biz iki
kardeş yaşamak için birlikte mücadele verecektik. Çok zor günler geçirdik, tehlikeler atlattık. Annem gibi bir kılavuzdan yoksun olmamız bunların nedeniydi. Her şeye rağmen yıllarca ayakta kalabildik.
Beş yaşındaydım. Mevsim bahardı. Canlıları tatlı tatlı ısıtan
güneş, aynı
zamanda bir gevşeklik de veriyordu. Karnım açtı, etrafta yiyecek aramam gerekiyordu. Ama tembelliğe teslim olmuştum çoktan. Uzandığım yerden beni kaldırmak için çok uğraşan Aslancık, en sonunda tek başına gitmeye karar verdi. Aylaklık yapacaktım bugün ve hiç bir güç beni bundan alıkoyamazdı. Uyumuş kalmışım.
Aslancık ayağımdan çekeleyince gözlerimi hafifçe araladım. “Git buradan!” anlamında ona hırladım. Onun ise gitmeye hiç niyeti yoktu. Ayağımı çekelemeyi bırakıp kulağımı, sonra da kuyruğumu çekelemeye başladı. Tamamen uyandım, doğrusu aylakça çıkaracağım zevkimin içine etmişti süt
kardeşim.
Ayağa kalktım, o hâlâ çekelemelerine devam ediyordu. Gözlerine baktım, kötü bir olay olmuştu galiba. Üzgün ve kızgın olduğu belliydi. Kafasıyla onu takip etmemi işaret etti. Peşine düştüm. Birkaç sokak ve bahçeden geçip ağaçlıklı alana geldik.Ortalıkda çıt çıkmıyordu önce; sonra bir keklik öttü. Aslancık, etrafta aranmaya başladı, her tarafı koklayarak. Benim de burnuma hem
annemin kokusu hem de kan kokusu geliyordu. Sonunda
annemin kanlar içindeki cesedini buldu. O bem
beyaz tüylerinin yarıdan fazlası
kırmızıya boyanmıştı. Vücudunda çok sayıda yara izi ve kafasında bir kurşun deliği vardı. Anneciğimize önce işkence yapmışlar, sonra da tabancayla öldürmüşlerdi.
Annemin ölüsüne sarıldım, belki canlanır diye ötesini berisini çekiştirdim, kafasındaki incecik tüyleri yaladım. Hiçbir tepki vermemişti. Yanına uzandım. Aslancık da aynısını yaptı. Hava kararıncaya kadar öyle bekledik. Cansız bedenine son bakışlarımızı gönderip oradan ayrıldık. Ertesi gün aynı yere gittiğimizde
annemin ölüsünü orada bulamadık.
(Devam edecek..)