5
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
755
Okunma


Hafta sonu tatilinin Pazar akşamında elbette ki kimsenin tadını kaçırmak istemem. Ben istemesem de bu kocaman toplumda kim bilir kimlerin ağzının tadı kaçmıştır beklenmedik umulmadık çeşitli nedenlerden dolayı.
Ölüm denen tartışılmaz gerçeği sıkça düşünürmüsünüz bilmem ama benim aklımdan hiç çıkmaz desem inanın bana.
İnsanın öyle durduk yerde ölümü istemesi sağlıklı bir durum değil pek tabi ki. Derin üzüntüler şoklar yılgınlıklar içinde olsa bile “Her şeye rağmen hayat yaşamaya değer” sözü gelir arkasından bir süre sonra. Ve hayat devam eder gizemli akışıyla gündüz gece…
Benim ölüme karşı bu denli sıcak bakmamın baş nedeni; çok değerli önemli özel ve yokluklarını her geçen gün çok daha fazla hissettiğim o güzeller güzeli insanlarla bir araya gelebilme umudundan başka bir şey değil.
Şevket Rado’nun şu nefis dizelerinde olduğu gibi benim de içim bir kör düğüm…
Sevdiklerim özlediklerim gibi huzuru da bulamıyorum ölüp bittiğim yağmurlarda bile…
Öyle uzak ki yerim,
Uzakları aşıyor,
Bütün özlediklerim,
Benden ayrı yaşıyor.
Ya her şeyim ya hiçim,
Sorma dünyam ne biçim,
Bir kördüğüm ki içim,
Çözdükçe dolaşıyor.
Canım Oktay Akbal’ ı yitireli bir yıl oluyor. “Önce Ekmekler Bozuldu” kitabını bir kez daha okudum bir nedenle bu gün. Edebiyata verdiği uzun yıllarına göz atacak olursak; çeşitli dallarda yazdığı onca kitabını gazete yazılarını ve daha pek çok çalışmalarını okurlarıyla paylaşmanın huzuru yüreğinde öylesine yer etmiş olmalı ki Ölüm yatağında yazdığı son yazısının adı da HUZUR.
Ne oluyor bana. Deprem mi, yer sarsıntısı mı, dışardan gelen kamyon sesi mi? Ama bir şey var, içimde bombalar patlatıyor. Kurtuluş artıyor. İstanbul’un Kurtuluş’u değil de bambaşka...
Sonunda çareyi buldum. Yazmak, yine yazmak. Okurlara değil kendime. Hep kendimle konuşmayı, dertleşmeyi istemişimdir. Birkaç uzun süren hastalık geçirdim. Biliyorum bir süredir ayakta da durmak zorluğundan odamdan, daha doğrusu koltuğumdan ayrılamıyorum.
Bu benim bugünkü hikâyemin başlangıcı. Bir başlarsın, tutamazsın sonra. Gider gider, gittikçe ilerler. Hani bir başlasam derler ya. Başla, bitirse o olacak. Kime seslendiğini biliyorsa doğru, ya kimseyi ilgilendirmiyorsa sözcüklerinin yan yana gelmesi. Olsun, öyle de olsa bir anlamı vardır. Bu anlam sözcüğü çok şey ifade ediyor. Bir aramakla geçer yaşam derler. Yaşamın kendisi de bir aldatmaca değil mi?
Ben masalları sevmem. Hep iyiye güzele doğru yazılar yazıp içimi dökerim. Olanca içtenlikli aydınlığımla. Bir an ölüm gelmeli dersin. Ama gelmez. Onun da bir sırası mı vardır insana sunduğu. O kadar işte; otur kitabını oku, dışarısını seyret. Bak bir dost geldi durup dururken beni o eskimiş günlere götürdü. Becerdi ama içimde umut diye bir şey varsa, onu da yıktı, çökertti. Niye hep kendin, hep kendi duyarlılığın mı? Sen de benim gibi düşünmüyor musun; bu şubat, ya da mart sabahında pencereyi aç biraz soluk al. Nefes nefese tıkanmaktan sıyır kendini. Bu bir hasta raporu gibi. Gerçekte hepimiz hastayız, ölçüden ölçüye.
Ah şu daktilo önünde bir daha. Yıllar geçmiş sanki, onunla son buluşmamız gibi. Bitir sen şu karmakarışık duyguları, bir huzur bulabilsem...
( Huzur içinde ol. Ne seni ne vefalı daktilonu asla unutmadık.)