10
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
1192
Okunma

Hani bir şarkı vardır: ‘’Yalan dünya yalan imiş’’ Diye. Yalan dünya yalan olduğu gibi sanal dünya da yalan imiş. Hatta sanal dediğimiz bu dünyadan arkadaş olduğumuz pek çok kişi ile gerçek hayatta da tanışıyor olmamıza rağmen tamamen yalan bir dünya imiş.
Aşağı yukarı her gün bir yazı ya da şiiriyle bu sayfada olan Sami Biberoğulları, günlerdir siteye, kendi sayfasına uğramıyor ama sadece bir iki arkadaş arayıp ‘’Hocam nerelerdesin. Senin için endişe etmeye başladım.’’ Diye soruyor.
Neyse…Bela, musibet, dert..Adına ne derseniz deyin. İşte onlar benim ayrılmaz bir parçam oldukları için bünye onlarla bağışıklık kazandı galiba. O bakımdan beni bırakıp ana mevzuya geçelim.
*
Bu ayın on altısında bir arkadaşımız ‘’ Örtünmeyen Kadının kocası ne yapmalıdır?’’ Başlıklı bir yazı yazmış sitede. Ben daha yazıyı okumadan ‘’
Yazık ki cevabı yaklaşık 800 sene önce verilmiş bir soru üzerine kalem oynatmış arkadaş’’ Dedim.
Evet..sekiz yüz sene önce Mevlana Celaleddin Rumi bakın ne güzel özetlemiş şu örtünme meselesini:
Fih-i Mafih adlı eserinden bizzat kendi kaleminden dinleyelim:
‘’Örneğin, bir somun al, koltuğuna koy, sakla, ‘’Bunu kimseye vermeyeceğim ‘’de; ‘’Vermek şöyle dursun, göstermeyeceğim’’ de.
Ekmek, bolluğundan, ucuzluğundan yerlere dökülüp saçılmıştır, köpekler bile yemiyor, ama vermemeye, göstermemeye kalkıştın mı, bütün halk ona düşer; ‘’Sakladığın, göstermediğin o ekmeği mutlaka göreceğiz.’’ diye yalvarmaya, seni kınamaya, sövmeye koyulur.
Hele yenine sakladığın, vermemeye, göstermemeye savaştığın o ekmeğin peşine öylesine düşerler ki bu düşkünlük, ölçüyü, sınırı aşar, gider.
Çünkü "insan yasaklandığı şeye düşer." Kadına "gizlen" diye emrettikçe onda da kendini gösterme isteği çoğalır durur. Halkın da, o kadın ne kadar gizlenirse, onu görmek isteği o kadar artar.
Şu halde, sen oturmuşsun, iki tarafın da isteğini kızıştırıyorsun. Sonra da bunu doğru düzen bir iş sanıyorsun; oysa ki bu iş, bozgunculuğun ta kendisi.
Eğer kadınının mayası temiz ise -yapma desen de, demesen de- iyi huyuna, temiz yaratılışına uyacak, ona göre hareket edecektir o. Bırak, işkillenme sen. Yok, tersine, mayası pis ise gene kendi yolunu tutacaktır o.
Gerçekten de "Yapma, etme, görünme" demek, isteği arttırır ancak; başka şeye yaramaz. ‘’
Arkadaşın yazısını okumadan önce ‘’ Bu arkadaş, bu yazısına bir tek kendisini destekleyen yorum alamaz’’ dedim ki yorumları okuyunca ne kadar haklı düşündüğüm ortaya çıktı.
Hiç kimse onu desteklemezdi zira ne zaman birileri çıkıp da bu topluma ‘’Ali Ata Bak’’ Demeye kalksa toplumun tepkisi tam tersi yönde olmuştur.
Hatırlayın 1983 yılında seçimlere üç parti ile girdik: MDP, ANAP, SHP…Seçimlerden bir kaç gün öncesine kadar herkes seçimden MDP nin birinci parti olarak çıkmasını bekliyordu ama Kenan Evren’in Tv den açıkça MDP ye oy istemesi MDP yi birinci değil sonuncu yaptı.
Yine hatırlayın, bir ilahiyatçı ‘’ Kadınların kahkaha atması ahlaksızlıktır. Dinen günahtır.’’ Dedi, kadınlar profil resimlerini kahkaha atan kendi fotoğraflarıyla doldurdu.
Sapığın biri bir belediye otobüsünde şort giyen bir kadını tekmeledi, hemen akabinde pek çok bayan şort giyerek dolaşmaya başladı.
Bir başkası satranca taktı kafayı. Satranç oynayanı direkt cehennemlik, seyredeni de ‘’Domuz eti yemiş gibidir’’ ilan etti ama gelen tepki çok farklıydı. Satranç bilmeyenler öğrenmeye, hayatında domuz eti yememiş olanlar ‘’ Bir tadına bakmalı nasıl acaba?’’Demeye başladılar.
Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette. Hatta sayılamayacak kadar örnek sıralayabilirim.
İnsanımız artık ‘’Ali ata bak’’ dendiğinde hemen penceresini açıp ‘’Sağda solda bir at var mı acaba?’’ diye ya da ‘’ Ata bak dendiğine göre bu atta bir keramet var. Hemen bakayım’’ Düşüncesiyle hareket etmiyor. Yani devran değişti.
Devran değişmesine değişti ama bazılarının kafası değişmedi.
Yeni nesil tabii ki bilmez. Bizim zamanımızda gaz ocakları vardı. Bu gaz ocaklarının kafası ( daha doğrusu meme denen ufacık aksamı ) sık sık üzerinde pişen yemeklerin yağları sebebiyle tıkanırdı. O zaman gaz ocağı iğnesi denilen bir şeyle bu tıkanıklığı giderirdik. Ancak iğne ile giderilmeyince de kafayı değiştirirdik. İşte o zamanlarda bir türlü kafa yapısını değiştirmeyen, hep koyduğum yerde otlayan tipli insanlara ‘’Gaz ocağı kafalı ‘’ derdik. O devirlerden bu günlere yarım asır geçti. Gaz ocağı çoktan antika eşyalar arasına katılmış olsa da gaz ocağı kafalı insanlar varlıklarını muhafaza ediyorlar maalesef.
Bazı insanlarımız hâla profil resimlerine ‘’ Hayır’’ yazısı koymakla ya da tam tersi ‘’Evet’’ yazmakla insanların -yapılacağı artık kesin olan- referandumda oylarını etkileyeceklerini sanıyorlar.
İşin doğrusu 12 Eylül 2012 Referandumunda evetçiler ve hayırcılar bayağı bir profil yapmışlardı evet- hayır yazılarını ama şimdi bakıyorum evetçiler çok fazla takmıyorlar profile mrofile. Hayırcılar ise eski kafa. Onlarda değişen bir şey yok.
Profil resmine ‘’Hayır ‘’ yazmakla evetçi bir vatandaşı hayırcıya dönüştürebilmek mümkün müdür? Çok zayıf ihtimal de olsa mümkündür. Ama… İşin aması var.
Yapılacak oylamada vatandaşın çok büyük bir kısmı neyi oylayacağının bile farkında değil. Yani çıkın sokağa rastgele vatandaşa sorun: ‘’ Parlamenter sistem deyince ne anlıyorsunuz? Başkanlık sistemi sizce nedir?’’ Hepsinden geçtim ‘’ Yasama, yürütme ve yargı nedir? ‘’ Diye sorsanız belki yargı hakkında bir iki kelam eden olacaktır. Ve o insanlar içinde bazıları daha yasama, yürütme nedir bilmeden on sekiz yaşında bu milletin vekili olacaklar…
Peki vatandaş oyunu neye göre belirliyor?
Vatandaş, genel olarak iki şeye bakıyor: 1- Taraftarı olduğu partinin lideri ne diyor. 2- Gerçek ya da sanal dünyadan tanıdığı insanlar ne diyor.
Demek oluyor ki bir vatandaş ‘’Aaaa yahu Ahmet abi/ Ayşe abla hayır diyormuş. Ben de hayır diyeyim’’ Diye düşünüp oyunun rengini değiştirebilir az bir ihtimal olsa da… İlle velakin siz o insana ‘’ Ulan koyun ! Daha önceki referandumda ve genel seçimlerde, yerel seçimlerde oyunu ( dolayısıyla şeref ve haysiyetini) iki torba kömür, dört paket makarnaya sattın. Şimdi de aynı şerefsizliği yapma’’ Diyerek peşin peşin insanların onur ve haysiyetine hakaret edersiniz profil resminize istediğiniz kadar hayır yazın değişen bir şey olmayacak, tam tersine daha önceki seçimlerde yaşanan hezimet ve hayal kırıklığını yaşayacaksınız. Yani öncelikle seneler önce tıkanmış olan o kafayı değiştirmeniz gerekiyor.
Bir referanduma giderken hâla yukarıdaki karikatürler sosyal medyada dolanıp duruyorsa olacak olan şeyi açık açık söyleyeyim: Sandıktan evet çıkar ve hayırcılar yine ‘’ Bu millet şerefsiz ya. Namus ve şereflerini iki torba kömüre, dört paket makarnaya sattılar’’ der durur.
Onlar öyle deyince karşı taraf ‘’Koyun dediniz biz de koyduk’’Diye cevap verir.
Buna cevaben ‘’ Memleketin geleceğine, koydunuz şerefsizler’’ denir.
Ona cevaben….Yılan hikayesi vesselam. Yani: Sıkılmış kotun davası…
İnsanların karşısına geçip ‘’ Koyun ! Nedir oyun?’’ diye sorarsanız. Alacağınız cevap da ‘’ Hele bekle…Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu’’ olur. Farklı bir şey beklemenin mantığı var mı?
Konunun daha net anlaşılması için ibretlik bir hikaye ile noktalıyorum.
1972 yılında liseden mezun olan Joe Morgan ,Kenya’da tatildeydi. Joe ormanda gezerken . Tek ayağını kaldırmış bir fil e rastladı.. Fil in canı yanıyor gibiydi. Joe onun yanına dikkatlice yaklaştı. Dizinin üzerine çöküp filin ayağına baktı. Büyük bir parça odunun filin ayağı battığını gördü. Yavaşça odunu filin ayağından çıkardıkları sonra fil ayağını yere basabildi. Joe’ya dikkatlice bakan fil, hortumunu kaldırarak uzun uzun öttürdü ve yürüyerek uzaklaştı .
30 yıl sonra Joe ailesiyle birlikte Bir hayvanat bahçesine gitti . Fil bölümüne geldiklerinde fillerden biri Joe ve ailesine dikkatlice baktı ve ön ayağını kaldırıp yere indirdi. Bu hareketi Joe’ya bakarak bir kaç kez tekrarladı.
30 yıl önceki olayı hatırlayan Joe bu filin aynı fil olup olmadığını merak etti . Emin olmak istiyordu . Cesaretini topladı . Üstü açık alçak duvardan atlayarak filin yanına gitti ve fili gözlemlemeye başladı .
Fil Hortumunu öttürdü ve Joe’ nun bacağına doladı.
Joe ‘’Aman Allah’ım bu fil o fil ‘’ Dediği anda fil onu hortumuyla tutup havaya kaldırdı.
Sonra ... Korkuluklara hızlıca çarparak onu oracıkta öldürdü.
Demek ki hayvanat bahçesindeki fil aynı fil değilmiş.
Bir ton laf ederek anlatmaya çalıştığım şey işte bu: Fil aynı fil değil.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.