21
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
2512
Okunma


_Dört yanı suyla çevriliyken batmayan karaya ada, dört yanı kadınla çevrili iken helalinden başkasına bakmayana adam, deniyor. / Neşet ERTAŞ
Şaka şaka... Usta dememiş böyle bir şey. Döve döve değil, seve seve kulak çekenlerden o. Şöyle demiş;
"İki büyük nimetim var
Biri anam biri yarim"
Su, ada, adam, kadın, hürmet, nimet, var , yâr vs. Tanımlamalara girmeyelim şimdi. "Kadın insandır, biz insanoğlu," diyen de aynı yürek, aynı fikir. Kadınları kadınlığından utandıran kadınlar yok mu? Var. Adamlığını kendilerine ezdirenler kadar çok veya az, var onlardan da.
_Sağına dön, bak şimdi. Sonra soluna bak. Hayata verdiğin bu selamda, yanıbaşında olup, varlıklarıyla gururlandıkların kadar utandıklarına da denksin. Onların tamamı belki bir senken, her birisi tek tek sensin. / Şems-î Tebrizi. Bu da şaka. Mevlana’nın Güneşi şöyle diyor bu hususta;
"Hayatta her şey olabilirsin; fakat mühim olan hayatın içinde insan olabilmektir.”
_Sağına soluna verdiğin o selamda, arkanda kaldığı için göremediklerin ve önünde görmeyi umdukların kadar güzel ya da çirkinsin. Geride kalanlarının tamamı kurtulduğun yükün değildir belki ama yarınlarında göreceklerinin hak ettiğin olacağı kesin. /Mevlana desem inanacak mısın? O, bu kadar uzatmaz; "İnsanın değeri, aradığı şeydir," der, bitirir sözü.
_Ruhun zafiyetleri Freud’un annesiyle babası tanışmadan önce de vardı. Bugün hâlâ iyiden güzelden bahsedebiliyorsak, açlığını iradesiyle örten ruhlar sayesindedir. Zafiyetleriyle başa çıkan iradeye insan deniyor. Ne kadar süslersen süsle, aklın bu yanında kendine rağmen başarmış insan, öte yanında yarım yarım arıza... / Montesquieu mü ? Tabi ki hayır. "Hayatta başarılı olmak için akılsız görünmeli, ama akıllı olmalıyız." derken; muhterem pek edepli görünmüyor, değil mi?
_Dünlerinde bıraktıklarının tamamı sana yüktüyse bile bu onların senden daha az değerli oldukları anlamına gelmez. Sarraf olsan, altından başkasını tartmazdın kefende. Yunus olsan, sen seni kendinle ölçer, başkasına sormazdın. Hem boş ver asırlar evvelini, çağa gel. Kendine gel. Bağa gel, bostana gel. Nereye gelirsen gel, ancak Veysel’e sapmadan, Ertaş’a uğramadan gel. Onların kıyısından geç git ötelere, geldiğin ve olmakta ısrar ettiğin gibi. Tarifleri kirletme. Dostluğa bulaşma mesela, sanata ilişme. Şiir giyinme, örneğin türkü çığırma, aşka soyunma sen. Kelimelerin köküne kıran girmedi ya git başka isim bul kendine, insan deme. Soyunu utandırıp dayınla övünme. Ömür denilen yolda gerinde kalanlarının yarısı bıraktığınsa, yarısı taşıyamadıkların olabilir mi, düşün. Ya ömrünün şimdisini paylaşanlar? Onları tasniften önce, yüreğini tart derim. Kendim derim bunu, kimseye dedirtmem. Ben, bunu bir sana derim ve bilirim elbette sevilmediğim yüreklerde yüzüm, özüm gibi sözümün on pare etmediğini. Olsun. Kendime der gibi derim yine de.
_Korkma, dilimin öfkesinden sütüm korur. / Annem.
Bu cümlenin harfiyle bile oynamadım. Eksiği var fazlası yok. Ninem, beddua niye ediyorsun, kalk bir güzel döv daha iyi uşağı dediğinde, annem böyle söylerdi.
_Galiba biz kadınlar, sevgiliye de anneyiz. Yürek kabartılarımızda dilimizle canlarını yaktıklarımız boşuna endişelenmesin. Zaman zaman dalgalansa da aklımız, biz -değil sevgimizi- acılarımızı dahi öksüz bırakamayız.
"...
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini..." bilir ve kabullerimizi yaşarız. Sevgimizin zerresi yeter sevdiklerimizi ve sevenlerini kendimizden korumaya. Yeter ki severek gitsin gidenlerimiz. Yeter ki sevebilsenler.
_Biz boyumuzu aşmayan zafiyetlerimize eğilmez, yenildiklerimizi inkâr etmeyiz. Önce kendimizi öldürdüğümüz arenalarda başka kurban istemeyiz. Biz kim miyiz? Psikanlistlere kafa tutan serseri çocuklarıyız çağın. Kadınız. Aklı mecnun kılan aşkların, saçı uzun sözcükleriyiz.
Yani biriciğim,
_biz susarsak, seviyorum diyemediğimiz adamlara susarız. Saygıdan ya da korkudan olsaydı keşke ya değil. En çok ikisi benzer oysa sevmelerimize ve sevmemelerimize.
“Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.” diyor, “Yazmasaydım deli olacaktım,” diyen Sait Faik Abasıyanık da.
_Ne çok söz söylenebiliyor, insan ve sevgi üzerine, görüyorsun. Dilin kemiği yok, evet O da insanın fikrince dönebiliyor nihayet. Kavram yapbozlarında büründüğün o kalabalık maskeler, bozkır bozlaklarının "ay dost çığlığı" kadar yürek inletmiyor. "Kavmin yanlış tufanlardan geçip duruyor ve sen gözlerime baka baka aşk diyorsun ya hâlâ; insan fena soğuyor insanlığından.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.