….
"İşten çıkınca bize uğradın ya bahçede konuştuk hani. Hayatım iyi misin!? Korkmak üzereyim!" Emrah bir kaç saniye pencerenin önündeki
siyah perdelere daldı.
"Allah’ım sen bizi koru. Zehra ben dün gece işten çıkıp eve geldim hemen. Çıkınca da seni arayıp eve geçiyorum dedim o kadar." Zehra da korkmuş bir şekilde,
"Dün gece beni aramadın ki..." dedikten sonra Emrah’ın yüzüne yaklaştı.
“Belki de aramışsındır.” Emrah tedirginleşip bir adım geri attı. Zehra
gülümseyip bir adım daha yaklaştı.
“Belki de başka biri aramıştır.” Bakışları Emrah’ı delip geçer gibiydi. Emrah uzaklaşmak için sırtını dönüp odasına doğru yürüdü. Tekrar arkasını döndüğünde kimse yoktu.
“Zehra!” diye bağırdı. Hemen poğaçaların olduğu poşeti aradı gözleri.
“Lan! Poşet de yok.” İyice korkmuştu. Odasından gelen fısıltıları duyup arkasını döndüğü anda suratında bir tokat patladı. Aniden gözlerini açtığında ş
aşkınlığı arttı.
Gün ışığından eser yoktu. Kafası allak bullak olmuştu. Mum sehpanın üzerinde yanmaya devam ediyordu.
“Bu ne biçim iş!” diye düşünüp doğruldu. Telefonu alıp saate baktı. 03:05’ i gösteriyordu. Sigarasına uzanıp bir tane yaktı. İçinde olduğu durumun çaresizliğini düşündü bir süre. Sorunun kaynağını düşünürken aklına Zehra geldi.
“Acaba…” diye düşündü.
“Olabilir.” Diyerek yanıtladı kendi sorusunu. Mumu söndürdü. Salondaki lambaya bakıp oraya geçti. Tekrar uyumaktan vazgeçip kitaplığından bir roman çıkardı. Koltuğa otururken
“Yine uyku yok anasını satayım be.” Diye mırıldandı.
Çalan zille irkilerek gözlerini açtı. Kitabı okurken uyuyakalmıştı. Rüya görmediğine hayret ederek doğruldu. Kitabı koltuğa bırakıp kapıya yöneldi. “Bu kim ya sabah sabah?” Kapının deliğinden bakınca bir an duraksadı. Kapıyı yavaşça açıp anlam veremeden Zehra’nın suratına bakakaldı. Zehra hemencecik sarılıp salona geçerken montunu çıkarmaya çalıştı. Bir yandan da elindeki poşeti gösterip, "Bak sıcak poğaça aldım. Peynirin vardı dimi?" derken gülümsüyordu. “Hala uyanamamışsın.” Emrah olup bitene anlama vermeye çalışıyordu. Dün gece gördükleri….
Zehra’nın karşısına geçip baktı. “Şimdi sana -seni beklemiyordum- desem, bana, dün gece iş çıkışı sana gelip sabah gel dediğimi söylemeyeceksin değil mi?”
Zehra garipseyerek Emrah’a baktı. Elinin tersini Emrah’ın alnına koyup, “Hayatım iyi misin? Öyle bir şey demedin, ben de kendi isteğimle geldim.”
Emrah derin bir oh çektikten sonra poşeti alıp mutfağa gitti. “Ben tabağa koyayım şunları. Kesmemi ister misin?”
Zehra, “Sen nasıl istersen.” Demekle yetindi.
Çaylarını içerken Zehra sabahki garipliğini soracakken vazgeçti. “Şu hocaya gitsen artık?”
“Gideyim değil mi artık. Dün gece olanları anlatmıyorum bile. Artık kendimi bu dünyadan uzak hissetmeye başladım. Sanki bir perde var. Onlar solunda. Biz sağındayız. Ben kendimi sol tarafa daha yakın hissediyorum. Yolda yürürken, geceleri, sessizlikte… Anlayamıyorsun belki ama çok garip ve zor.”
Zehra çantasına uzanıp küçük bir kağıt parçası çıkarıp Emrah’a uzattı. “Burada adresi var. Bu gün gidilecek buraya.”
Emrah kağıdı alırken Zehra’nın sorusuyla alakasız, “Hiç birini öldürmek istedin mi? Yada ne bileyim hayvani dürtüler hissettin mi? Açlık… Ama yemek yiyerek geçebilecek bir açlık değil.”
“Şimdi bunları boşver hayatım. Bu adrese gün içerisinde git. Akşamları bakmıyormuş.”
Emrah kalkıp üzerini değiştirmek için odaya giderken, “Beraber çıkalım. Seni bırakayım, oradan da hocaya geçerim.”
“Sana hiç gelmeyecek biri için şiir yazmaya devam ediyorsun. Bırak artık bu şeyleri.” Derken ağzından tükürükler çıkıyordu. Derin derin nefes alırken Melis’e vurmamak için kendini zor tuttu. Melis hiç oralı olmadan yazmaya devam ediyordu. Odanın her yeri kağıtlarla doluydu. Bir ara Melis daktilosundan gözlerini ayırıp başını kaldırdı. “ Defol git baba! Defol git! Çık odamdan. Hemen!”
Babası kapıyı vurup çıkarken tehditler savuruyordu. “Ya o adamı yada seni. Yada ikinizi de öldürürüm. Artık yeter!”
Melis’in annesi mutfaktan başını çıkartıp, “Adnan! Gitme artık şu kızın üzerine. Bırak ne hali varsa görsün. Sen bağırdın diye mi bırakacak sevmeyi.”
Adnan gazetesini alıp koltuğuna otururken, “Sanki biz sevdik de ne oldu. Şuraya bak.” Diye sessizce mırıldandı.
Emrah elindeki kağıda bakıp başını sokağın girişindeki tabelaya çevirdi.
“Aha burası.” Sokağa girip yürümeye başladı.
“13 Numara… 14… 15… 17… eee 16 yok.” Birkaç metre ileride kapısının önünü süpüren teyzeye yaklaşıp seslendi.
“Teyze kolay gele. 16 numara nerede. Göremedim.” Teyze belini tutarak doğruldu. Süpürgeyle karşısındaki iki evin arasını gösterdi.
“Bak o aradan gir çocuğum. Bahçesine çıkarsın. Seslen sen ihtiyar çıkar.”
“Bu ihtiyarın adı yok mu teyze.” Teyze yerleri süpürmeye devam ederken cevap verdi.
“Adı da yok, kimliği de.” Emrah,
“Allah, Allah…” diyerek teyzenin gösterdiği aradan girip bahçeye çıktı.
“Amca!” Kapıya doğru yürüdü.
“Amca! Kimse yok mu?” Emrah tekrar bağıracakken sırtına sert bir şey değdi. Arkasını döndüğünde ihtiyar elindeki kazmayı indirdi.
“Ne aradın delikanlı?” “Seni aradım amca. Benim derdime sen derman olursun. Yani olur musun?” İhtiyar
gülümseyip,
“Ben değil… Şifayı Allah verir evladım. Geç bakalım şöyle.” Deyip bahçedeki masayı işaret etti.
(Devam Edecek)
Bahattin BERKDİNÇ