1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
606
Okunma
POSTA HİZMETİ
Bizde posta hizmeti kaplumbağa hızıyla verilir. Öylesine ağırdan, yavaş...Mektuplar günler sonra sahibine ulaşır. Bazen mektup alıcısının eline geçmez, kaybolur.
Koli, kargo işleri de aynı minval yürür. Eskiden devlet verirdi bu hizmeti. PTT, bu işlerden sorumluydu. Sonra özelleşti. PTT’nin TT’ler gitti. Bir tek P kaldı geride. O da öyle işte. Örnek vereyim mi?
Mersin’den PTT Kargo’ya verilen kimlik belgem beş gün sonra elime geçti. Üç gün bekledim. Belgenin geleceği yok. Gittim Boğazlıyan’da PTT şubesinden bizzat sordum gelip gelmediğini. Baktılar böyle bir gönderi yok. Döndüm geldim Oğulcuk’a. Ancak beş gün sonra köy bekçisi Ahmet Kaya getirdi belgeyi.
İsviçre’den Sevgili Nuray Yarol bir bayram tebriği göndermiş. Sağ olsun doktor hanım her bayram bizi unutmaz. Bayram tebriği yollayıp bayramımızı kutlar. Kurban Bayramından birkaç gün önce, 9 Eylül’de postaya vermiş gönderiyi. Bu gönderi 27 Eylül’de bize ulaştı. Bayram geçeli on günden fazla olmuş. Tebrik yeni ulaştı iyi mi? Postaya verilişinden tam tamına 18 gün sonra. Şu hizmetteki çabukluğa bakar mısınız?
Diyeceksiniz ki “Şimdi tebrik kartı kaldı mı?” Kalmadı eskiyle kıyaslarsanız. Ama yeri bir başka. Mektup da eski önemini kaybetti. Gurbeti sılaya, sılayı gurbete bağlayan mektubun pabucu dama atıldı. Şimdi her şey söze döndü. Kutlamalar, haberleşmeler telefonla.
Lakin yazının yeri başka. Yazılı olan kalıyor.
Kalsa da bir türküde bağrı yanık gurbetçinin çığlığını duyursa bize o hasret mektupları:
“Mektup selam söyle benden sılaya
Nidem benim için eller ağlasın
Gözü yaşlı düştüm gurbet ellere
Uzaktır aramızda yollar ağlasın”