0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1084
Okunma
Sabahleyin kalktığım da ilk işim camdan dışarı bakmak oldu. Kar sabaha kadar yağmış tek katlı evler nerde ise görünmez hale gelmişti. Aklıma ilk gelen ya Gürün yolu kapanırsa ben ne yaparım. Gürüne gidemem dolayısıyla balıkları da satamam. Kahvaltı bile yapmadan hemen tandırlığa bıraktığım balık çantasını kaptığım gibi sokağa fırladım. Sokakta tek tük izler vardı. Bu izleri takip ederek yokuşun başına çıktım. Yol kar temizleme makinalarınca temizlenmişti. Otobüsler Karabayır rampasını yavaş yavaş çıkıyorlardı. Bizi okula götürecek arabadan eser yoktu. Üşümeye başlamıştım. Elimde balık çantası olduğu halde sürekli hareket ediyordum. Derken burunlu kamyondan bozma otobüs yarın başından gözüktü. Yol üstünde birkaç kez durarak öğrencileri toplayarak geliyordu. Otobüs yokuşun başına gelinceye kadar köyden birkaç öğrenci daha çıkmıştı. Hep beraber otobüse bindik. Otobüste kalorifer yoktu. Öğrencilerin nefesi ile ısınmıştı. Yerler kardan tamamen temizlenemediğinden güçlükle hareket etti. Hatçapınarını, Ucuzluk çemesini, Asma köprüyü geçtik. Gübünde yolda bekleyen birkaç kişiyi daha aldık, Bağırsak dereyi geçip Gürüne geldik. Ben aceleyle otobüsten inip Dutlupınar lokantasına yöneldim. Lokantaya herkesten önce varmalıydım. Eğer benden önce balık getiren olmuşsa lokanta sahibi balıkları almakta nazlanıyordu. Bazen de hiç almıyordu. Koşar adımlarla lokantanın kapısından içeri girdim. Çantayı çıkardım. Sık sık balık getirdiğimiz için beni tanıyorlardı. Balığı hemen tarttılar ve parasını kasadan al dediler. Boş balık çantasını alıp kasaya gittim paramı aldım, okulun yolunu tuttum.
Arkası yarın
pınar
7 Eylül 2016 Çarşamba 08:35:17
Sabahın erken saatlerinde, yataktan kalktığımda, ilk işim her zaman olduğu gibi camdan dışarı bakmak oldu. Kar, sabaha kadar yağıp birikmişti; tek katlı evler, neredeyse görünmez hale gelmişti. Her şey, derin bir beyazlıkla örtülmüş, sessizliğe bürünmüştü. Fakat o beyazlık, her zaman olduğu gibi, bana bir huzur vermedi. Aksine, zihnimde bir kaygı belirdi. "Ya Gürün yolu kapanırsa, ben ne yaparım?" diye düşündüm. Gürün’e gidemem, dolayısıyla balıkları da satamam. Dolayısıyla okul harçlığını da çıkaramamış olurum. Hayat, bazen her anı bir tehlike, bir belirsizlik barındırıyor. Bu kaygıyla, kahvaltı bile yapmadan, hemen tandırlığa bıraktığım balık çantasını kaptığım gibi sokağa fırladım.
Sokakta yalnızca birkaç iz vardı. Yavaşça, dikkatle ilerledim. Karın altında her şey sanki başka bir dünyadan gelmiş gibiydi. Yokuşun başına kadar geldim ve yolun temizlendiğini gördüm. Kar temizleme makineleri, her şeyin yolunda gitmesi için gece boyunca çalışmıştı. Ama ben, o kadar belirsiz bir dünyada yaşıyordum ki, bir kar yağışı bile bana yeniden hayatta kalma mücadelesinin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyordu. Otobüsler, Karabayır rampasını yavaşça çıkıyordu. O gün, okula gidecek arabamızı beklemek, her zamanki gibi tekdüze bir rutin gibi göründü. Ama bir yandan da, o bekleyişin içindeki belirsizliği hissettim. Bizi okula götürecek otobüs, bir türlü görünmüyordu. Üşümeye başladım. Elimde balık çantası olduğu halde, ne yapacağımı bilemiyordum. Hızla yürüyordum ama aslında hiçbir yere varamıyordum.
Ve sonra, gözlerimi kısıp baktığımda, yavaşça köy yolunun başında burunlu kamyondan bozma bir otobüs belirdi. Yavaşça, her durağında öğrenci alarak ilerliyordu. Birkaç öğrenci daha yokuşu çıkarak otobüse bindi. Bu an bana, zamanın hep aynı şekilde ilerlemediğini hatırlattı. Bazen bir yolculuk, başladığı anın kıymetini anlayabilmek için daha uzun sürer. Hep birlikte otobüse bindik, ama içeriye girdiğimizde, soğukluğu hissedebiliyorduk. Kaloriferin olmadığı, sadece öğrencilerin nefesiyle ısınan bir ortamda, karın temizlikten bile tam olarak geçmediği yerlerde yolculuk ediyorduk. Hatçapınarını, Ucuzluk Çemesi’ni, Asma Köprü’yü geçtik. Yola devam ederken, her geçiş noktasında bir hatıra birikiyordu. Gübün’de, yolda bekleyen birkaç kişiyi aldık ve Bağırsak Dereyi geçtikten sonra Gürün’e geldik.
Ama benim derdim, yolculuğumla değil, daha önce düşündüğüm gibi Gürün’de balık satmakla ilgiliydi. Benim için, o yolculuğun sona erdiği nokta bir alışkanlık değil, bir kazanım, bir geçim kaynağıydı. Bu yüzden, aceleyle otobüsten indim ve Dutlupınar Lokantası’na doğru yöneldim. Lokantaya herkesten önce varmalıydım. Eğer benden önce biri balık getirmişse, lokanta sahibi balıkları almakta nazlanıyordu; bazen de hiç almıyordu. Bu, her gün yaşadığım ama asla alışamadığım bir durumdu. Koşarak lokantanın kapısından içeri girdim. Çantamı çıkardım. Balığı hemen tartıp, parasını kasadan almamı söylediler. Artık o kadar tanıdık hale gelmiştim ki, her şey hızlıca ve bir rutin gibi gerçekleşiyordu. Ancak ben, her gün bu rutinlerin içinde, bir an durarak, balık çantamı boşaltırken bir kez daha düşündüm: "Bütün bu telaşe, bu alışkanlıklar, hepimizin birer hayatta kalma çabası mıydı?"
Çantayı alıp kasaya gittim, paramı aldım ve okulun yolunu tuttum. Ama bu kez yolda, yalnızca karın değil, içimde birikmiş duyguların da izlerini takip ediyordum.
Ekrem Madenli