3
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1184
Okunma
Yazıdan ötürü değil mi ki, her şiir nefs-i kelam , her nesir zaaf-ı telif kusurudur biraz. Şiir ve nesir’in ibadeti ,günün beş vakti değil; günün ve gecenin her an’ında ,insanın dünyasındadır.. . İnsanlar: kadınlar ve erkekler /Y azılar :şiirler ve nesirler ; kendi doğrularını ve yanlışlarını yanlarında taşı’lar ….
‘’İnancın kör mutluluğu, lanetli yağmuru şiddetin ,etime susayan şehvetin sevincini bölüşüyor insanlar. ‘’
Dünyanın içinden insanı çekip alan, vehim sözler kadar veciz sözler de bulaşıcı hastalık taşır. Bu düşünceler , kimi, ne derece hasta eder ;bunun illaki muhakemesini yapmak, zamanın ilerisinde yaşayanların görevi haline gelir. Adına şair dersiniz, yazar dersiniz ya da adını düşünür diye tarif edersiniz, bunun hiçbir önemi yok şimdilik. Merhamet duygusunu içinde barındıran ne kadar yazar-çizer varsa, varlıklarını o duygu etrafında tüketir. Merhamet, sanatın, sanat eserinin, masum yüzünü asil bir düşünceye, görüntüye çeviremez. Hakikat burada eserin yaşadığı dönemle ,sınırlı kalmasına neden olur ki, evrensellik orada ölür.
Ölülerin omuzlarında yükselen bir dünyada yaşıyoruz. Ve o ölüler ki, yazdıkları her şeyin ardında koca bir anlam bırakarak göçer. Ardından gelen ne kadar yazar-çizer varsa ; yazdıkları bütün her şeyi onların eserlerine yazar ve kendilerine bu sayede yol çizer.
Recm !
Fiyakalı bir ölümün ardından, şiir masum bir dile dönüşür; nesir ,merhamet dilenirken yazarından, kelimeleri cümle cümle recm ile susturmaya çalışıyorum. Öyle ki ellerim avuçlarım taşları sıkmaktan kan revan içindeydi. Sonra Onun Hikayesine Şahit oldum !
Dedi ki:
‘’İnancın kör mutluluğu, lanetli yağmuru şiddetin ,etime susayan şehvetin sevincini bölüşüyor adamlar
Taşlayın onu taşlayın onu !
Bilinç ve linç :diri diri gömülen gövdem; kalbim ,göğüslerim…Şiirin ve nesir’in isyanı, meleklerin yenilgisi, dilsizliği duaların… İyi ki insan değilim, diyor taştaki kertenkele, topraktaki solucan…Gözlerim ne güzel bakardı,okşardı saçlarımı annem,açılır kapanırdı dudaklarım…Kanatıyor çöl kırpikleri tenimi, çiyanlar akıyor ağzımdan içeri.
Taşlayın onu taşlayın onu !
Giyotinden keskin,gayya kuyusundan derin…Ne filistin askısı, ne falaka cezası…Vahşet azgın dalga,merhamet sütliman,kaktüslerin tüylenen kokusuyla çırpınıyorum şimdi. Kaynatıyor kumu güneş,kırılıyor kemiklerim. Yer yarılsa da girsem ! Gök kapatsa üzerimi ! Katilim kim ? Kim yargılayan ?Örümcekler, akrepler ,gece kedileri ‘’
Taşlayın onu taşlayın onu !
Dünya ki, onu yaşayan ve yorumlayan insanların yazılarında ; onu hayalleriyle bam başka şekle sokanların eserlerinde, onları mutlaka bir recm duygusu karşılayacaktır. Bu çağ an’ be an’ her eserin yanı başındadır.
ve
Taşlayın onu taşlayın onu !
Berşah- Nurhan Doğrul