0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
988
Okunma
O gün günlerden cuma idi. Sabahtan evden çıkalı nedense içimi kemiren, beni oyalayan bir şeyler vardı. Karmaşık duygular içinde o günü zor akşam etmiştim. Anlam veremediğim duygular içerisinde kıvranmıştım gün boyu. En nihayetinde bir çalışma gününü de geride bırakmıştım ve eve doğru yönelmiştim. Kapıya gelir gelmez, hiç dinlenmeden son bir süratle merdivenleri tırmanmıştım.
Kapının ziline bastım, hanım karşıladı. Nefes nefese kaldığımı görünce, “Hayırdır, arkandan birileri mi geliyor, ne bu telaş?” diye bana sitemde bulundu. “Off, neyse boş ver,” demiştim sadece, alelacele lavaboya yönelmiştim. Elimi yüzümü yıkadım, geçtim ve oturdum. Sofra kuruldu, yemek yedik, çay içtik derken herkes geçti bir köşeye oturdu. Maşallah, herkesin uğraşacak bir uğraşısı var zaten. En büyük uğraşımız da tabii ki akıllı telefonlar; bir kez elimize aldık mı bütün dış dünya ile bağlarımız kopuyordu zaten.
Her neyse, şimdinin çocuklarına zaten bir şey de denmiyor ki. “Ne yapayım, Allah ıslah etsin,” diye mırıldanarak ben de bir kenarda oturdum, biraz TV baktım. “Hadi hanım, ben yatıyorum,” dedim ve yatağa yöneldim. Yatağın üzerindeki örtüyü kaldırdım, gardıroptan da yastığı aldım, koydum ve yatağa girdim. Her zamanki gibi aynı saatimde yatağa girmiştim, uyuyacaktım. Sağa döndüm olmadı, sola döndüm olmadı, sırt üstü yattım olmadı. Bir türlü uykum gelmiyordu. Kalktım, yataktan çıktım, evin içerisinde biraz sağa sola yürüdüm. Az da balkona gittim, temiz hava alırsam uyurum belki diye düşündüm.
Yok arkadaş, yok! Uyku bu gece sanki bana haram maalesef. Uyuyamamıştım gene. “Olmayacak sanırım böyle,” diye düşünerek birden doğruldum, geçtim koltuğa oturdum. O arada çoluk çocuk herkes yatmıştı bile. Ama ben nafile, ne yaptıysam olmadı ve oturmaya karar verdim. Oturdum ya, öylece gecenin sessizliğinde sanki birden kayboldum. Birden uzaklaştım sanki benliğimden; sanki 45 yaşındaki ben gitmişti de yerime hâlâ o eski tabancasını arayan çocuk gelmişti.
Ne tabanca imiş be! Düşünüyorum da, yaşım bu yaş olmuş hâlâ benim gözüm o kırık tabancamda. Sanki arada onu arar gibi oluyorum. Arar gibi oluyorum diyorum çünkü tabancam kaybolmuştu ve ben onu günlerce aramıştım. Günlerce ve hatta yıllarca. Hâlâ bile aklımdan çıkmıyor, doyamamıştım onunla oynamaya. Hayallerimiz vardı çocukken; hep hiç olmayacak bisikletimizin hayalleri süslemişti çocukluğumuzu.
Düşünüyorum da, ne günlermiş be! Zor şartlarda ağlaya sızlaya aldırdığım plastik topun arkasından kendimi sulara gark etmiştim. Allah’a şükürler olsun ki boğulmaktan son anda kurtulmuştum. Yiyecek ekmeğimiz varmış demek ki...
Çocukluğum gelmişti bu gece aklıma ve biliyorum ki sabahtan beri içimdeki kıpırtı ve anlam veremediğim duyguların sebebi belki de buydu. Bu anı yaşayacağım sanki daha önceden içime doğmuş olmalı. Kafamı az yaslasam hemen aklıma değişik bir anı gelmekte, beni derin duygulara sevk etmekteydi. Çelik çomak, misket, aşık oyunu, kör ebe... Daha başka bir sürü şey. Hele ki taştan, topraktan, çamurların içerisinde kalarak yaptığımız evler...
“Yok, imkânların içerisinde ne kadar da mutluyduk,” diye mırıldanırken gözlerimden boncuk boncuk yaşlar dökülmüştü.
O gün günlerden cuma idi ve ben sabaha kadar uyuyamamıştım. O çocukluğumun masum duyguları sanki bedenimde yeniden can bulmuştu. Kimi zaman gözlerimden akan yaşın ardını koskoca bir gülümseme almıştı ve çoktan sabah olmuştu. O gün günlerden cuma idi ama ben hayatımda böyle ikinci bir cuma daha yaşamamıştım.
Ali Rıza Coşkun
5.0
100% (1)