8
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
813
Okunma
1346…
"Kızım Theodora’yı Osmanlı Sultanı Orhan Bey ile evlendirmeye karar verdim."
İmparator Kantakuzen’in bu açıklaması toplantıda bulunan maiyeti ve mutemetleri arasında kısa süren bir sessizlik yarattı.
Kantakuzen, toplantıdakilere bu kararıyla ilgili gerekçeleri anlattı.
" İmparator Paleogolos ile mücadelemizi fırsat bilen Sırp kralı İstefan Duşan, dahili mücadeleler ile yıpranmakta oluşumuzu fırsat sayıp Bizansı yıkıp yerine Sırp İmparatorluğunu kurmayı arzu eder olmuştur. Balkanlarda Draç, Selanik, Kavala limanlarıyla Mora ve Doğu Trakya dışında yarımadanın mühim bir kısmını ya doğrudan doğruya ya da müttefik olarak hâkimiyeti altına almış olup, emeline ulaşmak yolunda hızla ilerlemektedir. Ha, unutmadan, bu arada uzun bir muhasaradan sonra Serez’i de aldığı haberleri gelmekte... Müttefik sıfatıyla Bulgaristan’ı da nüfusu altına almış durumda... Kendisini imparator ilan ettikten sonra oğlu Uroş’ı Sırp kralı yapmış ve elindeki diğer bölgeleri büyük parçalar halinde BAN/despot denilen beylerine vermiş... Sırpların ve Rumların imparatoru sıfatıyla Sırp patrikliğine tayin ettiği başpiskopos ile Tırnova Patriği’nin elinden Üsküp kilisesinde taç giymiş ve İstanbul’dan ayrı olarak İpek kasabasında bir patriklik tesis etmiş bulunuyor. Onun bu hareketi üzerine İstanbul Patriği Duşan’ı aforoz etti. Şimdi de İstanbul’u da alarak burayı imparatorluğunun merkezi yapmayı planlamaya başlamış ve bu hal Duşan’ın düşmanlığını hisseden Bizans’taki Paleogolos taraftarları arasında telaş ve heyecan uyandırmış durumda... Sırp kralı İstanbul’u almak emelini tahakkuk ettirmek için Bizans’ın imparatorluk mücadelesinde mühim rol oynayan Osmanlı hükümdarı Gazi Orhan Bey ile anlaşmak için kızını da Orhan’ın oğluna vermeği teklif etmek üzere bir heyet göndermişti. Bu vaziyeti duyar duymaz, heyettekileri pusuya düşürüp öldürttük ve Duşan’ın, Orhan ile anlaşma teşebbüsünü önlemiş olduk. Ondan evvel davranıp Osmanlı hükümdarını kendi tarafımıza çekmek zorundayız. İşte bu sebeple, talip olduğu kızım Theodora’yı Osmanlı Sultanı Orhan Gazi ile evlendirmeye karar verdim..."
Toplantıda bulunanlar ağız birliği yaparak bu kritik dönemde Osmanlılardan gelecek bir yardımın Sırp Kralı İstefan Duşan’a karşı mücadelelerinde önemli katkılar sağlayacağını bildirdiler.
Kantakuzen, "Aranızdan Bursa’ya giderek bu kararımı ve kızımı buradan aldırmasını Osmanlı Sultanına bildirmeye elçi olacak üç gönüllü var mı?" diyerek sözlerini tamamladı.
Toplantıda bulunanlar içinden gönüllü üç kişiyi Bursa’ya gidecek elçiler olarak belirledi.
Karşılıklı gelip giden elçiler vasıtasıyla düğünün Haziranda yapılması kararlaştırıldı. Düğün törenini erkek tarafı Üsküdar’da, kız tarafı ise Silivri’de düzenleyecekti.
Samancı Mustafa Bey, Çandarlı Halil Paşa tarafından davet edildiği düğüne iştirak etmek için yanına oğlu Orhan’ı da alarak Gemlik’ten Bursa’ya geldiğinde doğruca Çandarlı konağına gidip paşaya yanında getirdiği hediyeleri takdim etti.
"Kabul buyurmanızdan duyacağım şeref çok büyük olacaktır paşam!"
"Zahmetlerine teşekkür ederim Mustafa bey!"
"Ne zahmeti olsun paşam; çam sakızı çoban armağanı."
"Olsun. Gemlikte açtığınız çeşmenin suyuyla halkın bize hayır duasına vesile olmanızı unutmuş değilim."
"Estağfurullah paşam; emredin her mahallede bir çeşme açalım."
"Sağolun! Bu delikanlı kim?"
Samancı Mustafa yanı başında duran oğlu Orhan’ı öne sürerek, "oğlum Orhan’dır paşam," dedi. "Gemlik’te arzu ettiğimiz eğitimi aldırdıktan geri Bursa’ya gelmişken tahsiline uygun bir medreseye koymaya getirdim."
"Pek civan bir gence benzemekte. Bize emanet edin ki, hukuk tahsil ettirelim ona."
Samancı Mustafa bu sürpriz tekliften hoşnut olarak, "siz nasıl emrederseniz paşa hazretleri," dedi.
Çandarlı Kara Halil, yakınındaki yaverine seslendi. "Nasuh bey, gel hele!" Adam hemen geldi. Adama Samancı Mustafa’yı tanıttı. "Mustafa Bey Orhan Gazimizin voynukbaşılığını etmiş kıymetli bir tüccarımızdır. Bu da oğludur. Medresede hukuk tahsiline başlayacak. Baba oğul size emanet. Götürün, misafirhanemizde ağrlayın; bu gece misafirimiz olsunlar Medresede bir noksanımız var ise Mustafa Beyin cömertliğinden faydalanabilirsiniz."
Nasuh bey, "başüstüne paşa hazretleri!" diyerek Samancı Mustafa ve Orhan’a yol gösterdi.
Çandarlı Kara Halil, onların arkasından, "Mustafa Bey! Oğlunuzu yerleştirin. İki gün sonra, birlikte Üsküdar’a gideceğiz, hazır olun," diye seslendi.
"Başüstüne paşam!"
Samancı Mustafa iki günü oğlu Orhan’ı Bursa Medresesinde yerleştirip, giyim kuşamına ve okuyup yazmasına gerekli alışverişleri yapmakla geçirdi. Nasuh Beyin medrese ihtiyaçları için bulunduğu her talebe cömertlikle karşılık verdi. Küçük Orhan yeni hayatına zerrece yadırgamadan başladı. Babasının ellerini öperek hayır duasını alıp uğurladı.
"Anneme çok selam et baba, üzülmesin. Oğlum kadı olacak diyerek övünüp gezinsin. Dilefruz, sizlere emanettir..."
"Dilefruz bizim evladımızdır artık, merak etme. Anneni de, onu da alır getiririm seni görmeye. Sen hele düşünme onları. Burada çok çalışkan olup yüzümüzü ağartasın, inşallah!"
"İnşallah!"
Üçüncü günün sabahında, Samancı Mustafa, Çandarlı Halil’in heyetinde yer alarak Orhan Gazinin Üsküdarda kurulacak otağı için yola çıktı. Yapılan, çok meşakkatli, ama bir o kadar eğlenceli bir yolculuktu.