Senden nefret edenleri sev; iyilikten başka üstünlük alameti tanımıyorum. -- ludwig van beethoven
su_misali(Gülhun Ertilav)
su_misali(Gülhun Ertilav)
@su-misali-gulhunertilav-

Bir Hayat Kokladım

24 Aralık 2015 Perşembe
Yorum

Bir Hayat Kokladım

25

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

1764

Okunma

Okuduğunuz yazı 24.12.2015 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bir Hayat Kokladım







Sabahları gelen telefonlar beni oldum olası mutlu eder. Gün yeni başlamıştır ve insanların ruhları daha bir arınmıştır o anlarda.

Tam bunları düşünürken telefonum acı acı değil, tatlı bir titreşimle “Ben buradayım” dedi. O ruhla gülümseyerek açtım telefonu.

“İstersen bana gel; hem kahve içer hem de biraz sohbet ederiz.” diyordu. Düşündüm pratik bir çabuklukla; dergideki işlerim bitmek üzereydi. “Olur” dedim, “Neden olmasın?”

Onu tanıyalı birkaç yıl olmuş, içten sohbetleriyle beni kendine bağlamıştı. Çok fazla söz etmez; ama hayata dair çok şey anlatırdı. “Anlattıkların senin yaşantından mı?” diye sormak hiç aklıma gelmemişti nedense. Bugüne kadar hep keyifle dinlemiş, içtiğimiz birer fincan kahvenin doyumsuz mutluluğunu daha çok hissetmiştim.

Kapıyı açtığında, her zaman görmeye alıştığım tatlı tebessümü ve derli toplu, modern giysisiyle karşımdaydı. Elini uzatıp elimden tuttu ve hemen odaya aldı beni.

Aynı yaşlarda sayılırdık. Onun yüz çizgileri az daha belirginleşmişti. “Yaşadığı hayatın derin çizgileridir belki” diye düşündüm bu kez. Kahvemi yudumlarken, gözlerinde ilk defa gördüğüm hüzün bulutu beni böyle düşünmeye itmişti belki de.

-Duydum ki; sana anlatılan hayat hikâyelerinden kendine göre paylar çıkarıp kısa öyküler yazıyormuşsun.

Şaşırdım…

-Evet, ama izinsiz hiçbir şey yazmadım şimdiye kadar. Hem kahramanların isimlerini de değiştirmişimdir her zaman.

Gülümsedi tatlı tatlı; ama hüzün bulutlarıyla süslü…

-Şimdi anlattıklarımı yazmanı istiyorum. İsim verip vermemen çok da önemli değil. Ben anlatayım; sen kendine göre kurgulayıp yaz.

-Olur.

Başladı anlatmaya…

-Çevremi, kim olduğumu ilkokula giderken algılamaya başladım. O güne kadar sadece annemin biricik kızıydım. Babam, ben doğmadan ölmüştü. Öyle söylerdi annem. Köyümüzde çıkan bir yangında tüm akrabalarımızı kaybetmişiz. Yangın çok büyükmüş; köyden sadece birkaç kişi kurtarılabilmiş. Annem bunları anlattıkça, ben evimizdeki sobanın alevinden bile korkar olmuştum. İlkokula gidene kadar hep yangında ölen akrabalarımıza üzülerek, gizli gizli ağlayarak büyüdüm.

Daldı birden. Sabit bir noktaya bakıyordu.

-İlkokula başladığım ilk gün, annem önlüğümü giydirmiş, saçlarımı çift örgü yapmış, elimden tutup sınıfıma götürmüştü. Annemin o güne kadar hiç yapmadığı bir şey dikkatimi çekti. Saçlarına küçük bir başörtüsü takmıştı. Heyecanımdan bir şey söyleyemedim; ama ne kadar da değiştirmişti başörtüsü onu. Oysa geceleri bir fabrikada çalışıyor, giderken de başörtüsü takmıyordu. Çalıştığı gecelerde, bana üst kattaki Fatma Teyze bakardı. Hatta gündüzleri pazara ya da başka şeyler almaya çıktığımızda bile takmazdı örtü. “Dönüşte sorarım” diye düşündüm içimden. Bunları düşünürken, “İşte öğretmenin kızım” dediğini duydum annemin ve o yöne gittik. Öğretmen elimden tutarak diğer öğrencilerinin olduğu sıraya oturttu beni. Annem ve diğer anneler de bizlere bakıyordu. Onlara el sallayıp öğretmenimi takip ettim.

-İçimden bir ses bu öykü çok tuhaf gelişecek diyor.

Hiç duymamıştı sanki beni. Devam etti.

-İlk günler çok güzel bir kız oturuyordu yanımda. Sonra annesi geldi, yerimi değiştirip başka bir sıraya oturttular beni. Defalarca böyle devam etti. Öğretmen beni birilerinin yanına oturtuyor, sonra o kişinin annesi geliyor ve sürekli benim yerim değiştiriliyordu. Anlayamıyordum bu davranışı. “Belki okulun kuralıdır” diyordum. Sonraları artık çok üzülür olmuştum. Hele ki en son yanımda oturan arkadaşıma çok bağlanmışken, onun da annesi sınıfa gelince olacakları tahmin edip ateşler içinde yerimden kendiliğimden kalktım. Öğretmenim tek başıma bir sıra ayarladı bana ve gidip oraya oturdum. Artık yanımda kimse oturmayacaktı. İlk kez ağlayarak eve gittim.

İster istemez acı bir “Off” çekmiştim ve hayretler içinde dinlediğimi fark ettim.

-Akşam yaklaşıyordu. Annemin fabrikaya gitme saati gelmek üzereydi. Beni o halde görünce ısrarla sordu. Üzülerek okulda olanı biteni anlattım. Beni defalarca öpüp bağrına bastı. “Tamam kuzum, demek ki buralardan ayrılma zamanımız gelmiş. Büyüdün; artık ayrılma zamanlarımızı sen belirleyeceksin. Ağlama, üzülme! İlerde sana her şeyi anlatacağım. Sadece anlayacak yaşa gelmeni bekliyorum” dedi.

Olayı anlamaya başlamış gibiydim; ama “Ya değilse” diye de merak ediyor, daha da dikkatli dinliyordum.

-Günler birbirini kovalıyor, değiştiğim okullar ve gittiğimiz her yeni ilçede aynı durum devam ediyordu. Bazen birkaç ay, bazen bir dönem sürüyordu.

Dudaklarımın titrediğini görüp bana bir su getirmeye kalktı. Döndüğünde aynı tebessüm… Şimdi görmüştüm o tebessümdeki acı tadı.

-On yedi yaşımda, lise son sınıfta son döneme geldiğimde, yine büyük bir kentin, en büyük ilçelerinden birindeydik. İçimden “İnşallah bu dönem sorunsuzca geçer de, hiç değilse lise burada biter; üniversite sınavlarına hazırlanacak vaktim olur” diye dua ediyordum.

Durakladı, gülümsedi…

-İstersen sonra devam edelim. Rengin değişti sanki.

-Asla! Lütfen devam et arkadaşım…

-Üniversite sınavlarına sadece üç hafta kalmıştı. Ufak tefek bazı huzursuzlukların dışında okuluma devam ediyor, büyük bir heyecanla sınavlara çalışıyordum son olay patlak verdiğinde. Yine okula bir veli gelmiş, sınıf öğretmenimizle konuşmuş, “Ya o kız başka sınıfa alınır ya da ben kızımı okuldan alırım” demişti. Sınıf öğretmenimiz bu teklife sinirlenerek karşı koymuş, müdürümüzle kavga bile etmişlerdi. Bu olay artık bardağı taşıran son damlaydı. Nasıl olsa okulun son günleriydi, sınav da çok yaklaşmıştı. Artık yoklama da alınmıyordu. Fiili lise hayatıma o an nokta koydum. Bir ara gider mezuniyet belgemi alırdım nasılsa; ama artık annem bana bir şeyleri açıklamak zorundaydı. Sabah, annem beni yatağımda görünce şaşırarak sordu neden gitmediğimi. Gitmeyeceğimi, sınavlara kadar evde çalışacağımı söyledim ve dün yaşadığım olayı aktardım. “Hem kahvaltımızı yapalım hem de sana anlatayım artık” dedi iç geçirerek. Kahvaltımızı yapıp çaylarımızı yudumlarken annemin ilk kez gözlerini benden kaçırdığını fark etmiştim. “Neresinden başlayacağımı bilmiyorum; bildiğim tek şey artık beni çok iyi anlayabileceğin.”

Düğüm çözülüyordu ve bende de sona dair müthiş bir telaş vardı. Garip olansa ben de gözlerimi kaçırmıştım arkadaşımdan.

-Önce köyümüzü anlattı. Güzelliklerini, yeşilliklerini, çeşmenin başında arkadaşları ile sohbetlerini… Gözleri hep uzaklardaydı. “İlkokulu bitirdikten sonra dedem ortaokulu okutmamış ve kız kısmına fazlası olmayacağını söylemişti sert ifadelerle. Onlara göre evlenecek yaşım gelmişti. Eve su getirmeye gittiğim çeşme hariç dışarı çıkmama da izin yoktu. Keşke ona da izin vermeselermiş de bu olay başıma gelmeseymiş.” dedi bir çırpıda annem. Meraklanıp sebebini sormuştum. İşte o an ağlayarak anlatmaya başladı.

Arkadaşıma acıma ifadesiyle baktığım belli olmasın diye gözlerimi kaçırıyordum. Dinlediğim en acı hayat hikâyelerindendi doğrusu.

-“Yine çeşmeye gittiğim bir gündü. Hava yağışlıydı ve diğer kızlardan hiç biri görünmüyordu. Testileri doldurmuş, eve doğru yürümeye başlamıştım ki, birkaç kişinin geldiğini gördüm. Görünmeden uzaklaşmak isterken onlar hızlı davranmış, ne olup bittiğini anlamadan ağzımı kapatıp, beni bir atın terkisine atmışlardı. Yaşım yeni on dört olmuştu. Kaldırdıkları dağda günlerce eziyet ettiler. Bıraktıklarında ya köye dönecektim ya da buralarda kurda kuşa yem olacaktım. Köye dönmeye karar verdim. Evimize döndüğümde sanki cenaze evi gibiydi. Herkes başıma gelenleri biliyor; ama ne yapacağını bilemiyordu. Amcamlar fermanımı imzalamış, katlime karar vermişlerdi. Canım babam kıyamadı bana. Suçum olmadığını biliyordu. Bir gece, ağlayarak usulca yanıma sokuldu. Elime para verip, sabah olmadan köyü terk etmemi söyledi. On dört yaşında bir kız çocuğu nasıl bir yerlere yalnız gidebilirdi ki? Ama gitmek zorundaydım. Aileme başka bir acı daha yaşatmayacaktım. Gecenin bir vakti çıktım köyden, yollara düştüm. Allah yardım etti, kasabaya kadar ulaşabildim. Sonra nasıl gideceğimi öğrenip şehre vardım. Yanımdaki para çok azdı. Hem iyice uzaklaşmam hem de sürekli karnımı doyurabilmem lazımdı. Birkaç gün, kendimce güvenli bulduğum kuytu köşelerde yattım. Sonra bir iş hanında temizlik ve çay işlerine yardım etmeye başladım. İşe başlamak için yalan söylemiştim. Gerçi büyük şehir olduğu için çok sorgulamamışlardı bile. Beni iş hanının yöneticisi işe almış, kalacak yer de sağlamıştı. Karnım büyüyüp sana hamile olduğumu anlayınca karnımı gizledim. Çalışmak zorundaydım. Babasının hangisi olduğunu bilmediğim bir çocuk taşıyordum içimde. Kıyamıyor, onu seviyordum. Hamileliğimin son zamanlarına kadar idare edebildim. Yöneticimiz iyi niyetli birisiydi. Son günlerimde her şeyi ona anlattım. Senin doğumuna eşi ile beraber yardımcı oldular. Onların evinde kaldım bir süre. Sonrasında iş hanında dedikodular çıkınca bir başka şehre taşındım. İş bulmak zordu. Hem seni, hem kendimi doyurmak için çalışmam gerekti. Nereye başvursam hep başka tekliflerle karşılaşıyordum. Sonunda pes ettim. Acı gerçekle bir pavyonda konsomatris olarak çalışmaya başladım. Kazandığım para ikimizi de doyurmaya yetiyordu. Sen okula başlayıncaya kadar çok fazla şehir dolaşmadan işime devam ettim. Sonrasında senin de bildiğin sebeplerden sürekli yer değiştirmeye başladık. Beni affet kızım. Seni doğurduğum için, sana bu eziyetleri yaşattığım için… Babanın kim olduğunu dahi bilmiyorum. O bir vicdansızlık yaptı diye ben de yapamazdım.”

-Biraz ara verelim ne olur. Bu acıyı ve çaresizliği hazmetmek istiyorum.

Acı acı güldü. Bir çaydan sonra yine devam etti.

-Annem her şeyi anlatmıştı. Yanına gidip o tertemiz elleri öpüp koklayarak sarıldım. Yaşadığım onca olayı o zaman daha iyi anlamaya başladım. Üniversite sınavlarına girip, bir başka şehirde iki yıl muhasebe üzerine eğitim yaptım. Ben okurken annem yine mecburen çalışıyordu. En kısa zamanda bir okul bitirip, annemi çektiği çileden kurtarmak için bu bölümü seçmiştim. İyi de oldu. Okul bitti. Bir bankada memur olarak işe başladığım zaman yine başka bir şehirdeydik. Ama bu defa hayata sıfırdan başlamak üzere… Artık annem bana değil, ben anneme bakacaktım. İşe başladığım zamanlar yirmili yaşlardaydım. Hayatımı işim ve annem üzerine kurmuştum. Yıllarca beni büyütmek uğruna acı çeken kadına, biraz olsun mutluluk yaşatmak istiyordum. Annem de bir an önce evlenip çoluk çocuğa karışmamı… “Torun sevmek istiyorum” diyordu sürekli. Hasan Bey’le evlenişim biraz da annemi mutlu etmek için oldu. O da benim gibi bankada memurdu. Annemle beraber aynı evde kalmayı kabul ettikten sonra, kısa zamanda evlendik. İlk oğlumu annemin kucağına verdiğim zaman gözlerindeki mutluluğu unutamam.

Vakit akşama yaklaşmıştı iyice. Eve gidip yemek yapmam lazımdı. Yemekten hemen sonra da bu yaşanmışlığı kaleme almak vardı tabii.


Gülhun ERTİLAV








Paylaş
Beğenenler
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Bir hayat kokladım Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Bir hayat kokladım yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Bir Hayat Kokladım yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
levent taner
levent taner, @leventtaner
10.4.2016 17:32:38
Hala tecavüz kavramını kabul etmeyip, kadın sebebiyet vermiştir şeklinde genelleştirerek yargı veren önyargı yüklü insanlar var maalesef

İşin ilginci yöresel ortamlarda yetişmiş kimi kadınlar erkekten fazla hemcinslerini olumsuzluyor

Kendisininde çarkları içerisinde yoğrulduğu, öğütüldüğü töreye karşı öz varlığını ifade edebilme gücünü kendinde bulamıyor belli ki

Öyle ya! Kadının yanında yer alan sözler söylese, o ortamdaki erkekler ne diyon sen nene veya teyze diyecekler hani

Bunu göğüslemesi kolay mı acep?

Boşanmak istediği ya da boşandığı içim çarşıya çağrılıp kocası tarafından, eve dön çağrısına uymadığı için katledilen kadınlar. Oysa kadın mert, boşanmak istiyorsun, kocan seni neden çarşıya çağırıyor sanki, evine dön dediğinde döneceksen git değil mi? Dönmeyeceği halde gidiyor garibim. Sanırsınız kurbanlık koyun. Dediğim gibi kadın her şeyi göze alıp gidiyor, mert hani. İnsan pekala korkabilir, gitmeyebilir vesselam. Peki erkeğe ne demeli. Karını ya da eski karını çağırdın geldi. Baktın ikna edemedin, fakat çağrına uyduğunu görüyorsun. Demem o ki; o bir emanet sana be hey kahpe! Gönder gitsin yerine. Sonra çiçek mi yollarsın, aracılar mı koyarsın hakkındır, insan ol insan! Ama kime anlatacaksın. "Nato mermer nato kafa."

Nihayet
Yüreğinize, emeğinize, kaleminize, kelamınıza selam ve saygılarımla hanımefendi...
Semiray Sezgin
Semiray Sezgin, @semiray-sezgin
4.2.2016 21:44:45
Hangi kadın böyle bir olayın içinde olmak ister ancak olmuş ise işte kadına has asaleti ile sonuca varır.Kadın olmak bir ayrıcalık ama anlayana...Çok güzel hayatın soluklarından alınmış bir tutam hikaye idi okuduğum sevgiler...kutlamak ta biraz geç kalsam da...
tacettin yıldırım
tacettin yıldırım, @tacettinyildirim
25.12.2015 18:26:16
yaşanmışlığı anlatan kavi kalem olunca okuyucu büyük keyif alıyor......yüreğine sağlık güzel insan saygılarımla
Dosteli_
Dosteli_, @dosteli
25.12.2015 18:00:49
BU TOPLUMUN EN TEMEL SORUNLARINDAN BİRİ KALİTE İNSAN OLMAK.Bu toplumda hep bir haksızlık vardır erkek erkeğe Ama haksızlık süreklidir kadınlara karşı. diyen düşünürün sözü aklıma takıldı.Yaşama teğet geçmek bazen ömre bedeldir.Bazı şeyleri yaşamakta zor, izlerini silmekte.Adı olmayan kadın yaşamından kesitler sunmuş dost. Anlayana ibretlik İşin daha da acısını hala yaşıyor toplum. Takım elbise giydi,kıravat taktı, hay hay efendim dedi diye ceza indirimi yapılan mahlukatlardan geçilmiyor. Söz çok dost

Son derce başarılı bir çalışma. Kocaman yüreğine alkış dost
ayhansarıkaya
ayhansarıkaya, @ayhansarikaya
25.12.2015 17:24:00
10 puan verdi
Sağlıksız toplum olduğumuz için trajik yaşanmışlıklar ve de yaşanılacaklar her daim olacaktır. Eli kalem tutan bizlerin görevi de, bunları çıkarıp yazmaktır. Off, pufff, vicdansızlık, bu nasıl dünya, diye yufka yürekli olmaya gerek yok bence. İnsanın olduğu her yerde dağ kanunları hüküm sürmekte. Mazlum durumumdaki avam tabakası her zaman örselenmekte. İşte burada yazar, devreye girmek zorunda. Yaşama beyaz bir sayfa çekene kadar, kötülükleri gün ışığına çıkarmaya devam. Gerisi sosyologların işi...
Tebrikler Gülhun. ( Kızımız İzmir' de hangi Üniversiteyi kazanmıştı. Ayrıca başarılar dilerim ona.)
Selamlar.

ayhansarıkaya tarafından 12/25/2015 5:25:32 PM zamanında düzenlenmiştir.
CaNMaYBuLL
CaNMaYBuLL, @maybull
25.12.2015 14:20:32


Her şey anlıktır..Yaşananlar ve yaşatılanlara inat her şeyi tersinden düşünmek gerek..Düşünün !



‘’… İnsan elinden geldiği kadar hayal uğruna şeytana karşı koyabilir ama zamanı gelince, gökteki meleklerin tümü yardıma gelseler onu kurtaramazlar…’’



Penceremin tam karşısından geçenleri izlerken…Ve o an içimden geçenleri saymadım ama yazdım. Sessiz ce ama uslu uslu ve kimseye söylemeden okuyunuz…


-Bu benim hayatım. Ama önce beni dinleyin lütfen ! Eğer bilmeden duymadan bir ses işitirseniz, önce bana haber verin ve sonrasında ne isterseniz yazın. Kibirli bir ses tonu ,yumuşak bir dönüş ve kocaman harfleri yutar gibi, ama ince sesi ile başladı


Büyük sırlarla dolu. Sır gibi bir hayat yaşamış. Bir ev, paradan, seksten ve iki kadını öldürdükten sonra akıl çağını zindanda sonlandıran, amcamdan asla bahsedilmeyen, tepenin mezar sessizliğini andıran bir hane…


Bir insan bir zevk için ne kadar kötüleşebilir? Yılana dolanmış, onların yağlı vücutlarının ışıltısıyla parlayan, büyük bir akıl çıldırmasının aleni bir deliliğin hemen kıyısında ,paçaları ıslak bir şekilde yaşanan zevk, size ne yaptırabilir? Kaç ahlak yasasını ve yasak koyan kaç tanrıyı öldürtebilir? Vazgeçmeyi mi tercih edersiniz, yoksa susmayı mı ya da ‘vurun kahpeye ‘demeyi mi?



Daha da kötüsü…Ya unutamıyorsanız? Ya da varlığıyla sizi zehirleyen o duygudan her gün, her saat, her dakika ızdırap çanlarını dinler gibi bir sızıyı size hissettiriyorsa. Bir dilenci gibi kolunuza dolanan duyguları kendinizden uzaklaştıra mıyorsanız? Peki bu durumda kendinize acır mısınız? Bu durumda belki de size, bize ya da onlara ait olmayan, hatta kendimize bile yakıştıramadığınız davranışlara, kirli ve hastalıklı planlara sürüklüyorsa sizi, bizi, onları, kendi çaresizliğimizden beslenerek gittikçe büyüyorsa üstelik ?


Savaşamıyorsak, unutamadığımızı reddederek bir savaşçı gibi dimdik dururken, kendi içinizdeki kötülüğe karşı kurduğumuz tüm kaleleri, tek tek kaybediyorsak? İnsan doğasındaki vahşetin, kötülüğün ve hayvani güdülerin farkına olmadan ,bunlara sahip çıkıyorsak? Peki bu durumda kim ölmeli?


Hayat anlık davranışların kölesi durumuna düşmeden, düşürülmeden yaşatılmalı !







sevgiler
müget
müget, @muget
25.12.2015 12:57:55
birden , ben kızımı o kız çocuğu ile arkadaş yapar mıydım? sorusuyla başbaşa buldum kendimi utanarak.

önce kendimle test ettim acımasızlığı...kendime hodri meydan dedim. her acımasız kişi, kurban kadar zavallı değil mi? sürüde bir üye olarak yaşamak acıklı değil de ne?

sağlamına bir bir öykü sağlam da yazılınca.

tebrikler...


Ahmet Ayaz
Ahmet Ayaz, @ahmetayaz
25.12.2015 12:55:47
bu uzun yazıyı okumaya gözlerim dayanmadı sonuna da yaklaşmıştım.
Çok hüzünlü bir yazıydı kaleminize sağlık
Ahmet AYAZ
Ahmet Ayaz
Ahmet Ayaz, @ahmetayaz
25.12.2015 12:55:30
bu uzun yazıyı okumaya gözlerim dayanmadı sonuna da yaklaşmıştım.
Çok hüzünlü bir yazıydı kaleminize sağlık
Ahmet AYAZ
Mahur Beste06
Mahur Beste06, @mahur-beste06
25.12.2015 11:06:29
Bir Hayat Kokladım
Kokladığınız hayata dair hikaye çok tanıdık maalesef :(...kaleminize sağlık..
beren yılmaz
beren yılmaz, @berenyilmaz
25.12.2015 10:57:33
Toplumudaki Kadının yeri hep örsenmiştir zaten.. okurken ah evet dediğim ne çok şey oldu.. tebrik ederim selamlar.
Oya gedik
Oya gedik, @oyagedik
25.12.2015 06:39:02

Her insan hayatında farklı kareler var,

Erkek egemen toplumun,

İşte bir Atasözü:

“Kadının yüzünün karası, erkeğin elinin kınası.. Toplumda biz kadınların yerinin değişmeyeceni görmekteyiz acıyla. Allah güzel yazılar yazsın her birimize...

Kutların yalın kaleminizi...

Sevgiyle...
Salih Erdem
Salih Erdem, @salih-erdem
25.12.2015 05:03:38
Yaşadığımız hayattan acı bir kesit!

Akıcı bir anlatımla dile getirmişsiniz, ilgiyle sonuna kadar okudum. Yazının sonunda hikayenin kahramanıyla birlikte mutlu oldum.
Başarınızı kutluyorum.
Sağlıcakla...
UNALAN
UNALAN, @unalan
25.12.2015 02:04:38
Özünde bir hikaye gibi dursa da, maalesef insanlık gerçekleri, yurdumun gerçekleri. Kutlarım güne düşen bu harika eseri. Selam ve saygılarımla değerli hocam.
direniş
direniş, @direnis
25.12.2015 01:30:02
Oooooo ben neden görmedim gündüz bu hikayeni?

Ne kadar akıcı, dubduru Türkçemizle yazan yüreğinin güzel süslemeleri ile

mükemmel bir hikaye

abim sen bu gidişle romana doğru uzanacak gibisin. :)

İnşallah romanlarında hşkayelerin ve şiirlerin kadar bomba olurve olacakta..

Görüne köy klavuz istemediğine göreee, romanların gelecek yakın senelerde

abim, yürekten kutluyorum..

Güne gelmesi ziyadesi ile menbun etti beni KUMRU YÜREKLİ kardeşim benim

zım kın gibi hikayelerinde buluşmak dileği ile kocaman selamlarımı yolladım... taaa Lahey'den :)

asude_vuslat
asude_vuslat, @asude-vuslat
25.12.2015 01:04:15
Tebrik ediyorum günün yazısını arkadaşım.

yine gerçek yaşantılardan öyküler, kurgu da olsa acıtıyor:(

sami biberoğulları
sami biberoğulları, @samibiberogullari
25.12.2015 00:38:23
Hayatın acı gerçeklerinden bir kesit.

Arkadaşınız cesaretli bir insanmış, anlatabilmiş. Ya ömür boyu anlatamayıp içindeki yaralarla, hicranlarla, elem ve ızdıraplarla öteki aleme gidenlere ne demeli. Anlatacak çok şeyi olup da anlatamayanları diyorum.

Kaleminden acı ama güne yakışan bir öykü okudun.

Tebrik ediyorum arkadaşım.

Selam ve sevgilerimle.
Mehmet Sait ULUÇAY
Mehmet Sait ULUÇAY, @mehmet-sait-ulucay
25.12.2015 00:28:56
Güzel bir öyküydü. Sürükleyici bir dil ve anlatım öyküyü daha da okunur kılıyor. Kutlarım sizi. Selam ve dua ile sevgiyle kalınız efendim.
SEVDA AYTAN (YESİLMAWİ)
SEVDA AYTAN (YESİLMAWİ), @sevda-aytan-yesilmawi
25.12.2015 00:11:52
kalemınız varolsun Gulhun hanımcım... acı gercekler maalesef... bu durumda olanların Allah yardımcısı olsun....
glenay
glenay, @glenay
24.12.2015 23:31:02
Erkeklerin acımasızlığı. On dört yaşındaki bir kıza tecavüz edebiliyorlar.Son derece yüz kızartıcı bir durum
erkekler açısından.

Kadının bir suçu olmadığı halde toplumdan dışlanıyor ve onun yeri belirleniyor.
Gerçek, güzel bir öykü.

tebrikler,

sevgilerimle..
Etkili Yorum
Turgay COŞKUN
Turgay COŞKUN, @turgay-coskun
24.12.2015 22:31:09
10 puan verdi
Öyküyü dün gece okudum; ama ancak şimdi yazma fırsatım oldu görüşlerimi.

Aslında anı ve öykünün iç içe buluştuğu güzel bir anlatım demek lazım bu güzel yazıya. O kadar çok ana maddeler var ki yazıda...

-Çocukluktan başlayan ve eğitim sistemindeki hatır, gönül işlerini; velilerin baskın rollerini, torpili ortaya dökmesi.
-Köy hayatındaki kendini koruyamayan bir genç kızın masum haliyle uğradığı kötülüğe rağmen acımasızca suçlanması ve ölüm fermanının yapanlara değil de bizzat kıza çıkarılması.
-İş hayatının, temiz çalışma imkanı vermemesi nedeniyle kadını ancak konsomatris olarak kabullenmesi.
-Hayat denen zorlu sınavda şans faktörünün ne denli önemli olduğu.

İşte bir çırpıda çıkardıklarım...

İmlası, anlatımdaki derinliği, aslında zor olan dinlediğini nakletmenin başarılı bir grafik çizmesi de yazının ayrı güzellikleriydi.

Yürekten kutluyorum arkadaşım.
Nicelerine...
k.doğanay
k.doğanay, @k-doganay
24.12.2015 20:20:52
Yaşanan bir olay ve kaydedilen bir hikaye.
Yalın ve sade olmuş.Ama can alıcı noktaları daima
var.Ne diyelim bu memlekette olağan şeyler.
Hala Pakistan da kadın suçlu.Ya erkek?
İnşallah bunlar düzelir.Ellerine sağlık.
Gülüm Çamlısoy
Gülüm Çamlısoy, @gulum-camlisoy
24.12.2015 13:01:13
eşsiz bir anlatımla çok güzel dokumuşsunuz öyküyü.
her satırında merakımın arttığı ve bir o kadar yüreğe dokunan.
yüreğinize sağlık sevgili hocam.
sevgilerimle...
kıymetli kaleminizi tebrik ediyorum.
erolabi
erolabi, @erolabi
24.12.2015 10:51:34
Hakikatten böyle hayatlar var.Acılar ve hoşgörüsüzlükle karartılan ömürler var.Toplumumuz maalesef bu konuda tahammülsüz,anlayışsız ve bencil davranıyor.
Kalbim acıyor.
Aklım almıyor.
Selam ve saygı ile.
Bedri Tokul
Bedri Tokul, @bedri-tokul
24.12.2015 09:59:51
Olaydan olaya ustaca geçişler.
Anlatılanlar.
Anlatana anlatılanlar.
Okudukça artan merak...
Ve finalde vurucu gerçek.
Biliyorum ustalığını.
Selamlarımla Bacım...
© 2025 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.