2
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1206
Okunma
Milletlerin hayatını biçimlendiren temel unsur kültürdür. Milletlerin hayat tarzı ile ruh cephesini ifade eden kültürün temelini de güzel sanatlar oluşturur.
Edebiyat, müzik, plastik sanatlar, mimari tarz, el sanatları ve süsleme sanatları tabii kültürümüzün esasını meydana getirir.
Zaman zaman kültür ağacımızın şer ve düşman güçlerce taşlanarak, meyvelerinin heder edilmesi hedeflenmiş, bundan da en fazla müziğimiz etkilenmiştir.
Müzik deyip de geçemeyiz. Hafife alınacak bir konu değildir. Nitzsche, “müziksiz bir hayat hata olurdu” derken; Konfiçyüs, bir ülkenin iyi yönetilip yönetilmediği, o ülkede yaşayan insanların ahlaken ve ruhen yücelip, gelişip gelişmediğini anlamanın yolu, o ülkenin musikisini dinlemektir diyor.
Anlaşılıyor ki bir milletin ruh yüceliğinin ölçütünü belirleyen ana unsurlardan en önemlisi o milletin musikisidir. Çeşitli müdahalelerle müzik tarzı üzerinde yapılan oynamalarla, toplumların kültürel yapısında yozlaşmanın ve değerlerden kopuşların hızlandığı gözlemlendiğine şahit oluyoruz. Burada müziğin çeşitliliği ve zenginliğine değer katan tarz, anlayış ve çalışmalar elbette faydalı olarak değerlendirilmelidir. Esas belirtmek istediğimiz husus, musikinin genleriyle oynanması hususudur. Diğer bir ifade ile kültürel yapıların güçlü kalması, kültürün esasını teşkil eden tüm sanat ve değerlerin korunmasıyla beraber kendi müziğimizin genleriyle oynamadan zenginleştirmesi ve çeşitlendirilmesiyle mümkündür.
Erdem ve fazilet tohumlarının ancak müzikle yeşerebileceğini söyler Luther. O halde musikimizin korunması, yozlaştırmadan evrensel bir dil olarak yüreklerde yer bulması ve ruhlara hükmetmesi için millilik vasfını muhafaza etmesi gerekmez mi?
Ruhumuzun derinliklerinden kopup gelen nağmelerin yabancılaşma süreciyle başlayan batılılaşma hareketine kurban edilmemesi hususu çok önemlidir. Zira kültür yozlaştırıcıları tarafından yaratılmak istenen kasırgaların tasallutundan kurtulmayı başaran müziğimiz hakkında Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu’nun tespitleri önemli olduğu gibi tüm Türk milletimizin ortak tespitidir.
Hacıeminoğlu, musikimiz hakkında “fetih seferinde mehter olmuş; kandillerde mevlit olmuş; bayramlarda tekbir olmuş; cumalarda sala olmuş; saraylarda, konaklarda fasıl olmuş; düğün derneklerde şarkı olmuş; hudutlarda serhat türküsü, gurbetlerde hasret acısı, beşiklerde ana ninnisi, ve ölümlerde ağıt olmuştur” tespitinde bulunarak, bu sanatımızın yüceliğini çok güzel ifade etmiştir.
Ruhumuzun derinliğine nüfuz eden musikimiz, bu özellikleriyle millidir. Milliliği sebebiyledir ki, emperyalistlerin kıskaca almak istedikleri kültürümüzün unsurlarından olan müziğimizin gönül vadimizdeki yankılarını yok etmeyi başaramamışlardır.
Tüm sanatları incelediğimizde, insan duygularını bünyesinde en fazla barındıran, gönüllere hükmeden, ruhlarımıza en fazla nüfuz eden, insanı büyüleme gücü en yüksek olan sanatın müzik olduğunu görürüz.
Duygularımızı hep diri tutma gücünü elinde bulunduran müzik, aynı zamanda karakterimizi de ele verir. Istırap ve kederler içinde kıvrananların imdadına müzik yetişir. Çünkü onun mayasında sükunet vardır.
Gönlünde müzik duygusunu yitirenlerin his ve düşünceleri, gecenin karanlığından farksızdır. İnsanlar, sevincini, kederini, aşk, heyecan ve ümidini müzikle daha kolay dile getirir. Başka bir ifadeyle duyguları kanatlandıran ve coşturan sihirli bir güçtür müzik. Müzikte hüzün ve coşku iç içedir. Her seste bir ahenk vardır. O ahengin diğer adı da müziktir. Evinde ötmeyen kuşları besleyenlere rastlananız var mı?
Müzik, hangi hal üzere olduğumuzu en iyi keşfeden ve ruhumuza üflediği efsunlu gücü ile bizi halden hale sürükler. Acımızı, hasretimizi, sevgimizi, coşkumuzu, sevincimizi en iyi müzikle ifade ederiz.
Müzik her şeyimizdir. Sahip çıkalım. Yozlaştırmadan evrensel bir dil olduğunu unutmadan tüm kültürel değerlerimiz gibi dünya gündemine oturtalım.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.