4
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
827
Okunma

(Kemnur’a teşekkürler)
İşyerimi, ticârete kapatmadan yıllar önce tasarladığım, Trabzon Özel Kütüphânesi fikrimi hayâta geçirmenin vakti gelmişti...
Eşe- dosta ve arkadaşlarıma söyleyip tekrarlıyordum. Bir gün, kapıya bir kamyonet geldi ve park etti. İçinden bir dost memur arkadaş indi ve kapıdan içeri girerek sevinçle: "Aradığın kitap dolabını buldum getirdim" dedi... Şoförün yardımı ile dükkâna aldık yerine yerleştirdik. Arabasını çalıştıran şoför çekip gitti.
Arkadaş, gülümseyerek nereden aldığını güzelce îzah edince, içimden eyvah dedim!. almasına almıştı da benim düşündüğüm gibi bir yerden alınmamıştı bu dolap.
Kırgınlığımı belli ettirmeden biraz daha irdeledim ve konuyu kapattım. Arkadaşımı gönderdikten sonra, bu dolabın hakkını nasıl öderim diye epeyce kafa yordum ve sonunda, aklımca buldum...
Dolap, bir ilköğretim okulunun kazan dairesi önüne atılmış ve kırılarak yakılmayı bekliyor; bu arkadaşım, okula torba kömür getiren kamyonetin yükü boşaldıktan sonra bu dolabı yetkiliye beni anlatarak izni ile aynı arabaya yükleyip ücret ödemeden(300 Metre mesafe) getiriyor.
İade etme gibi bir saygısızlığa katlanmadan aklıma geleni uyguladım...
Bir gün sonra, sabah vakti okulun müdüryardımcılarının odasını sorarak öğrendim ve okula bağış yapmak istediğimi söyledim... bir müddet bekledikten sonra benim isteğimi yerine getirdiler ve birbirleri ile benim yanımda seslice, şaşkınlıklarını şöyle söylediler: "Biz, velilerden bağış almakta zorlanıyoruz... istemeyen(çoğu) vermiyor; bu veli de kendi ayağı ile gelmiş, okula bağış yapıyor".
Bilemediler ki, benim bu okulda velisi olduğum öğrencim yok. Sormadılar ki, hangi öğrencinin velisisin. İyi ki, sormadılar, yoksa gönlümden geçen bağışı yapamayacak; yakacak olarak kullanılacak kitap dolabı ile ömürboyu vicdan azâbı çekecektim; şimdi ferah ve mutluyum...
Okul idâresinden aldığım bağış makbuzumu, planladığım gibi, dükkâna gelip, dolabın duvar tarafında kalan yüzüne ambalaj bandı ile sağlamca yapıştırdım... şimdi, planın üçüncü safhasına gelelim; belki, bir- iki ay sonra yine aynı arkadaşım kapıdan içeri girdiğinde hemen, gel dedim... dolabın sağ yan yüzünde bantla yapıştırdığım makbuzu yerinden kopartıp kendisine uzattım... önce anlamadı, inceledi ve okudu... yüzüme baktı ve öylece kaldı... daha, diyecek söz bulamadı...
Neyi, nasıl yaptığımı ve yüreğimden geçenlerin tâmamını olduğu gibi anlattım.
Bu arkadaşım, daha sonraları da sayısız defâlar uğradı... bir vakit geldi ve dedi ki; "Benim tâyinim çıktı, hakkını helâl et... seni unutmayacağım."
Kemnur’un bugünkü yazısını okudum ve iki kelime yorum yazdım... dedi ki: "Yaz"... yazdım işte... bilmem, okuduğunuza değdi mi?... yazarlık, ayrı mârifetli bir sanat.
Son söz: Kitap dolabının, kütüphânemdeki ayrıcalığı: Trabzonlu ya da Trabzon’da yaşamış şair ve yazarların Trabzon konulu eserleri... Târihî fotoğraf albüm kitapları ve Trabzonlu karikatüristlerin eserleri de dâhil...
Arşivim, ayrıca, 260000’den çok sayıda dijital ve 5000’den çok sayıda kart hâlinde Trabzon konulu; ayrı- ayrı tasnif edilmiş fotoğraflar(çektiğim), kartpostallarla son dekorasyon ve düzenlememi, 2 Yıldır bekliyor.
Saygılarımla...
kadiryeter Kadir Yeter. 14.11.2015
İlgili sayfa:
"KİTAPLIK"
: w.edebiyatdefteri.com/yazioku.asp?id=147374
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.