9
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
936
Okunma


Varlığın sırları saklı senden, benden;
Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.
Ömer Hayyam
Aklımın daha ne kadarını alacağını bilmiyorum. Acım zonkluyor. Çekip çıkarsa biri acımı. Kanatarak. Paslı bir kerpetenle.
İnsanların yüzünü okuyorsun sen demiştin. Senden bir şey saklanmıyor. Olmadıkları gibi oluyor bazen insanlar, hiç olmadıkları gibi. O zaman anlıyorum bir şeylerin ters gittiğini. Tersten okumayı da öğrendim insanların yüzünü. Dokur gibi. Bir ters, bir düz. İki ters, iki düz. Bir ters, iki düz. İki ters, bir düz. Bir de haraşo gibi olanları var, hep tersleri yüzünde.
Diken gibiydin. Dalımdasın diye gül sanırdın kendini. Öpüp koklanmak isterdin. Dönüp kendine bakmazdın. Battın mı, kanattın mı umursamazdın. Sevmezdin çok uyuyanları. Korkaklar çok uyur derdin. Yatağa girmeyi mezara girmekle eş tutardın. Oysa ben nasıl da yolunu gözlerdim yatakta. Birlikte mezara girebilecek kadar hasrettim koynunda sabahlamaya.
Aklın bir türlü ermezdi yaşama olan tutkunluğuma. Bu tutkunluğa rağmen her an ölmeye de hazır oluşum korkuturdu seni. Gülerken bırakır, ağlarken bulurdun. Kapı açılmaz da korktuğum başıma gelir diye ayaklarım geri geri gidiyor sana gelirken, derdin. Geri gidip bir kaç kadeh içtikten sonra çalardın kapımı.
Çocukluğum bile gülüyor seninleyken, derdin. İyileşirdin benimleyken. Aynada kendine uzun uzun bakarken yakalardım seni. İlk kez kendini görüyormuş gibi. Heyecanlı. Meraklı. Her geldiğinde kendi yüzünü yeniden keşfederdin. Umurunda değildi dünya. Omuzlarındaydı. Omuzların çökük gelir, dimdik giderdin. Bir kaç gün bensiz kaldığında, cansız da kalır, eski haline dönmek için yolumu gözlerdin.
Kutsardın hikâyeni. Tapardın kendine. Benim de tapmamı beklerdin. Hikâyen, aynı yolu seçmiş milyonlarca insanın hikâyesiyle aynı, dediğimde hırpalardın beni. Küçümserdin değerlerimi. Yaralarını sarmamı istemezdin. Severdin onları. Geçmişinden sana kalanlardı onlar. Silinmesini, kapanmasını istemezdin. Geçmişinde ne müthiş bir adam olduğunu unutmaktan korkardın.
Aynı yöne bakmazdık. Sen yaşadıklarına bakardın. Ben yaşamadıklarıma. Kıyametlerimiz hep bundan kopardı. Her kopan kıyamet bizi birbirimizden de ilmik ilmik koparırdı. Açılırdı aramız. Duymazdık. Görmezdik. Dokunmazdık. Sevmezdik. Sevişmezdik de. Ne yapacağımızı da bilmezdik. Birlikte ama ayrı yaşar giderdik. Ne sen ne ben. Elimizi taşın altına koymazdık. Yapılması gerekeni hayat yapsın diye beklerdik. İkimiz de o son ilmik kopmadan hayatın kılını bile kıpırdatmayacağını bilirdik. Bilmediğimiz, bizi birbirimize bağlı tutan kaç ilmiğin daha olduğu ve bunların kaç vakitte kopacağıydı.
Bilinen bir sonun bilinmeyen zamanını ölümü bekler gibi çekişerek bekliyoruz hâlâ. Can çekişerek.
Tante Rosa
Diyor ki:
Ferit Edgü: Yazmak, neyi anlatmak değil, nasıl anlatmaktır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.