6
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1493
Okunma

Şen gönül ailesinin reisi baba Rıfat Bey, kamu kuruluşundan emekli olmuş, yoğun memuriyet hayatından sonra emekliliğe alışmaya çalışan kendi halinde bir insandı. Namaz saatlerinin dışında ki, vaktinin büyük bölümünü evde televizyon seyrederek geçiriyordu. Devlet memurluğundan kalan bir alışkanlıkla evden dışarı her çıktığında gömlek giyer ve kravat takmayı hiç ihmal etmezdi. Sosyal hayatında sevilen saygı duyulan biriydi. Yine bir Pazar sabahı marketten kahvaltılık alışverişini yapmış fırından sıcak ekmek ve gazete bayiinden de günlük gazetesini almış oturduğu apartmanın önüne gelmişti.
Pazar sabahı ailece kahvaltı sofrasında bir arada olmanın hayallerini kuruyordu. Altıncı kat’ta Asansörden inip anahtarıyla daire kapısını açtığında, evin holünde karısıyla karşılaştı.
-Hanım, annem ve çocuklar hala kalkmadı mı? Hem sonra sen niye üstünü giymemişsin halen gecelikle dolaşıyorsun. O ne! Daha sofrada hazır değil yav hanım çıkar şu bigudileri kafandan uyandır çocuklarını da bir pazar sabahı olsun ağız tadıyla hep birlikte bir kahvaltı yapalım.
-Ay ben o çocukları bakkaldan mı aldım? Sen git uyandır seninde çocukların hayret bir şey ya!
-Hay! Sana bir şey söyleyenin tamam tamam ben kaldırırım çocukları sende bari çaydanlığı üzerine koy
-Ay niye çaydanlığı üzerime koyayım ben kafayı mı yedim hem sonra ben o kadar ateşli miyim? Hınzır şey.
-Vela havle, ulan aklın fikrin şeyde çaydanlığı ocağın üzerine koy diyorum. Kendi üzerine değil.
-Şimdi hiç uğraşamam tırnaklarım ojeli kurumasını bekliyorum.
-Sabahın bu saatinde tırnak mı ojelenir?
Kadın hiçbir şeyi umursamadan solona gidip televizyon’un karşısında ki koltuğa oturup ayaklarını da sehpaya uzattı. Adam da elindeki poşetleri mutfağa götürüp masanın üzerine bıraktı. Önce kızların Sonrada oğlunun odasına gitmek üzere koridora yöneldi. Kızların odasına geldiğinde kapıyı çalıp,
-Kızlar hadi kalkın saat kaç oldu hep birlikte kahvaltımızı yapalım. Hey! Kime diyorum. Haydi kalkın.
Kulağında müzik çaların kulaklığı ağzında da sakız olan küçük kızı Bir ‘anda odanın kapısını açtı.
-‘’Hiiiih!! Euzübillahimine ... kızım o ne!?
-Yüz maskesi babişko korkma
-Babişko mu? Kızım ne babişkosu, babanın suyumu çıktı? Hem sonra sen daha on altı yaşındasın cildin çok taze ne maskesiymiş bu? Çık çık çık hayret bir şey hadi yıka yüzünü ablanı da kaldır kahvaltıya gelin.
-Ablam yok ki!
-Nasıl yok?
-Akşam sen uyuduktan sonra arkadaşı geldi onunla gitti gecede arkadaşında kaldı.
-Nee!? Yahu kaç sefer söyledim abla’na şu kızıl saçlı kız’ın hal ve hareketini beğenmiyorum onunla fazla sıkı fıkı olma diye
-Hee! Sen Cansu’yu diyorsuuun? Ablam Cansulara gitmedi ki, Alplere gitti.
-Uludağ dururken, sen salak mısın kızım ne Alpleri?
-Babişko kafayı mı yedin? Ne uludağ’ı hani şu keçi sakallı satanist çocuk var ya! Onun adı Alp, ablam o Alp’in bekâr evinde kaldı dün gece.
Babişkoo? Baişko rengin sarardı?. Babişkooo kendine gel !. Anneee yetiiiişşşş babişkom trafik lambasına döndü.
Kızının seslenişine gelen annesi
-Ne var kızım ne oldu?
-Babişkoma bi’şey oldu. Baksana! Omzunu duvara yasladı rengi benzi atmış sabit bir noktaya bakıp öylece duruyor. Ben kapımı kapatıyorum maskemin kuruması lazım sen babişkomla ilgilen.
- Ne var Rıfatı. Ne oldu?
-Bi bi bizim kı kı kızımız sa sa satanist çocukta mı ka ka kaldı dü dü dün gece!?
-Evet, ne var bunda bu kadar şaşıracak. Şuraya bak resmen konuşamıyorsun kekelemekten. Ayol kızımız yirmi iki yaşında canı kimde kalmak isterse orda kalır.
-Ulan ne demek canı kimde isterse orda kalır. Beni deli etme manyak karı üstelik adam satanist kıtır kıtır kedi kesiyor. Kızımız Kütür kütür …..mesi çok mu zor? yahu bari doğru düzgün biri tövbe tövbe neler düşünüyorum böyle Rıfat kendine gel oğlum!
-Ayiiİ gerçekten de çok banalsin Rıfat? Alp’le kızımız yalnız değil ki evde. Alp’in Amerikalı zenci erkek arkadaşı da var Yanlış düşünüyorsun. Olayı büyütüyorsun.
-Neyiiiii? Ulan beni zıvanadan çıkarma kadın. Üstelik evde zencide var diyorsun! Alp’te pabuç kadar burun var kim bilir zencinin ki nasıldır. Olayı büyütmeyeyim öyle mi? Ben küçük düşünsemde olay biyolojik olarak kendiliğinden büyük zaten. Çabuk ara kız eve gelsin zararın neresinden dönersek kardır.
-Ayol olur mu öyle şey? Devre mülk den mi dönüyorsun. Arkadaşlarının yanında mahcup mu edelim kızı? Medeni ol biraz.
-Yahu! Kızımız dünya çapında meşhur olma yolunda. Asıl biz cümle âleme rezil rüsva olup mahcup olacağız. Ne medeniyetinden bahsediyorsun? Zaten sana bir şey söyleyende kabahat ben ararım kızı nerede benim telefonum?
-Elinde ya!
-Hah! Tamam, elimdeymiş akıl mı bıraktınız adamda.
Rıfat Bey bir taraftan cep telefonunun rehberinden kızının telefonunu ararken bir taraftan da kendi kedine kısık sesle söyleniyordu.
-Saldım çayıra Mevla kayıra çocuk yetiştirirsek böyle olur işte 0.5 yüz …. … Aloo kızım aloooo beni duyuyor musun. ?
-‘’Aloo Guten morgen. (Günaydın )
-Alooo sen kimsin len Alman gâvuru kızımı ver telefona.
-‘’Oh yah yah Telefonat mit der derzeit sehr beschaffigen spöter. (Telefonun sahibi şu ‘an çok meşgul daha sonra arayın.)tık
-Ula! Tık diye kapattı telefonu yüzüme elin gâvuru
- Telefona bakan kimdi?
-Elinin körüydü. Kim olacak satanist oğlanın Alman arkadaşı herhalde. Ulan bizim kız birleşmiş milletlerin daimi üyesi olmuş da benim haberim yok.
-İyi de telefona bakan kişinin almanca konuştuğunu nasıl anladın? Sen almanca bilmiyorsun ki?
- Orasını karıştırma. Nasıl olacak? Ergenlik çağlarımda seyrettiğim filmlerden tabi çat pat öğrenmiştim.
Rıfat Bey birkaç kez üst üste kızını aramışsa da bu sefer telefonu açan olmamıştı yaşadıklarının şokundaydı. Bir ‘an akılına oğlu geldi. Doğruca koridorun sonunda ki oğlunun odasına yöneldi. kapıyıa hızlıca vurup seslendi.
-Oğlum hadi kalk, hadi benim aslan oğlum aç kapıyı seninle konuşacaklarımız var .
Uykulu gözlerle kapıyı açan oğlunu gördüğünde yeni bir şok yaşamıştı.
-koç-um-be-niim, oğlum bu ne hal!?
-Ne varmış halimde minnoşum?
-Ne minoşu lan üzerinde ki, kombinezon da ne? Sen gözlerine sürme kirpiklerine de rimel mi çektin!? Sana ne oldu aslan oğlum kim yaptı bunu sana.!?
-Ay kimse bi’şey yapmadı daha taam mı? Bu benim tercihim sen karışamazsın bana taam mı? Hangi çağda yaşıyoruz ayol.
-Senin tercihin mi? karışmak mı? Ulan gebertirim seni şerefsiz çabuk çıkar o kombinezonu, üzerinden doğru düzgün bir şey giyin hadi çabuk. Şuraya bak aval aval bakıyor yüzüme. Yav, oğlum sen aslan gibi adamdın ne oldu sana. Bak! Benim güzel oğlum şey yani aslan oğlum. Kocaman adam oldun. Üniversite bittiğinde hayırlı bir kısmetle evlendireceğiz seni. Ama bu halinle kimse beğenmez ki, seni öyle değil mi? koçum benim
-Ayiiiiii sahi mi? yakışıklı mı bari Kiminle?
-Kapıcı Murtaza efendin oğluyla. Ulan salak kimle olacak helal süt emiş iyi bir aile kızıyla tabi ki. Gerçi bu gidişle senin kısmetinde kim olur oda belli değil ya neyse. Ulan karı sana kaç sefer söyledim çocukluk çağlarında kızların kıyafetlerini şu oğlana giydirme diye ha! Kaç sefer. Al, işte gör aslan gibi oğlumuzun şirazesi kaymış sürmeli ceylana dönmüş.
Rıfat Beyin, karısı ve oğlu koridorda tartışırken karşı odadan Rıfat beyin yetmiş üç yaşında ki annesi söylenerek odasının kapısını açtı.
-Rıfat? Oğlum nedir bu bağırış çağırış sabahın bu saatin de?
- Bir şey yok annecim sen odana gir kusura bakma seni rahatsız ettik. ‘’Anneee!!! Sen! Sen saçlarını sarıya mı boyadın? Makyaj da yapmışsın? Hayırdır!?
-Bırak şimdi saçımın rengini makyajı mı falan niye bağrışıyorsunuz sen onu söyle? İnsan sevgilisiyle Pazar sabahı yatak keyfi yapamayacak mı bu evde canım.Kafamızı şişirdiniz hayret bir şey ya!
-Sevgilimi? Kafanızı mı? Ne diyorsun anne odanda kim var senin?
Söze Rıfat beyin karısı atıldı.
-Aaa senin haberin yok mu? Annem bir haftadır marketin çırağı Tolgayla sevgili takılıyor. Akşamda sen uyuduktan sonra bize geldi annemin odasın da kaldılar. Ama biliyor musun bir birlerine çok yakışıyorlar.
-Se se sen mayakmısın kadın o ço ço çocuk annemin küçük torunuyla yaşıt. Üstelik babam rahmetli olalı daha bir sene olmadı.
-‘’Aa- aaaa! Hayatım, aşkın yaşı ve zamanı yok tur sen bunu bilmiyor muydun? Canikom hadi gel odamıza gidelim bizde aşk tazeleyelim.
-Yahu’ bırak şu kravatımdan çekiştirmeyi çek elini kafayı mı yediniz hepiniz.
O sırada atlet donla odadan çıkan Tolga anlamsız bir özgüven ve yüzünde oluşan alaycı bir ifadeyle pis pis sırıtarak konuşmalara dâhil oldu
- Sevgilim dondurmalarımız eriyecek gel içeri dondurmalarımızı yiyelim kapat şu kapıyı hadi.
-Tamam, geliyoruum zaten hava çok sıcak içim yanıyor. Çılgın şey dondurma fantezisi mi yapacağız?
Rıfat Bey, şokta ve şaşkınlık içerisinde olanı biteni seyrediyordu. Gözleri fal taşı gibi kocaman olmuş burnundan soluyordu ve oda söze girdi.
-Ne oluyor lan ne sevgilisi ne yanması ne dondurma fantezisi kendinize gelin Sabahın bu saatinde dondurmamı yenir?
-Anneniz çok ateşli ne yapayım ancak dondurmayla hararetini söndüre biliyorum.
-Bende seni çok terbiyeli bir çocuk biliyordum. Ulan serseri utanmıyor musun? Nenen yaşında kadınla dondurma fantezisi yapmaya?
-Rıfat amca biz annenizle bir birimizi seviyoruz askere gidip geldikten sonra annenize takacağım
yüzüğü.
-Yoooo, yoo yok artık bu gördüklerim duyduklarım gerçek olamaz, olamaz hayır hayııııııııırrrrrrrr.
-Rıfatçım? Rıfatçım? Uyan lütfen kendine gel
-Ne ne nerdeyim ben heh! Oh! Çok şükür kâbus görmüşüm!
- Bey! Gördüğün rüya çok kötüydü herhalde baksana ter kan içerisinde kalmışsın?
Rıfat Bey sabah marketten eve döndüğünde, onu kapıda eşi Türkan Hanım karşılamıştı. Elinde ki paketleri alan hanımı mutfağa giderken Rıfat beyde salona geçmiş üçlü koltukta uzanmıştı. Emekli olduğundan beri Seyrettiği abuk, sabuk dizi filmlerinin, evlendirme programlarının bilinçaltı etkisinde kalmış kâbus dolu bir uykuya dalmıştı. Sayıklayarak ve bağırarak uyandığında tüm ailesi başında onu kendine getirmeye çalışıyorlardı.
- Babacım buyurun bir bardak su için iyi gelir
-Aslı kızım sen evde miydin?
-Nerede olacağım babacım tabiî ki evdeydim.
-Buket?
-Efendim baba
-Aferin Kızım yüzünü yıkamışsın makyaj maskesi çıkmış yüzünden
-Ne maskesi babacığım ben daha on altı yaşımdayım.
-Hakan oğlum? Yamuk bir durum yok değil mi?
-Ne yamuğu babacım nasıl bir rüya gördünüz anlamadık ki!
-Oh şükürler olsun benim aslan oğlum
-Babaanneniz nerde?
-Buradayım oğlum ah evladım çok mu korktun?
-Nur yüzlü hacı annem benim kötü bir rüya görmüşüm
-Bey, halen rüyanın tesirinden kurtulamamışsın korkma artık annen de bizlerde sağ selametiz çok şükür hadi git banyoya yüzünü yıka kendine gelirsin. Hava sıcak diye kahvaltı sofrasını balkona kurduk serin olur hadi kalk yüzüne bi’su vur açılırsın.
-Tamam, tamam siz geçin sofraya ben yüzümü yıkayıp geliyorum.
Ev halkı hep beraber balkonda kurulmuş kahvaltı sofrasında yerini almış evin reisi baba Rıfat beyin yüzünü yıkayıp sofraya gelmesini bekliyorlardı. O sırada kapı zili çaldı. Kim gelmiş olabilir diye düşünürlerken Türkan Hanım Buket’e kapıya bakmasını söyledi. O esnada babaanne söze girdi.
-Rıfat’a söylemeyi unuttum canım dondurma istemişti telefon edip bir kutu sipariş verdim. Marketin çırağı olmalı her halde dondurmayı getirmiştir.
-O esnada Buket, heyecanla balkona gelip annesine
-Anne yetişşşş, babam marketin çırağı Tolgayı yere yatırıp, ulan sen sabahın bu saatinde benim anneme dondurma getirip annenizin içi yanmış olmalı ona dondurma getirdim yesin de harareti sönsün diyorsun bir şey mi ima etmek istiyorsun diye, yakasından tutmuş silkeliyor.
Serhat BİNGÖL 09.08.2015
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.