28
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
2670
Okunma


(Eğer bir kurdele verilirse, bu hepimizin olsun. Çünkü sağlık, hayatta bizlere verilen en güzel kırmızı kurdele.)
Bu yazı, 28 Temmuz Saat 21: 15 de, 2007 yılında eşi bitkisel hayata giren bir erkeğin eşine bizzat kendi eli ile yazmış olduğu mektubudur. Okuduğum gece önce beni, sonra ailemi, daha sonra da okuttuğumuz yakın çevremizden birkaç kişiyi çok etkilemişti. Yaşam tıpkı oyun gibi diye düşünürdüm her zaman ama, bu kadar güzel bir anlatımla değil...
İstedim ki, bunu sizlerde okuyun.
Seni Ezberlemeye Çalışıyorum.
Kendini bana bırak, senden alabileceğim hiç bir şey yok. Hele senin haberin olmadan, asla.
Gözlerine dokunmak için ne kadar uzun zaman bekliyorum biliyor musun? Ya da saçlarını koklamak için? Yasemin gibi kokuyorlar... Belki de daha güzel. "Böyle kokmayı nasıl başarıyorsun?" Derdim hep. Sen de bana, sen koklamayı biliyorsun derdin. "Siyah saçların, yeşil çayırları anımsatan gözlerinle buluşunca, ne kadar romantik duruyorlar.
Öyle ezberlemek istiyorum ki seni, unutmak denen şey bile hasetlensin.
Kirpiklerine baktıkça rimel olup bulaşmak geliyor içimden. Bir fırça kadar bile şanslı bulmuyorum kendimi. Ya da bir çorap, bir ruj olmak düşmüyor payıma. Dudaklarına yaslanmak ne güzel olurdu.
Ne güzel olurdu onlara pervasızca dokunmak...
Seni ezberlemek istiyorum.
Ellerinde kimsede olmayan bir hüzün var, yüzünde yaşayan her duygu ellerine de bulaşmış sanki. İncinmekten korkmazdın sen... Ojelerin silinmiş, yarın onları yeniden süreceğim.
Kır çiçeklerini çok seversin, sana tazelerini toplamalıyım... Daha çok şey var söylemek istediğim ama dilime mühür vurdum sen konuş deyinceye kadar sadece yüreğimle konuşuyorum...
Bilmem ki kitap okumamı ister misin? En sevdiğin şey, Boleroyu dinlerken kitap okumaktı. Küpelerini çıkarmışlar, aradım ama komodin de değiller, yüzüğünde yok. Yer yarıldı içine girdi sanki. Oysa ne kadar sevinmiştin sana evlenme teklif ettiğim o akşam, hiç çıkarmayacağına da söz vermiştin. Bırak da hiç değilse kendimle konuşayım, sen beni yokmuş farz et.
Ne tuhaf, o kadar güzel görünüyorsun ki, sanki başka bir yerdeymişiz hissine kapılıyorum. Beni azarlamak için neler vermezdin şimdi... Keşke azarlasan, gözlerini çevire çevire bakıp "gene mi alışverişi eks... yaptın" demeni ne kadar sevdiğimi bilmiyorsun. Ya da ne zaman futbol seyretsem, yüzünde beliren kıskanç ifadeye ne kadar hayran olduğumu. Sana ait bir eşya gibi yanından hiç ayrılmasam ne kadar sevinirdin kim bilir. Çok tatlısın, çok. İş çıkışı yine geleceğim. Daha ne kadar idare ederler ki...
Neyse sen boş ver bunları. Keşke hiç bir sorumluluğum olmasaydı, her saniyeyi seninle geçirmek çok keyifli olurdu ama işteyken hep seni hayal edeceğim bunu böyle bil. Tatlı tatlı şarkılar söyleyişini, yaramaz çocuklar gibi ıslık çalışını, kızdığında söylediğin o muzur sözleri... Bak ayakların daha mı sıcak şimdi? Yastığını da düzelttik mi tamam...
Burnundan öpmek istiyorum seni, ne kadar zarif bir duruşu var. Hiç bu kadar düzgün olduğunu fark etmemiştim. Garip, şu son birkaç aydır, seninle ilgili neler kaçırdığımı daha iyi anlıyorum.
Hemşire gelmek üzeredir canımın içi, birazdan annemler de gelecek. Beni merak etme, ben hep seninim, hep senindim zaten. Sesimi duyduğunu düşünüyorum. Gözlerin kapalı olsa da gördüğünü...
Ellerin, ezberlediklerini anımsıyor olmalı... Karanlıktan korkmana gerek yok. Işık hep yanık kalacak.
Doktorlar, bugün olmasa da, bir gün komadan çıkabileceğini söylüyor. Onlar seni tanımıyorlar ki.
Ne kadar inatçı olduğunu, birbirimizi ne kadar sevdiğimizi, bir ay sonra evlilik yıl dönümünü bilmiyorlar. Onlara da hak vermeliyiz!
Burnundan öpüldün, dudaklarına kıyamadım yine.
Davi 20.05.2015 paylaşmakgüzeldir