9
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1061
Okunma


Kabul etmem gerekiyor ki bazı komplo teorilerini doğru çıkıyor. Dünyayı Yahudilerin, Masonların, İlluminati’nin ya da uzaylıların yönetmesinden bahsetmiyorum. Bunlar bizi doğrudan ilgilendiren konular değiller. Dünyayı Masonlar değil de uzaylılar yönetiyor olsa haftada bir gün fazladan mı tatil yapacaksınız? Maaşınız mı artacak? Trafik mi ortadan kalkacak? Karınız futbolu mu sevecek?
Benim bahsettiğim hayatımızı gerçekten etkileyen güçlerle ilgili komplo teorileri... Bir grup insan var; sayıları giderek artıyor. Her sene aralarına yenileri katılıyor, yeniler grubun öğretileri doğrultusunda yetiştiriliyorlar. Bir anlamda aralarında usta-çırak ilişkisi var. Eğitimleri bitince de bu kişiler, ki kendilerine kasap diyorlar, bir ağızdan yemin ediyorlar; öyle mırıl mırıl da değil, ciğerleri patlarcasına.
“Biz, bugün burada beratını alan kasaplar olarak hep birlikte yemin ediyoruz ki, bu işi yaptığımız, elimiz bıçak tuttuğu, beyaz önlüğümüz kanlandığı sürece asla ve asla müşteriye kalın etten biftek vermeyeceğiz. O kalınını istese de duymazlıktan geleceğiz. Eti dövmemizi engellemek için kendi elini araya soksa da eti ve gerekirse onun elini yamyassı yapacağız. Müşteri yıllarca kösele çiğneyecek ve biftek yediğini sanacak. Bunu yapacağımıza namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ederiz!”
İşte bu yüzden ben o toprakları ve kasapları arkamda bırakıp Yeni Dünya’ya göçtüm. Önce kendime bir ev aldım. Evin kocaman bir arka bahçesi ve o bahçeye bakan terası olmasına dikkat ettim. Sonra terasa bir mangal aldım. Öyle komşum Benny’nin gibi altı ayrı gözlü, iki dev ekran televizyon fiyatına olanlardan değil. O canavarlara göre kalender ama memleketten gelen eş dost karşısında beni utandırmayacak bir mangalım oldu.
Sonra sıra eti seçmeye geldi. Bunun için de önceden bir takım kurallar koymak zorundasınız yoksa et seçerken dikkatiniz dağılıp kötü bir tercihle eve dönebilirsiniz. Benim kurallarımiki tane: En az üç libre ve yağlı olacak. Ne kadar büyük, ne kadar kalın, ne kadar ağır, o kadar iyi. Geçenlerde markette elime altı buçuk librelik bir et geçince gözlerimden yaşlar süzülmüştü.
Eti alınca iş bitmiyor haliyle. Terbiye edilmesi gerek o parçanın. Yoldan geçen insan sayısı kadar terbiye şekli var ama ben kendimden başka kimseye kulak asmıyorum. Öncelikle eti delip, üzerinde öğütülmiş karabiber gezdiriyorum. Sonra sarımsak, sonra da Worcester sosu... Bu noktadan sonra hem etin, hem benim dinlenmeye ihtiyacımız oluyor. İdeali geceyi geçirmek ama bu her zaman mümkün değil.
Etin yanına bir şeyler hazırlanması gerektiğini düşünüyorsanız kalkın gidin masamdan. Et söz konusuysa zengin sofra yoktur; sadece et vardır. Eğer yanına bir şeyler istiyorsanız bu etin iyi yapılmadığını gösterir. En sevdiğiniz yiyeceği yerken niye iştahınız ikinci sınıf yiyeceklerle kapayasınız ki? Sadece et ve yanına iyi bir şarap. Sör Charles mesela...
Geçenlerde tabağındakileri bitirip, kadehinin de dibini bulan eşimin soracağı tuttu:
“İşin kolayına mı kaçıyoruz dersin? Gidip marketten et alıyoruz. Eskiden kendi yakaladığımız av etlerini yerdik. Bu kadar yağlı değillerdi, hem de biraz hareket ediyorduk.”
İtiraf etmeliyim, Amerika’ya göç etmeden önce kasaplar beni o kadar hayal kırıklığına uğratmıştı ki dayanamayıp kendi etimi kendim sağlar olmuştum. Her hafta bir dana almaya can dayanmayacağı için avcılığa merak sarmıştık. Başlarda bunu pek kotaramadığımızı kabul etmeliyim. Şehir insanısın, masabaşı adamısın, nereden gidip avcı olacaksın?
Kulağa geldi kadar kolay değil: Arayıp, tarayıp sahipsiz birilerini bulacaksın, biçimli şekilde öldüreceksin. Bütün bunları da kötü kokan, yağsız, yaşlı ve etten çok kemik taşıyan bir beden için yapmış olacaksın. Vazgeçmeye çok yaklaştığımız oldu.
Neyse ki zamanla evsiz, barksızlar yerine gelir düzeyi belli olan, sağlıklı, genç, hamur işi sevenleri nasıl bulacağımızı öğrendik. Böylece çok daha başarılı sonuçlar aldık. Evet, ot yemeyen bir canlının et tadı da farklı oluyordu ama en azından kasapların eti dövmesinin önüne geçmiştik.
Hikayenin geri kalanı oldukça tanıdık. Bir işi iyi yapmaya başlayınca giderek kanıksıyor, dikkat etmeyi bırakıyorsun. İster istemez izler kalıyor, insanların dikkatini çekiyorsun. Bir gün birileri yakın civarda kalıntıları buluyor, vs. Çok geç olmadan tası, tarağı toplayıp taşınıyorsun. Uzaklara gidiyorsun, izini kolay kolay bulamayacakları yerlere, kasapların etleri rahat bıraktıkları diyarlara.
Eşimin canı ara ara av eti çekiyor ama ben artık yeminliyim: Üzerinde etiketi olmayan hiç bir şey yemeyeceğim.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.