5
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1612
Okunma

Taş yapılı kaldırıma entari düşmüş gibi seriliydi bedeni yerde. Yüzünü ve bedenini kapatmıştı uzun elbisesi. Uğultulu kalabalıktan tek tanıyan çıkmamıştı, kimsenin fikri yoktu kimliğine dair. Oysa trenlere binmiş, alışveriş merkezlerinde dolaşmış, bir sürü insanla tanışmış, dert dinlemiş, dert anlatmıştı, yine de bir tanıyan çıkmamıştı, bedeni yerde serili sarı çiçekli entarili kadının suretini..
-kim olduğunu , evini adresini bulduk. Çok tuhaf. Herkes tanımadığını, böyle bir yakınının olmadığını söylüyor amirim.
-olacak iş değil, nasıl olur da kimse tanımaz? Herkesin bir yakını vardır mutlaka, lâkin tanıdıkları tanımadığını söylüyor.
-belki de belâlı biridir. Tanıyıp başını belaya sokmak istemiyordur kimse.
-yok yok, tek bir suç işlememiş, tek bir insana borcu yok, kimseye bir kötülüğü olmayan kendi halinde biriymiş.
-başka bir şehirden gelmiş buraya, ne bu şehir, nede geldiği yerde tek tanıyanı çıkmadı.
*
Uzun zaman düşündüğüm bir şey değildi, çekip gitme kararım. Aklıma yatmıştı, kaybolmak, hiç tanınmamak, yeniden başlamak fikri. Sadece ardımda tek bir ağlayanım, arayıp soranım olmasın istiyordum. Hiç kimseyi aramadım uzun süre. Arayan dostlarıma kapıyı açmadım. Bazılarına anlamsız sebepsiz sırtımı döndüm. Geriye kalanlar daima karşımda durup bana kötü şeyleri hatırlatan, geçmişi bir yara gibi yüzüme vuran, kaçmak kurtulmak istediğim , ne kadar uzaklaşırsam o kadar acılarımdan kurtulacağımı düşündüğüm insanlardı. Kişiliğime yapışıp kalmışlardı, Onların tarif ettiği insan (yani ben) ben değildim gerçekte, talihsiz bir yaşama biçimin kafalarında oluşturduğu farklılaşmış, değişime uğramış şekli idim. sönük..Karanlık..Yokluk..Hiç...Hiçlik..
Bir sabah uyandım, hazırlandım ve çıktım. Merasimli ayrılıkları sevmedim hiç, istemeden ayrılamam çünkü, ağlarım kahrolurum, geri dönerim. Bu yüzden hatıralar barındırmam içimde, ne de evimde, ya atarım çatı arasına ya da yanımda tutarım. Kimseye haber vermediğimi düşünecek olursak, sevdiğim biri yoktu arkamda, ayrılamadığım yada onsuz yapamadığım. O an için öyle hissetmiştim, belki de ne kadar çok sevdiğim olduğunu çok sonraları anlayacaktım. Bir iki eşya almıştım yanıma, babamdan kalan bir broş bir de makyaj çantam. Nasılda çırılçıplak kalmışlardı içimde , kimi çocukluğumu üzmüştü, kimi kadınlığımı. Aslında çocukluğumdan bir kaçıştı, zavallı, annesini bekleyen, öksüz çocukluğum. Daha sonraları yakamı bırakmayan sakatlanmış yanım. Sefil bir hayattı sonrası, sadece kurtuluşa yönelen, sevdiğim için değil de ayakta durabilmek adına yaptıklarım. Hep o acınası yanım, ne yaparsam yapayım değişmeyen gerçeğim. Kendim olamamıştım kimsenin gözünde, hep o zavallı acınası yanım, hep o simitçiden simit almaya parası olmayan kızdım.
Önceleri farklı gelmişti her şey, martılara alışık değildim. Şehrin ortasında çığlık çığlığa dönüp duran kanatları şiirsel bir özgüzlüktü içimde. Sonraları anladım, uzak olan değerler anlamlıydı. Martıları görmemeye başladım. Dost edinme hayallerim boşa çıkmıştı, ne kendimi anlatmaya mecalim vardı, ne de anlamaya merakım. Ne anlamı vardı ki, seni daha önce görmemiş tanımamış, bir insana çocukluğundan bahsetmek. Yada bu güne gelene dek hangi yollardan geçtiğini söylemek. Onlar gibi bende gözünde ufacık bir zaman dilimi gibi gelip geçici bir heves olarak kaldım. İleriye gidemeyen, şimdiki zamanda kalamayan, geriye dönemeyen. Her gün yeni bir insanla tanıştım, sonra unuttum varlığını, ve her gün yeni bir insana unutturdum kendimi.
Emek vermediğin, çocukluğuna sahip çıkmayıp yıllar sonra aradığın bir evlat gibiydi bulduklarım. Yeni dediğim her şey, anne karnında bir cenin gibi doğmayı bekleyen , emek isteyen , uykusuz geceler, olmayan sabahlar gibiydi. kazandığımı sandığım her şey üveydi bana , ne kadar seversem seveyim, kucağımdan inip, azarlayan, yeri gelince tokat atan annesinin kollarına koşan.
Geçmişe baktığımda başka bir kadınla göz göze geliyormuşum hissi beliriyordu içimde. Özlediğim her an, geride kalması gereken, bu güne ait olmayan duygulardı. Aynı gözle bakmıyordum, bir zamanlar beni kendine çeken, içinde kaybolmak istediğim , hiç düşünmeden kendimi bıraktığım engin denizlere, ilk deneyimin de boğulma riski yaşamış bir insanın korkaklığı, güvensizliği vardı içimde.
Suya yazılan yazılar gibiydi değiştirmek istediğim her şey, ne yaparsan yapayım, eski halini alıyor, aslında hiç bir şey değişmiyordu.
Elimi uzatıp tutmaya çalıştığım her şey, bana yabancılaşmıştı. Tanıdığım suretleri unutmaya başlamıştım. Kim olduğuma dair hiç bir fikrim yoktu.
Tam istediğim bu değildi,
Tek bildiğim geçmişi olmayan birinin geleceği karanlık, ışıksız bir sokak gibi her adımında kaybolan, görünmeyen bir yerdi. yaşanan her an, saniyeler sonra kayboluyor, bir daha hatırlanmıyordu.
Batmış bir gemiyi tamir edip yeniden denize salmak gibiydi geçmişte bıraktığım her şey, en küçük darbede yeniden sulara gömülüyor , en derinlere batıyordu.Artık zaman, sönmüş bir ateş gibi, ne yakıyor nede ısıtıyordu . Belkide yerimde kalmalı hiç buraya gelmemeliydim.
Kaybolmuştum. Kendi içimde, her yerde, girdiğim gönüllerde, şehirlerde, geçmişte ve gelecekte.
Aslında beni tanıyan bir kişi vardı. Ara sıra çarpıyordu gözlerim, gözlerinden anlıyordum beni tanıdığını. Bazen bir camın ardında, bazen sokak aralarında. Bir iki kez konuşmuştuk sanırım, yada ben öyle hissetmiştim. Nerde nasıl yaşadığını, nelerden geçtiğini bilmiyordum, ama yinede tanıyordum onu. Bakışlarının aralığından yansıyan içinin karanlığıydı bana tanıdık gelen duygu. Havadan sudan başka bir şey olmayan konuşmamız değildi onu bu denli tanıdık kılan kendime, beni tanımasının sebebi tam anlamıyla bu değildi. Acılarını tanıyordum, suya yansıyan bir ışık huzmesi gibi gizli saklı umutlarını, ne hissettiğini biliyordum, yıllar önce cami avlusuna bırakıp kaçtığım hayallerimdi belki, biliyordum yıllar sonra tam şu an durduğum yerde olacağını.
Sık sık karşılaştığım biri değildi. Yinede varlığı güç veriyor, benimle aynı yöne bakan, aynı gözle gören, beni tanıyan tek insanın o olması içime su serpiyordu. Bende kendini görmüş olmalıydı.. saklanmaya tanıdığını inkar etmeye başladı. Korkularının kendinden kaynaklandığını, beni unutmaya çalıştığını sonraları anladım. Artık tek umudum da yitip gidiyor, karadan uzaklaşan bir gemi gibi sulieti ufukta kayboluyordu.
Gökyüzünde , ay gidince güneşin yerini alması gibiydi tanıyor olmamız birbirimizi, birbirini hiç görmeyen, geceyle gündüzün imkansız kavuşmasıydı belki. Yinede son umudum, yaşamak için bir fenerdi.
Hissetmiştim , ne kadar tutunmaya çalışırsam o denli bırakacağını elimi.Beni unuttuğu an yok olacağımı bildiği halde , tanıdığını inkar etti, belkide böyle yaparak ,hayatında kötü giden bir şeylerin değişeceğine inandırdı kendini.
Karşı kaldırıma baktım uzun uzun, ayağımı attım, sonra geri çektim. Arabalar son sürat gidiyordu, benim aniden atacağım bir adımı kontrol edemeyeceğinden emindim. Bir sigara yaktım, sonra söndürdüm. Bir sigara daha yaktım, hatta midem bulanıncaya kadar içtim, ağzım zehir gibi olmuştu. Tam sırası dedim ve koşmaya başladım.
Başım dönüyor, acıyı hissetmiyordum. Birkaç insan süreti belirdi gözümde, beni tanımıyordu kimse. Bende onları tanımıyordum. Başım dönüyordu, içimde ılık ılık akan bir sıcaklık, gözlerimde yıldızlı bir gece.