2
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1231
Okunma

Değerli şair Cahit Sıtkı Tarancı’nın Otuz Beş Yaş şiirinde olduğu gibi yolun ilk yarısını çoktan tamamlamış diğer yarısından da epey bir yol almıştı.
Düşünceleri eylemleri yaşam biçimi ve beklentileri ile kendine özgü idealist bir kadındı.
Erkekler tarafından sıkça kullanılan. Kadınların da buna pek itiraz etmediği “Kadın çiçek gibidir. Okşanmalı koklanmalı ve sulanmalıdır!” cümlesi onu çileden çıkarmaya yeterdi. Kadın öncelikle kendisine sonsuz saygısı olan; onurlu kişilikli değerli bir insan. Ardından taşıdığı her tür kadınlık kimliğinde, kadınlığın görkemli bir abidesi olmalıydı onun kadınlık anlayışı ve tasvirine göre.
Saçma sapan dini hurafelerin yerine, gözünün gördüğü aklının emrettiği ve bilimin ilimin ispatladığı gerçekleri kabullenirdi.
Yaradan’ nın birbirinin kaburga kemiğinden yarattığı rivayet edilen ilk insan Adem ile Havva’nın, yedikleri yasak meyve nedeniyle cennetten kovulduklarına inanıp ibadet etmek yerine; O’nun o akıl ermez ve anlamaya hiçbir kulun gücünün asla yetmeyeceği sırlarla dolu aleme baktığında, insan evriminin O’nun emriyle başladığına inanmayı yeğlerdi yine.
Her insanın mutluluk ve hayattan beklenti anlayışlarının birbirinden farklı olduğunu da inanmıştı.
Onun mutluluğu ise, insanların dolayısı ile toplumun mutluluğuyla özdeşleşmişti.
Geldiği yaşa kadar bunun savaşını vermişti bir nefer azmi yılmazlığı ve sadeliği içinde gücünün yettiğince.
Onca duygusal ve içli ruhuna. Değişmeyen romantizmine rağmen aşkı yaşamamıştı hiç. Ta ki bir erkek dostunun ona fark ettirmeden ara buluculuk yaptığı yakın zamana kadar.
Onu görür görmez. Ona bakar bakmaz ayağı yerden kesilmiş. Geçen bunca zamanın her anı mucizevi bir dokunuşla birer mutluluk basamağına dönüşüp gök yüzünün tam ortasına oturtmuştu onu.
Aşkın ne zaman nerede ve ne şekilde gönül kapısını çalacağı hiç belli olmuyordu demek ki.
Bu da Yaradan’nın bir lütfu bir mucizesiydi işte.
ESENLİKLER.