16
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
4915
Okunma


Ayaza kesmiş temmuz yangınıyım ben
Son bir mevsim içeceğim şu derenin serininden
Elleşmeyin saçlarımın fırtınasıyla
Değmeyin mintanımın buz mavisi yakasına
İçli bir türkü söyleyip son defa
Ve yükleyip kalemimin boynuna onca suçu
Onca mutluluğu
Göç tutacağım ömrümün kalanını
Bu zindan içinde saklı gün doğumlarına...
Kızıl kıyametler seçtim kendime, lirik bir nehirden akıp tırmanırken dağların didaktik
doruklarına. Mavi baharlar bağladım kış ayazlarına şiir şiir...evvelim ahrazlıktı, ahirim
ozanlık olsun istedim ve istedim ki yazmadıklarımdan okunsun yazdıklarım. Kıyısına geçtim
ölümün yaşamı izledim önce öğrenmek için, ölmeden dirilmez hiç bir sözcüğüm bu yüzden
ve bu yüzden ağlar her harfim için için, gülebilmek için...Yezid çocukların saçlarını okşadım,
kuzgunlara serçe suyu içirdim bir kuş fırtınası arifesinde , rahibelerin ellerinden taze kına
kokladım bir sinegogta. Gittim gittim de dönemedim kendime Ortadoğu’nun kan kokan
sokaklarından maviliklere...Gerçekleri biledim yalan dünyanın kellesine, sırtımda analarca
vebal, boğazımda babalarca hıçkırık, omzumda çocuk yükü çocuk ağrılar, Tanrı’m tanrı’lar
ağlıyor her köşe bucak, yazgıysa boz, kaderse yaz yeniden, içimde inancım ağlıyor!..
Yollara düşme vaktidir kimimiz için, diyar diyar rüzgârlanmak, yağmurlanmak, güneşlenmek
vakti...kent züppeleriyle çarpışmak ve kasaba çocuklarıyla kaynaşmak vakti belki bir köşe başında.
İlmeği geçirir gibi suçlunun boynundan, çıkarır gibi mazlumun koynundan son aşk
mektubunu, yatar gibi bir tren yolunda, gök yüzünden yıldızları toplayıp koymak kalp gözüne
ve öylece dalmak sonsuzluk çizgisinde neden niçinlere? Yollar alır savurur bizi bize,
baktığında yoldur hepsi; kimi fiyakalı, parke taştan, kimi boğulur , boğar tozdan. Yollar var
gidemediğimiz, yollar var dönemediğimiz ; yollar ki yol yol içimizde hiç sebepsiz.
Yüreğimin çorağında esmer bir buğday tanesi büyütüyorum yıllar var ki, umutlarımın yağız
bir delikanlı kadar direngen ve beyaz bir papatya gibi kırılgan olması bundandır şüphesiz.
Başımızı camdan dışarı çıkarmaya korkuyoruz artık, ya polis, ambulans, itfaiye sirenleri,
ya nereden geldiği belli olmayan kör kurşunlara veya fanatiklerin mermilerine isabet edebilir
çünkü artık taştan değersiz başımız. İşte belki de böylesi bir dünyada nefes alabilmek adınadır
sorgusuz sualsiz aşka ve şiire aşkla bağlılığım. Hani filmlerde olur; adam der ki telefonla
konuşurken kadına camdan dışarı bak, kadın baktığında dışarıya, gökten bir balondan kırmızı güller,
karanfiller yağıyordur ve balonda kocaman bir pankart "seni seviyorum"...belki bu sadece
yüzümüzü gülümseten hoş bir hayal ama yine de ne zaman ne yapacağını bilmeden
fütursuz ve korkusuz sevmek birini bir hayal değil elbette ki...gidişleri kadar gelişlerini de
bilmediğin; varlığı kadar yokluğu da armağan olan bir insanı seviyorum diyebilmek mühim
olan...çünkü gelmeseydi gidemezdi, var olmasaydı yok olamazdı ve böylesi bir duyguyu
yaşatan insan zaten sunulmuş bir armağandır yaşantına.
Gözlerimde kuş sürüleri, geçerken yalnızlığın sokağından, annem çiçeklendi bir şiirin nefti
darboğazından, saçları gümüşi, kalbi som altından...dedi; gül dudaklım, ay yüzlüm darlanma,
sen daha ölmeyi bilmedin yüksek topuklarının üzerinde salınan çocukluğunda, sen daha
gülmeyi bilmedin yetim gözyaşlarında, sen daha büyümedin geleceğinden geçmişine doğru
kayıp bir zamanda...şimdi dedi; yolun uzun aklının engebelerinde ama hayatın dar,
yetişemediğin bir uçurtmanın peşinde...o vakit parmak uçlarında doğrul ve tay durmaya
çalıştığın günlerdeki gibi yeniden başla yürümeye ve ellerimi bırakma ta ki tek başına
durabilene kadar ayakta, sonra ben dahil herkese dön sırtını yürü kendi yüzüne doğru...
sadece yürü...yürü...yürü...
Derince bir soludum önce göğe karşı, sonra denizi ardımda bıraktım, dedim ben suyu suyla
yıkayalı çok oldu, şimdi topraktan göğe doğru yeşerme vakti, hem değil mi ki? Maviyle yeşil
kardeştir biraz, değil mi ki gidenin yerinde gelenler açar ve değil mi ki her bitiş bir
başlangıçtır yeniden aşka! Şimdi yeniden kendini doğurma vakti, hadi topraktan göğe doğru
büyüyelim filiz filiz ama bir tek kendi kökümüzden ve aşkla...
Anladım ki kimse durduk yere delirmiyor, kimse boş yere şair, yazar olmuyor, bir bardak
dolmadan boşalmıyor misal...çok şey anladım ama anlamaya geç kaldım ne yazık...geç
kaldığın yerlerden erken rezervasyon yapmıyor hayat, affetmiyor anlık hataları, yıllarca
hesap soruyor, yine de doymuyor ve yine hep alacaklı...bazen bir yıldız kayıyor gökten ve
biz bir dilek tutuyoruz o an hangi bedenin ruhlar alemine kaydığını bilmeden başka bir şehirde.
Ne garip, birinin yüzüne bakıyoruz anlamak için ve daha derin anlamak için gözlerinin ta içine;
oysa bir tek sözüyle silebiliyoruz o anlamak için derinliğine baktığımız yüzleri, gözleri...
Keşke acılar da sevinçlerimiz kadar kolay silinebilseydi ve keşke ben şu an sırtımda çantam
ne dünü ne yarını düşünmeden sadece bugüne ve sadece bana doğru bir yolculuğa çıkabilseydim...
O zaman ne olurdu diye sormayın, değil mi ki insan hep bilinmeyene meraklı...
Mavi bir yol var önümde uzadıkça uzuyor, ne çıkar tüm kötüler bana baksa, tüm kötülükler
içime aksa! Mavi bir yol diyorum, ol diyor bana hep ol ve her şeye rağmen...
Bir istila bu!
Mavi İstila!
www.regulusyayinevi.com/urun/mavi-istila-sevtap-kaya-nurgonul/
www.youtube.com/watch?v=sTU9CVgG4Hg
16:00/27.04.2015
Sevtap Kaya Nurgönül
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.