6
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
2157
Okunma

İnanılır gibi bir öykü değil bu. Bir kurgu bir hayal ürünü hiç değil. Baştan sona gerçek bir yaşanmışlık. Üstelik öyle böyle değil. Zamanın en görkemli bir aşk hikayesi denilebilir.
Okuduğunuzda sizler ne düşünürsünüz bilmem ama ben hiç inandırıcı bulmazdım doğrusu.
Ta ki o fırtınalı günde vapurda yan yana oturduğum o kadınla tanışmamış, sohbeti derinleştirmemiş olsaydım.
Tabi bu aşk öyküsüne inanma nedenim, kadının kısa sürede bana anlattıklarına dayanmıyor yalnızca.
Vapur dalgalar arasında iskeleye zar zor yanaşırken, kadın kocaman el çantadan çıkardığı siyah meşin kaplı bir defteri bulanık bakışlarla bana uzattı.
“İşte! Aramızda yaşananların günü gününe tutulmuş gerçekleri bunun içinde.” Dedi.
Benim defteri alıp almamakta tereddüt ettiğimi anlayınca, ısrarlı ve kararlı bir tavırla şu sözleri ekledi konuşmasına.
“Bakın, mademki yazıp çizmeyi ve edebiyatı sevdiğinizi söylüyorsunuz. Ayrıca beni ilgi ve merakla dinlediğinizin de farkındaydım. Bunu alın. Hiçbir yerini değiştirip atlamadan İstediğiniz yerlerde yayınlayabilirsiniz. Bu anlamda bana güvenebilirsiniz. Başta sıradan bir aşk öyküsü gibi gelebilir insanlara. Ama ciddi şekilde düşünülüp irdelendiğinde sosyal bir yarayı da ortaya çıkarıyor aşk acısıyla birlikte. Konusunda tez olabilecek kadar da önemli inanın.” dedi ve çevik bir hareketle ayağa kalktı.
“Pek ben size nasıl ulaşacağım? dedim.
“Ulaşamazsınız. Ülkeden ayrılıyorum bu gece. Yeşilköy’de oturan ablama uğrayacağım önce. Sonra da ver elini Avusturalya.”
Ve vapurun sallanmasına aldırmadan yürüdü gitti.
Elimde defter öylece oturdum.
En son inen yolcuydum vapurdan.
Defalarca okudum. Nasıl etkilendiğimi tarif edebilmem çok zor. Dünyada isteyebileceğim tek şey belki de kadın kahramanın yerinde olmak olurdu.
Ancak kadının çektiği sonsuz acıya, bir kadın olarak yüreğimin parçalandığını hissettiğimde.
Kadının uğruna yapamayacağı, katlanamayacağı hiçbir şeyin olmadığına inandığı. Ve dünyanın odak noktasına oturttuğu bu adama ben de dünyanın en yoğun lanetini yağdırdım defteri tamamladığımda.
Defteri okudukça kadının karakterine ruhuna insanlığına asalet ve yaşamına hayran olmamanın gıpta etmemenin imkansızlığını gördüm. Ve bu öyküyü paylaşmayı kendime en anlamlı en nadide bir armağan saydım.
Defteri devir aldığımdan bu güne kadar aradan iki yıla yakın bir zaman geçti.
Dediği gibi, kendisiyle hiç irtibatım olmadı.
Adı konmamış olan bu müthiş serüvene CEMRE adını vermek istedim.
Ve anlamlı şiirlerle yaptığı dokunuşların ikisiyle giriş yapmak istedim bu nefis aşk öyküsüne.
İnsanlar vardır; berrak,pırıl pırıl bir deniz
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz
Dibini görürsünüz her şey meydanda
Korkmadan dalarsınız,sizi sarar bir anda
İçi dışı birdir çekinme ondan
Her sözü içtendir,her davranışı candan...
Can YÜCEL
Sen benim sarhoşluğumsun
ne ayıldım
ne ayılabilirim
ne ayılmak isterim
başım ağır
dizlerim parçalanmış
üstüm başım çamur içinde
yanıp sönen ışığına düşe kalka giderim.
Nazım HİKMET