Bunu şimdi anlıyorum yani son buluşmalarımızdan biri olduğunu. Tüm gün Eyüp’ün kah meydanında kah dar sokaklarında turladık. Çocukluğumun bir kısmını geçirdiğim bu eski semti anlatıyordum ona. Ruhumu kaplayan o garip hüzün sadece içimi basan anılardan değil, onun da benle bunları yaşıyor olmasındandı.
*Öykümde kullandığım fotoğraf/resim bana ait değil, internetten alıntıdır.
Paylaş
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
ne demek gayet iyi oldu esin kaynağı bulmak gibi bu aralar aşırı yogunluktan daraldım okumak her zamanki gibi iyi geldi ve devam edeceğim kısmetse kaleminiz daim olsun değerli dost.
Öykü dilinizi, kendinize özgü kalem vuruşlarınızı beğeniyordum. Yazdığınız bu öyküyle de kanıtladınız. Sağlam bir yazı olmuş, ağır ağır okudum, ağır ağır...
Bu Tayyip berbat bir adam, kabul...Ama nedense bu özürlü kardeşlerimize öyle büyük bir iyilik yaptı ki, çok enteresandır, garibanları görmek bile istemeyenler şimdi ben bakacağım, sen bakacaksın kavgasına giriştiler.Evet... Devlet bu özürlü insanların bakımı için oldukça iyi bir maaş veriyor. Epeydişr sesişniz çıkmıyordu. DÖNÜŞÜNÜZ MUHTEŞEM OLMUŞ.SAYGIYLA
bu şehrin her yeri ayrı hüzün, her sokağında ayrı hikaye var. bir köşesinde yaşamlar sönerken, diğer yanında umutlar herşeye meydan okurcasına yeniden doğuyor. ve siz bize bu tatlı İstanbul hikayelerini o kadar güzel sunuyorsunuz ki, sonunda gözlerimiz de yaşarsa, buruk da olsa bir tat bırakıyor ağzımızda.
hani bakıyorum eleştirilecek bir yanı var mı diye, ama ya yok ya da çok beğendiğimden göz görmüyor. eline sağlık usta kalem.
Şimdilik çokça rahatsızlık vermiyor olsa da, damarlarımızda arsızca dolaşan bir illet maalesef bu şeker hastalığı. Bu nedenle, tatlı yiyeceklerden ister istemez uzak durmak zorunda kalıyoruz. ''Patlıcan İnciri'' dediğimiz büyükçe bir incir çeşidi vardır Karadenizde. Kabuğu patlıcan renginde olduğu için bu ismi aldığını zannediyorum. Nefis reçeli olur. Sabahlarımızın değişmez kahvaltılığı idi patlıcan inciri reçeli. Anacığım da, kilolarca yağardı uzun kış mevsiminde yoksul soframız katıksız kalmasın diye.
Bu sabah, her sabah olduğu gibi yine oğlumla kahvaltıya oturduk. İş güç olmamasına rağmen, sabahları erken kalkma alışkanlığımı bırakmadım hala şükür. Sevmiyorum uykuya düşkün insanları. Oğlan, taze Trabzon ekmeği ile öyle bir dalıp çıkıyor reçele ki, insanın imrenmemesi mümkün değil. Eee, biz yaklaşamıyoruz tabi ki olaya. Bu müthiş güzelliği uzaktan seyretmek zorunda kalıyoruz. Çaktırmadan bir tadına bakayım diye geçmiyor değil içimden hani ama, hanım, kartal bakışlarını üzerimden bir an için almıyor ki. Biliyor, tanıyor malını.
Sonuçta, oğlan bir tas güzelim reçeli bitirdi, biz is, küçücük bir dilim kızarmış ekmeğe sürdüğümüz taze tere yağı ile idare etmek zorunda kaldık. Ama, aklım reçelde kalmadı değil. Ne zamana kadar? Bu güzel yazıyı okuyana kadar. Gerçekten, içinde boğulmayı bile göze alabileceğim o incir reçeli kadar tatlı ve doyumsuz bir çalışma olmuş. Eşimin yasakları da söz konusu değildi, doya doya okudum, kana kana yudumladım. Artık, bir hafta idare eder beni bu yazı. Varsın oğlan yanımda götürsün reçeli.
Eline, yüreğine sağlık diyorum dostum. Hüzünlü ama, mükemmel bir hikaye idi. Çok tatlıydı cümlelerin, çok.
Bu arada güzel sözlerinden her şeyi unuttum. Sana büyük bir geçmiş olsun diliyorum. Daha az şeker, daha sağlıklı yaşam diliyorum. Elbette haberin vardır ama yine de hatırlatayım. Bu Karatay hanımın dediklerini yabana atmamak lazım.
İnsanı var eden geçmişi...Ve mutlaka geçmiş,gelecek insanlığın vicdanı oluyor.Hissetmeden,tanıklıktan öte,geçmişin izleri geleceği,gelecek nesli de şekillendiriyor.
Mal-mülkten çok vicdanı,sevgiyi,saygıyı miras bırakabilsek belki de dünya bu kadar kirlenmezdi.
Oysa bütün derdimiz hala geçmişin günahlarını sırtlanıp,yeni günahlara imza atmak...
Altınçağ hiçte uzak sayılmaz,tabi bunu yakına alabilmek için birazda vicdana bakmak,onu hissetmek lazım.
Bu gece üst üste okuduğum üç yazıda insan ve ölüm gerçeğini tekrar tekrar düşündürdü.
İstanbul küçük bir dünya. Her mekanında,her yerinde yığınla yazılmamış hikayelerle dolu...En güzel hikayeleri yazmanız dileğimle...
Bazen öyle bir hengame içinde kayboluyorki insanlar, bu kayıbın kendi kayıpları olduğunu anladıklarında her şey tamiri imkansız bir şekilde saçılmış oluyor.
Saygi deger kalem . Hikayeniz cok Hüzünlüydü hayat i$te bazende acimasiz oluyor , Aileler bilene cikarlari ugruna, kendi canlarini bilene hice sayiyorlar. Heleki Bizim Ülkemizin Ko$ullarinda , insanlarin Ya$amalari Kuyudan igne aramak gibi bir durum. Ke$ke degerlerimize sahip cikilsa . sonuc hep hüsran . saygimla.
anılarda nedense hep hüzün kalıyor.eski bir türk filmi izliyormuşum gibi bütün karakterler aklımda canlandı. biraz da yeşilçam filmlerinin istanbul'un bu yerlerini olay mekanı olarak seçmesi de sebep olabilir. ama anlatım gayet akıcı ve etkileyiciydi. tebrik ederim
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.