4
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1094
Okunma
Mutluluğa Dair
Annem’ ide kaybettiğimden beri dayanacak bir dal, sığınacak bir liman arayıp durdum hep, önceleri yalnızlığı pek de önemsememiştim aslın da, hayat bu öyle ya da böyle geçer nasılsa diyordum kendi kendime,
Bunda büyütecek bir şey yok, hem tek yalnız kalan ben değilim ki. Dışarıya çıkıp etrafıma şöyle dikkatlice bir baksam binlercesini görürüm diyordum, onlar alıştıysa, dayanabiliyorlarsa bende alışırım, bende dayanırım diyordum.
Eğer ki başkaları alışabildilerse yalnızlığın o sevimsiz soğukluğuna, sevilmeden geçen günlerin acısına, etraflarına baktıklarında sevebilecek kimselerinin olmadığını görmeye, kendilerine sevgi duyacak, şevkat gösterecek, zor günlerin de yanlarında olacak, soğuk günlerde ısıtacak, dar günlerde elinden tutacak kimselerinin olmadığını bilmek ağır gelmiyorsa onlara bana da ağır gelmemeli diye düşünüyordum.
Ne var ki günler geçtikçe bunun o kadar da kolay olmadığını anlamaya başladım. Yalnızlığın ne kadar zor olduğunu hissettikçe bir o kadar da dayanılmaz bir şey olduğunu, buna alışmak, dayana bilmek için yaşamaya sebep bir şeyler bulmam gerektiğine inanmaya başladım.
Ama nasıl olacaktı bu, nasıl bir şey yapmam gerektiğine dair en ufak bir fikrim yoktu aklımda. Böyle bir duruma düşeceğimi hiç mi hiç aklımdan bile geçirmemiştim. Annemle geçirdiğim o güzel bir o kadarda sevgi dolu, umut dolu kısacası hayat dolu günleri nasıl da özlüyordum anlatamam. Şimdiki halimi düşündükçe o günler gözümde daha bir büyüyor ve daha büyük hicranlar sarıyordu dört bir yanımı.
Yalnızlığın verdiği acıdan kurtulmak en azından bir an olsun unutmak için çeşitli yollara başvuruyordum.
Tamamen içine kapanık biri olarak yaşamaya devam ediyor, nerede akşam orada sabahı ediyordum. Her günüm ayrı bir semtte her gecem ayrı bir meyhanede geçiyordu artık.
İçkileri yalnızlığıma içiyor kadehlerimi dünyanın adaletsizliğine hayatın acımasızlığına kaldırıyor dertten kederden uzak bir alem de yaşadığımı varsaydığım hayallere dalıp gidiyordum. Uyandığım da kendimi bazen kapı önlerinde, bazen şehrin ıssız soğuk bir köşesinde ki kaldırımlarda bazense bir park içerisindeki banklarda buluyordum.
Ne zaman yalnızlıktan bunalsam kendimi deniz kenarına atıyor, sahilde öylece saatlerce oturuyor sahile gelip gidenleri, denizdeki dalgaları ve gökyüzünde uçuşan martıları izliyor birazda olsa kendimi rahatlamış hissediyordum.
Yine böyle bir günde kendimi deniz kenarına atmış sahilde öylece oturup etrafımı seyrederken denize doğru uzanan taşlıklarda bir Martının çırpındığını fark ettim.
Yerimden kalkıp gözlerimi Martı’dan hiç ayırmadan oraya doğru yürümeye başladım.
Martının yanına vardığımda hala çırpınıyor uçabilmek için gayret üstüne gayret ediyor ancak bir türlü uçamıyordu. Eğilip baktığım’ da kanatlarına bir olta ipinin dolaştığını gördüm. Onu kurtarmak için eğildiğimde kocaman gaga’sını tehdidvari bir şekilde bana doğru sallıyor bir yandan da kurtulabilmek için çırpınıp duruyordu.
Hiç istemeyerek’ de olsa Martının başını bacaklarımla sıkıştırıp, kanadına dolanan olta ipini ayıklamaya başladım.
Yaklaşık olarak bir on dakika kadar uğraştıktan sonra Martının kanatlarını olta ipinden kurtardım ama Martı’nın çabalamalarından dolayı olsa gerek olta ipi kanatlarını bir hayli yaralamıştı.
Onu bu halde bırakmak pekte içime sinmeyeceği için iyileşene kadar onu yanımda taşımaya karar vererek Martıyı’ da alıp kayalıklardan ayrıldım.
Daha sonra bir kafes ayarlayarak onu kafese koyup bir veteriner kliniğine götürdüm. Veteriner Martının yaralarını temizleyip bir güzel sardı ve bana’ da bazı ilaçlar vererek bu ilaçlarla Martının yaralarını nasıl pansuman edeceğimi anlattı.
İlaçları ve Martıyı aldıktan sonra veteriner kliniğinden ayrıldım. Uzunca bir zamandır böylesine bir mutluluk yaşamamıştım.
Keyfim yerinde mi yerinde sanki mutluluktan Martı’dan önce ben uçacak gibiydim.
Martı bana sanki bir armağan, bir lütuf gibiydi, onunla kendimi yeniden bulmuş, epeyidir yaşamadığım duyguları yaşamıştım. Ben uzun zamandır mutluluğu nelerde aramıştım’ da bulamamıştım. Şimdiyse mutluluğu yaralı bir martıyla bulmak bana aslında mutluluğun bizlere pek de uzak olmadığını düşündürdü bir an. Farklı, farklı duygu ve düşüncelerle geçen birkaç günlük bakım ve pansumanlardan sonra Martının yaraları tamamen iyileşti ve kanatlarını sonuna kadar açıp çırpmaya başladı.
Anlayacağınız ayrılık vakti çoktan gelip çatmıştı. Kafesle birlikte Martıyı’ da yanıma alıp onu bulduğum deniz kenarında ki kayalıklara gittim. Kayalıklara vardığımda Martıyı kafesten çıkarıp uzunca bir süre kanatlarını okşadıktan sonra onu gökyüzüne bıraktım. Şimdi martı için özgürlük benim içinse yeni mutluluklara yol alma zamanıydı artık.
11/12/2014
MEHMET DERE
T.DAĞ