4
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1275
Okunma
GİTMELER…
Ben en mevsimsiz zamanlarda birden/bire yok olurum,ölüm künyemde sevdiğim kadınların kokusunda bulur beni uykusuzluk. Dışarıda şafağın elçiliğini üstlenmiş ezan sesleri dolanır tenha sokaklarda. Cesedimin üstünde dünkü gazetelerin orta sayfaları ve tenim üşümez süslü kaldırımların taşında. Bir kumru konup yanıma düşmüş haşlanmış mısır tanesini ufalar ben konuşamam bir türlü…
Boğaz köprüsünde tükürdüğüm şarkıların ıslığı ve kısa eteklerinden içeri giren soğukluğu hissetmeyen gece yorgunu kadınlar. Kırmızı rujlarında şehvet içerilerinde kör kuyulu derin acılar. Bir çorbacılar şen bir de üşümeden sızıp duvar kenarında sayıklayanlar… En şanslısı Haliç’in en derin bir yerinde ortada öylece sular ortasında uyuyan martılar ve boş sandallardı beklide…
Denizden gelen hafif bir meltem bir tarihi uyandırdı ansızın. Saçlarım yapraklarla bir olup tarihlere karıştı. Ben az üşürken sıcak yeni yazılan bir gazete matbaasında küçük bir resim bana bakıyordu. Aynadaki küskün halim bir de üstüme koku bırakan kadınlar geldi aklıma. Rüzgar, ambulans ve bulutlar…Gerisi aklımda kalmamıştı…Bu kentin en ortasında ölü bulunmak hele de gençken öpüştüklerimi yanıma alıp gidiyor olmak daha ne olabilir ki üç şeyim…
Okuduğum kitaplar, üstünü ezdiğim kaldırımlarım, çarpıp gittiğim kapıların gürültüleri ve beni ısıtan ey güzel şiirlerim haydin gidelim üşümeye başladım…