0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
580
Okunma
Nihayet ilk elbisemi diktim.Çoktandır bir hevesim de vardı aslında,kendi kendime bir yaratı yapmaya.Olmadı,yaratık yaparım ben de..Neyse,dün annemin sandığını karıştırırken,bir şifon kumaş parçası buldum.(Besbelli kardeşim getirmiştir.Besbelli o getirmiş ki,su yeşilinden tut,kahverengi,maviye kadar çubuklu çubuklu tam da anneme yakışacak bir şey.N’psın kadın da –ne olsa hediye deyip -atmış sandığa.)Dedim ki,fırsat bu fırsat ..Şimdi ben bundan ne yapsam acaba?Neler neler yapılmaz da ,tabii ki dikiş bilmek gerekiyor önce.Eee,o da bende yok işte.Düğmem kopsa,terziye giderim o derece.Hatta anlatmıştım geçmişte bir günlerde,okulda krepon kağıdımı ben götürmezsem,öğretmen kedi merdiveni yapmama bile izin vermezdi diye..Neyse,bir ev elbisesi yapayım dedim.Şöyle uzun uzun, boyundan bağlamalı,kruvaze..Azla da yetinmiyor gönül,bu hususlarda..Yapabilir miydim acaba?Ama dedim,ilk insan avladığı hayvanın postlarını, iğne iplik hak getire dikebildiyse,neden olmasın..Böylece biçmeden etmeden,yaptım mı yaptım.Koca koca düğmeler ve de çamaşır ipi gibi bir kordonetle de boynumdan bağlayınca,oldu mu sana gayet de bir moda..Zaten neden yapamasaydım.Mesela eskiden yemek yapmasını da bilmezdim ben.Daha doğrusu ,şarap falan koymadan nasıl yapılırdı ki yemek..Böylece de ,yapmazdım işte..Sonra sonra düşündüm ki,hani ilk ateşi bulan insan,o gece avladığı hayvanı mağarasına getirince…..