4
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
744
Okunma
Çocuk bahçeleri, bayram yerleri, panayır alanları, uçan balonlar, dünyanın en huzurlu ağaç gölgeleri, çikolatalı pastanın aşka bürünmüş hali, yarım şişe kolonyanın bir ömürlük koku yayışı, şarkıların en anlamlısı, sobesiz saklanbaçlar, uçurtmalar, gülümseyişler, antik bir zamana kurulan iki kişilik o masa, usulca parmakların dokunuşu dudaklara, yürümek hızlı adımlarla bir an önceliğe doğru, mektuplar, ilk merhaba...
Kapının sertce kapanışı, açıklanması mümkünsüz öfkelerin darağacına asılan bir dolu güzel şey, tılsımların gerçek dışılığı ile yüzleşmek, kırılmak, kızmak, güceniklik, susmak zorunda bırakılmak, horlanmak, üzülmek, ezilmek, temize çekilmeye başlanan bir hayatın yeniden kızıl korlarla dağlanması, unutulmak, hiçe sayılmak, korkulu düşler ile uyanmak, ithamlar, isnatlar, olamamışlık, bitememişlik, yarım kalış, belki de hiç başlayamamışlık, boğaz kuruması, inciniş, incinin öksüz kalışı.
Hep sendromuyla anılır pazartesi. Eğer denklemin ilk yarısı dokunsaydı, belki. Fakat ya ikinci yarısı? Tıpkı güneş gibi. Ne büyük saflıktır şu inanmak? Mızıkcı oyuncular ile oyun bozanları yok farzetmek ne kadar da büyük bir hatadır? Pazartesi postasında hüzün var şimdilerde. Oysa çoktan erken bir vakit kuşatmışdı evreni...