5
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
1472
Okunma
(Çok uzun bir yazı olduğu için - gönlüm razı olmasa da- maalesef ikiye bölmek zorunda kaldım .)
Bu gün 21 Mart yani Nevruz
Biz çocukken de delikanlı, orta yaşlıyken de pek çok bayramımız vardı ama Nevruz diye bir bayram kutladığımızı hiç mi hiç hatırlamam. Resmi tatillerimiz içinde 1 Mayıs Bahar Bayramımız , 27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramımız vardı ama Nevruz diye bir bayramımız yoktu. Nevruz kelimesini ancak Saatli Maarif takviminde görürdük. 21 Mart tarihinde o takvim ’ Nevruz Bayramı- Baharın başlangıcı ’ yazardı. İlginçtir çok çok çocukken İstanbul- Balat ve Fener semtlerinde oturduğumuz yıllarda Hrıstiyan-Rum komşularımızın Paskalya Bayramlarını bile hatırlarım da ülkemizde yakın zamanlara kadar kutladığımız, andığımız bir Nevruz Bayramı hatırlamam. Ta ki 1995 yılına kadar...Aslında 1992 desek daha doğru olur. Hatta 1991...
1991 Yılı Nevruzunda otuz bir kişi teröre kurban gitti ama tarihimize kanlı Nevruz olarak geçen olaylar 1992 de cereyan etti ve o tarihte doksan yedi kişi güya bir bayram olan o günde yine teröre kurban gitti.
1992 deki Kanlı Nevruz olayından sonra Türkiye Cumhuriyeti Devletinin nihayet gözleri açıldı ve nihayet Nevruz’un Türk Dünyasının çok eski bir bayramı olduğu hatırlandı ve bu bayramın bir bölücü örgüt gövde gösterisi olmaktan çıkartılması için etkinlikler düzenlenmeye başlandı. 1995 yılında Nevruz artık resmi bayramlarımız arasına girdi ama yine de ne Selçuklular, ne de Osmanlılar döneminde verilen değer verilmedi bu bayrama. Çünkü Selçuklu ve Osmanlı döneminde resmi bayram olarak kutlanan ve tatil ilan edilen , hakkında Nevruzname adı verilen şiirlerin yazıldığı Nevruz, günümüzde güya bayramdır ama hiç bir resmi kurum o gün tatil değildir.
Bazı okulların bahçelerinde ateşler yakılır, bazı meydanlarda örste demir dövülür, bir iki de boyalı yumurta tokuşturulur hepsi o. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgemizde ve İstanbul başta olmak üzere bir kaç büyük şehirde ise genelde bölücü örgütün gövde gösterisidir Nevruz Bayramı. Abdullah Öcalan resim ve posterleri, pkk bayrakları eşliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı bir başkaldırının bayramı yapılır yurdun dört bir tarafında.
Neyse...İşin siyasi tarafına pek girmeden sorularla Nevruz diyelim.
S-1 Nevruz hangi topraklarda bir bayram olarak kutlanır?
Türkiye, İran, Afganistan, Arnavutluk, Özbekistan, Kazakistan, Azerbaycan, Tacikistan, Gürcistan, Irak, Türkmenistan, Kırgızıstan, Kosova, Çin, Ukrayna, Bosna-Hersek, Hindistan, Pakistan, Rusya, Makedonya, Sırbistan, Suriye, Ermenistan, Bölgesel Kürt Yönetimi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti...
S-2 Türkiye toprakları üzerinde 21 -22 Mart tarihlerinde herhangi bir kutlama olmuş mudur?
Türkiye toprakları üzerinde Kanuni döneminden beri 22 Mart Tarihinde Manisa’da mesir şenlikleri yapılmaktadır. Mesir şenlikleri aslında bir nevi baharın gelişini kutlama bayramı yani Nevruzdur. Mesir macunu ise çok uzun bir süre Nevruziye adıyla dağıtılmıştır. Zaten Osmanlı Döneminde Nevruz Bayramı olarak kutlanan bu gün sonraları sadece Mesir Bayramı olarak kutlanır olmuş, Nevruz adı maalesef kullanılmamıştır.
İstiklal Savaşı sırasında Ankara’da en görkemli Nevruz kutlaması Büyük Taarruz’a hazırlık yapıldığı günlerde 22 Mart 1922 tarihinde yapıldı. O gün, Taşhan Meydanı (Hakimiyet-i Milliyye Meydanın)’nda ögrencilerin katıldığı bir geçit töreni düzenlendi. Ayrıca, günümüzde Meteoroloji Genel Müdürlüğü binası olarak hizmet gören binanın, dönemin Genelkurmay Başkanlıgı binasının bulunduğu tepenin altındaki düzlükte ögrenciler toplanarak halkın huzurunda spor gösterileri yaptılar, şiirler okudular. Sonrasında bir daha devlet tarafından resmi bir nevruz kutlaması olmadı. ( Yukarıdaki resim 1922 de yapılan kutlamaya aittir.)
S-3 Nevruz nasıl ortaya çıkmıştır:
Nevruzun ortaya çıkışı tamamen efsanelere dayanmaktadır. Ancak aşağıda anlatacaklarımız içinde sadece bir tane varlığı kesin olan olay vardır.Yani sadece bir tanesi efsane değidir. Şimdi bunları sıralayalım.
A) NEVRUZ YUNUS PEYGAMBERİN BALIĞIN KARNINDAN ÇIKTIĞI GÜNDÜR.
Hz. Yunus, insanlara ilâhi hakikatları anlatmış; ama insanlar bunu anlamayınca, anlatılanlara riayet etmeyince, o da kızmış, onları bırakmış, bir gemi ile yolculuğa çıkmış…
Bir müddet sonra, açık denizde iken gemidekilerden birinin eşyası kaybolmuş… Aramışlar eşyayı, Yunus’un torbasında bulmuşlar… Ve “bunu sen çaldın” demişler…
Tabii ki, Yunus Nebinin hiçbir şeyden haberi yok!. Ama, gemi yetkilileri, suçun cezası olarak onu denize atmışlar…
Hz. Yunus’u, büyük bir balık yutmuş…
Balığın karnında iken Hz. Yunus, “Ben ne yaptım?.. Bir nebi olduğum halde niçin insanlara tebliğ görevimi terk ettim?..” diye hayıflanmış… Ve “Lâ ilâhe illâ ente subhaneke inni küntü minez zâliymin.” “Ya Rabbi, ben nefsime zulmettim, zâlimlerden oldum!” cümlesini söylemiş..
Bunun üzerine balık karaya yanaşmış… Hz.Yunus, balığın karnından çıkarak insanları irşâd görevine devam etmiş…
İşte bir inanışa göre Yunus Peygamberin balığın karnından tekrar karaya çıktığı gündür Nevruz.
B) İRAN MİTOLOJİSİNE GÖRE CEMŞİD’İN ATEŞİ BULDUĞU GÜNDÜR NEVRUZ.
Türk edebiyatında bile mesela Nedim’in şiirlerinde ’Sâkî meded sun câm-ı Cem ’ Diye ismi zikredilen Cem, yani İran Hükümdarı Cemşid , efsanelere göre bin yıl kadar yaşamış bir hükümdardır. Onun hakkında pek çok efsaneler vardır ki bu efsaneler içinde onu Hz. Süleymanla karıştıranlar bile olmuştur ki bu tamamen yanlıştır çünkü Hz. Süleyman’ın şarabı bulması diye bir şey düşünülemez elbette ama Cemşid şarabı bulan kişi olarak bilinir.
Esaneye göre Pişdadiyan sülalesinin ünlü hükümdarı Cemşit, bol bol asma diktirerek meyvelerinin halka dağıtılmasını emreder. Fakat bir senenin mahsulü çok olunca, halk tarafından kapalı kaplarda saklanan üzümlerin bazıları değişik bir tad alır; şırası acıdır ve zehirli sanılıp içilmez. Rivayete göre Cemşit’in en güzel ve en gözde cariyesi, şiddetli baş ağrıları çekmektedir. İyice canından bezen cariye, bu zehirli sudan içip canına kıymak ister. Fakat zehir sanıp içtiği şey onu öldüreceğine diriltir ve neşeli bir uykuya dalar. Uyandığında baş ağrısı kalmamıştır ve ruhunun dinlendiğini hisseder. Durumu Cemşit’e anlatır. Cemşit şırayı denedikten sonra ona "Ab-ı Hayat" (hayat suyu) adını verir. Böylece şarap olayı patlar gider.
Evet..Aslında Nevruzla ilgili pek çok efsane işte bu Cemşid ile bağlantılıdır.
Cemşid ilk başlarda çok iy ve adil bir hükümdardır fakat bu bin yıla yakın süren hayatı boyunca hiç hastalanmamış olması zamanla kafasını karıştırır. ’ Ben insandan farklı bir varlık olmalıyım ’ diye düşünmeye başlar. İşte böyle düşünmeye başladığı andan itibaren şeytan da olaya müdahil olur ve Cemşid’e ’ Sen bir tanrısın ’ Diye fısıldamaya başlar.Sonunda Cemşid de kendi yalanına inanmaya başlar. ( Tıpta buna mitomani deniliyor ) Evet Cemşid artık tanrı olduğuna inanmaya başlar ama bunu halkına duyurması lazım. İşte o noktada yine devreye Şeytan girer.
Şeytan bir gün kuşluk vakti Cemşid’in karşısında beliriverdi ve ona bir melek olarak göklerden geldiğini söyledi.
Cemşid sordu;
"Göklerdeki melekler benim için ne diyorlar?"
"Ah Cemşid! keşke kim olduğunu bilseydin!"
Cemşid ’ ben kimim ki’ deyince, şeytan secde ederek ,ona yerlerin ve göklerin tanrısı olduğunu söyledi.
Cemşid sordu; "Ben bu halimi halka nasıl bildireyim?"
"Bir ovaya bin yük kuru odun yığsınlar, o odunları ateşe versinler, halkı bu büyük ateşin etrafına topla. en kuvvetli sesli adamlarına "bugünden sonra tanrı’nız cemşid’dir. yerin ve göğün tanrısı o’dur. o’na secede edin, o’na tapın." dedirt. askerlerin halkın arasında dolaşıp secde etmeyenleri de ateşe atsınlar.’
Yüreğine hem kendi nefsinin sapık duyguları, hem de lanetli şeytanın bu kötü telkinleri dolan cemşid söylenenleri aynen yaptı ve böylece her tarafta "Cemşid tanrı’dır!" sesleri yükselirken Cemşid büyük bir gurur içinde bütün dünyaya tanrılığını kabul ettirmek gibi bir sapık hırsa kapıldı.
Beş kumandanına binlerce at, katır, deve, çadırlar, yüzbinlerce asker ve silah vererek onları beş ayrı ülkeye gönderdi. altından, gümüşten, türlü mücevherden kendi heykellerini yaptırarak bunlara verdi. "gidin ,ülkeler fethedin o ülkelerin halkına bu heykelleri göstererek benim tarılığımı onlara kabul ettirin "dedi.
Beş kumandan doğuya batıya, kuzeye ve güneye yürüdüler, ülkeler fethettiler. halkı büyük meydanlarda toplayıp bu altından, gümüşten, türlü mücevherden heykeli ortalık yere diktiler. dediler ki; "işte tanrınız cemşid budur, ona varıp secde edemeyenler bu heykele secde edebilirler" dediler.
Böylece yeryüzünde yüzbinlerce insanı azdırdılar. Aradan nice nice yıllar geçti, nice nice yıllar bu batıl dinde kaldılar.
Cemşid’in ateşi getirdiği gün ile ilgili başka bir şey bulamadım o bakımdan da kafama takıldı. Bir insanın tanrılığını ilan ettiği bir günde özel ve güzel ne var ki öyle bir gün bayram olarak kutlanır. Dolayısıyla bu Cemşidin ateşi olayının bir başka versiyonu olmalı diye düşünüyorum ama ben bulamadım.
Herneyse..Cemşidin akıbeti de korkunç olur zaten. Bir sonraki bölümde ona da yer vereceğim inşallah. Ama Cemşid ve onun kumandanları öldükten sonra putlar başka insanların ellerinde kaldı. Cemşid’in putlarına secde ederek, o’nun dinini terketmediler. öyle oldu ki o beş heykele ayrı ayrı o beş kumandanın isimlerini verdiler, o beş heykel onların ayrıca putları oldu.
Bu putlar sua, yogus, yeuk, ved ve nesr diye adlandırıldılar.
GELECEK BÖLÜMDE NEVRUZ VE DEMİRCİ KAVA EFSANESİ, NUH TUFANI, ERGENEKON DESTANI VE HZ. ALİ’YE HALİFELİĞİN VERİLDİĞİ GÜN ARASINDAKİ İLİŞKİLER ÜZERİNDE DURMAYA ÇALIŞACAĞIM.