1
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
994
Okunma
İstanbul: Kentlerin Sefiri
Bir yıl sonra tekrar İstanbul’dayım.
Kentlerin sefiri, özgürlüğümsün! Avuçlarındayım.
Atatürk Havalimanı’ndan dışarı çıkar çıkmaz, “İşte!” diyorsun, “Bu kent YAŞIYOR.” Bir taksiye atlayıp doğruca Pierre Loti Oteli’ne gidiyorum. Neyim var, neyim yok otele bırakıp, sadece özlemlerimi alıyorum yanıma.
Taksim var hedefimde. Atlıyorum tramvaya, ama aklıma esiyor, Eminönü’nde iniyorum. Yeni Cami’de kılıyorum öğle namazını. Çıkışta bir bakmışım, baharatların o cazibeli kokusu beni çoktan Mısır Çarşısı’na sokmuş bile. Halılar, tavlalar, hatlar, nargileler derken piyangocusunun birinden – üstelik hiç hesapta yokken – bir de piyango bileti alıyorum. Ee, baktım ki acıkıyorum, rotamı çeviriyorum midemin pusulasına. Pusulanın ibresi Galata Köprüsü’nün altında bir balık lokantasını gösteriyor, hiç itiraz etmiyorum. Tabağımda balık, manzaram İstanbul… Her yer memleket kokuyor.
İstanbul’un klasiklerinden vapurları görünce aklıma Adalar geliyor ama, “Yok,” diyorum, “İlk hedef Taksim.” İstiklal Caddesi’nin o akıcı kalabalığı sanki bıraktığım gibi. Ve bir ses, çok tanıdık bir tınıyla bağırıyor:
“Siyasiyabent CD’leri burada!”
Kafamı çevirip bakıyorum. Bağıran, grubun solistlerinden Murat. Heybesiyle, bandanasıyla, biraz kendinden geçmiş haliyle Bizon Murat… Biraz sohbet ediyoruz, sonra Galata Kulesi’nin eteklerine iniyoruz ve orada ayrılıyoruz. Ayrılırken bir CD de ben alıyorum.
Tekrar Balık Pazarı’ndan geçiyorum. Balıkların bana Karadeniz’i, Akçakoca’yı hatırlatan kokusunu içime çekerek yürüyorum ve yine Eminönü’ndeyim.
Bir dilenciye rastlıyorum. Biliyorum, İstanbul’da bu çok anormal bir şey değil ama bu dilencinin diğerlerinden bir farkı var. O, bunu bir meslek haline getirmemiş; buna niyeti de yok, belli. Aldığı her sadakada bir kat daha içine kapanıyor ve bunun onu yıprattığını, mavi gözlerinin nemi ispiyonluyor. Yanına yaklaşıyorum, elimi cebime atıp “Ne çıkarsa bahtına,” diyorum içimden. Biraz para ve sabah aldığım piyango bileti çıkıyor dilencinin bahtına.
Rıhtıma Kadıköy vapuru yaklaşıyor. Ben de bir koşu yetişiyorum. Bu arada bir simit alıyorum, bu da benim sadakam. Vapur Kadıköy’e yaklaşırken, martılarla paylaşıyorum simidimi. Havada kapıyorlar simit parçalarını...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.