11
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
3349
Okunma

Sitemizde çok değer verdiğim, çok sevdiğim bir kızım ( Destina Meltem ) Bir forum konusu açmış. Konu: ‘’ Dost dediğin ‘’
O Foruma kısa bir şeyler yazdım elbette. Sonra düşündüm. Dost dediğini sadece ve sadece tek kelime ile ifade etseydim…Evet sadece bir kelime, başka hiç bir kelime, hece, harf kullanmadan sadece bir kelime ile anlatmaya çalışsaydım dostluğu ne yazardım diye…Buldum sonunda. DOST= SADAKAT
Dost dediğin sadık olmalı.
İyi de sadakat ne? Nasıl bir şey?Biri erkek, biri dişi olan iki insanın bir papazın ya da hocanın, veyahut da evlendirme memurunun önünde ‘’ İyi günde-kötü günde, hastalıkta sağlıkta birbirlerini seveceklerine ve hiç ayrılmayacaklarına yemin etmeleri midir sadakat? Bu yemine ömürlerinin sonuna kadar sadık kalmaları mıdır? Peki bu yemini etmiş olanlardan birinin ölümü halinde olay biter mi?
Bazen televizyonlarımızdaki evlilik programlarında görüyorum. Vatandaş ( Kadın ya da erkek ) karşı cinsten birine talip…Soruyor diğer vatandaş.
-Hiç evlilik yaptınız mı?
-Evet yaptım.
-Eşinizden niçin ayrıldınız?
-Eşim rahmetli oldu.
-Sever miydiniz rahmetli eşinizi
-Hem de nasıl.
Hem de nasıldan sonra gözlerden iki damla yaş da iner aşağılara doğru. Ama akabinde hemen ‘’ Ölen ölür kalan sağlar bizimdir. ‘’ Moduna geçilir. Daha sonra bu çift yeni bir sadakat yemini yapmadan önce sadakat için gereken aksesuarları konuşmaya başlarlar.
-Eviniz var mı, yoksa kirada mı oturuyorsunuz?
-Hamdolsun Hakkari Beytüşşebap’ta dört katlı bir apartmanım var.
-Peki arabanız?
-Arabam da bol miktarda marabam da var?
-Hımmm çok güzel…Tarla-takke de vardır o zaman.
-Tarla senin köpeğin olsun..Gani kıyamet..Lakin takkem cumadan cumaya.
-Harika…Çok güzel…Peki anne-çocuk? Ben bu saatten sonra kaynana da istemem, üvey annelik de yapamam.
-Anam da rahmetli babam da…Evlatları da everdik şükür..Herkes kendi evinde barkında.
-Oh ohhh maşallah…Her şey çok güzel..Ama bir sorunumuz var…Ben Beytüşşebap’ta yaşayamam.
İğrenirim…Midem bulanır. Aşk, sevgi, sadakat denilen mefhumun böyle adi pazarlıklarla birlikte gündeme gelmesi beni tiksindirir.
Büyük bir evliyanın çok güzel bir hanımı varmış…Bu hanıma oldukça varlıklı biri abayı yakmış. Kadını elde etmek için de başka bir şeytan kadını musallat etmiş o evliya hanımının başına.Şeytan kadın allem etmiş gullem etmiş nihayet evliya hanımının da aklına fikrine şeytanı sokmuş. Lakin kadın ne de olsa evliya hanımı. Evli iken bir başka erkekle olması yani zina yapması mümkün değil. Kocasından boşanması lazım…İyi de evliya durup dururken onu niçin boşasın ki? Bir şeyler yapıp onu kızdırmalı ve kızdırarak ağzından ‘’ Boşsun ‘’ sözünü çıkartmalı evliyaya…
Şeytan kadın o konuda da akıl vermiş. ‘’ Kocanın çok sevdiği bir şeyi sakla..Arasın bulamasın..Bulamayınca sana kızsın..O kızınca sen de şirretliği ele al…O bir derse sen beş katıyla cevap ver’’ diye öğütlemiş.
Evliya hanımı düşünmüş: ‘’ Bizim evde eşya olarak değerli olan bir şey yok ki? Bu adamın nesini kaybedeyim ki kızsın?’’ Sonunda aklına evliyanın tuvalette kullandığı ibrik gelmiş. Onu saklamaya karar vermiş.
Bir kaç saat sonra eve gelen evliya ikindi namazı öncesinde taharetlenmek için tuvalete girdiğinde her zaman kullandığı ibriğinin yerinde topraktan bir maşrapa görünce tuvaletten çıkmış ve başlamış ağlamaya.
Kocasının hüngür hüngür ağladığını gören hanımı sormuş:
-Efendi niçin ağlarsın?
-Hanım heladaki ibriğim kaybolmuş..Onun yerine bir maşrapa konmuş.
-Eeee..Ne var bunda ağlanacak.
-Ah hanım ah…Bunca senedir sadece ve sadece o ibrik görüyordu benim avret yerimi..Şimdi bir başka maşrapaya avret yerimi nasıl gösteririm?
Bu kıssanın devamını yazmayacağım…Herkes kendisine göre bir son yapsın..Zaten evliyanın verdiği o dersten sonrası sanırım hiç de önemli değil.
İnsanlar aleminde sadakat işte böyle bir şey…’’ Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir’’ İyi de peki biz sadakati kimden öğreneceğiz…Öyle ya bizim neslimizde yok bu duygu.
Sadakati maalesef hayvanlardan öğreneceğiz…Onlardan iyice öğreneceğiz ve ondan sonra dostluktan bahsedeceğiz.
Mesela Kıtmirden öğreneceğiz. Anguttan öğreneceğiz. Hachikodan öğreneceğiz.
Kıtmirden başlayalım ilk önce:
Kıtmir Eshab-ı Kehf’in köpeğidir.
Allah düşmanı zalim Roma İmparatoru Dakyanus ( Decius )un şerrinden Allah’a sığınmak üzere hicret eden altı arkadaş yolda kendilerine katılan çoban Kefeştatayyuş’u da yanlarına alarak yedi kişi olurlar…Ama onlara bir canlı daha katılır…Çoban Kefeştatayyuş’un köpeği Kıtmir. Bir türlü ayrılmaz çoban sahibinden. Onlarla girer mağaraya ve onlarla birlikte uyur tam üç yüz sene.
Kur’anda Ashab-ı Kehften bahsedilse de isimleri yoktur… Tabii ki Kıtmir ismi de yoktur Ashab-ı Kehf olayının anlatıldığı Kehf suresinde…Dolayısıyla bazı insanlar ‘’ Bu bir tevatürden ibaret ‘’ diyebilirler. O halde bir başka hayvana geçelim.
Angut.
Pek çok insan bunun bir kuş olduğunu bile bilmez.
Güvercin ile ördek arası bir kuştur angut…Biz genelde çirkin ya da avanak insanlara angut deriz ya aslında çok güzel bir kuştur angut ve avanak da değildir. Tabii ki sadakati avanaklık olarak algılamıyorsak.
Angut aslında çok da ürkek bir hayvandır. Sadece bir olay vuku bulduğunda ürkeklik göstermez: Eşi öldüğünde. Eşi öldüğü zaman angut onun başında bekler. Herhangi bir başka canlı ona yaklaşsa asla kaçmaz. Bir şekilde eşinin ölüsü oradan kaldırılıncaya kadar gözü hep eşinin üzerindedir. ‘’ Angut gibi bakmak ‘’ denen şey aslında budur. Ve asıl can alıcı nokta angut eşi öldükten sonra insan oğlu gibi hemen kendisini tv kanallarına, internet sitelerine ya da çöpçatan, aracı vs insanların ellerine bırakıp fellik fellik yeni bir eş aramaz. Ölen eşine sadık kalır. Bir daha bir başka angut ile yeni bir yuva kurmaz.
Bazılarının ‘’ Boşuna angut dememişler..Angutluk işte ‘’ dediğini duyar gibiyim ama aldırmıyorum.
Gelelim Hachikoya:
Hachiko 1924 yılında Tokyo Üniversitesinde görev yapan Japon Profesör Ueno’nun köpeği…Ueno onu bir yavruyken almış.
Profesör Ueno her sabah işine girmek için evinden Shibuya İstasyonuna kadar yürüyordu. Hachiko da bu yürüyüşte ona eşlik ediyordu. Profesör işten döndüğünde de Hachiko’yu aynı metro istasyonun kapısında kendisini bekler buluyordu. Yani Hachiko, Profesörün işe gidiş saatini bildiği gibi işten dönüş saatini de biliyor ve ona eşlik ediyordu.
Bu durum oldukça uzun bir zaman böyle devam etti. Ama bir gün Profesör Ueno işten dönmedi. Çünkü Üniversitede bir kalp krizi sonucu hayatını yitirmişti. Hachiko Profesörü o gün çok bekledi…Ertesi gün de onun işten dönüş saatinde o metro istasyonunun kapısında profesörün dönmesini bekledi…Daha sonraki günler, daha sonraki aylar ve daha sonraki yıllar…Evet..Tam on sene…
12 yaşındayken metronun kapısında öldü Hachiko...Bugün Tokyo’ya gidenler Shibuya istasyonun kapısında yukarıda fotoğrafını gördüğünüz heykelle karşılaşır.
‘’Dost dediğin’’ Konu buydu değil mi?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.