Bir peşin hükmü söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zordur. - einstein
erolabi
erolabi

Eski Zamanlar

Yorum

Eski Zamanlar

14

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

2551

Okunma

Okuduğunuz yazı 27.2.2013 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
Eski Zamanlar

Eski Zamanlar


Mahallemiz köy merkezine altı kilometre uzaklıkta otuz üç haneden müteşekkil, yazları mevcut hanelerin hepsi ziyaretçilerle dolu iken kışın en fazla altı hanede çoğunlukla yaşlıların kaldığı muhteşem doğasıyla göz kamaştıran güzel bir Karadeniz köyüdür.

Merkez nahiyeye uzaklığını yıllar önce yapılan araba yolu sayesinde öğrendik. Ondan önce mesafe soranlara iki yol gösterilirdi. Biri daha dik yokuş olmasına rağmen “ bir saatte” ,diğeri daha yumuşak ve zikzaklı yokuşlardan oluşan “bir buçuk bilemedin iki saatte “ ulaşılabilecek güzergâhı olan köyümüze elektrik yol yapıldıktan bir sene sonra geldi.
Biz çocukken köye gittiğimizde evler akşamları genellikle “camlı” denilen gazyağı lambası ile aydınlatılır, ihtiyaç için kilere, ahıra veya tuvalete küçük, isten kapkara olmuş gazyağı fenerleri ile gidilirdi.
Köyün o iptidai ortamında her gece bir komşumuzun evinde toplanılır, geç saatlere kadar oyunlar oynanır, anlatılan masallar, büyüklerin asker anıları ve yayla hikâyeleri merakla dinlenirdi.
Beyaz ışık veren lüks adı verilen büyük ışıldakların olduğu evlerde herkesin yüzünü görmek mümkün iken, lambalı evlerde kıyada köşede oturanların sadece sesi duyulur, dikkatle bakılmayınca anlattıkları heyecanlı veya korku dolu hikâyeler yüz mimiklerinden yoksun olarak dinlenirdi.
Çay servisi yapılmadan evin çocuklarından biri kalabalığın ortasında durur, parmaklarıyla misafirleri sayar, kaç bardak çay doldurulacağı tespit edilmiş olurdu.
Çaylar dağıtıldıktan sonra toz şeker kabı elden ele dolaştırılır nihayet karıştırılan bardaklardan çıkan çak kaşığı sesi durunca hikâye anlatacak olan “ zamanın birinde…” diyerek söze başlardı.
Kaçıncı defa anlatıldığı mühimsenmeyen hikâyeyi her defasında meraklı gözlerle dinleyen kalabalık aynı hazzı, keyfi alırdı.
Köyümüzün o zamanlar “meddah” olduğunu idrak edemediğimiz iki yaşlı dedesi vardı. İkisi de yıllar önce rahmetli olunca televizyonların ele geçirdiği evlerimizde artık o sohbetlerden eser yok.
Almanya işçi olarak gidenler ellerinde “transistorlu” radyolarla döndüler. İlk darbe radyo ile vuruldu akşam sohbetlerimize. Önce “ajans” alınmaya başlandı. Sonra “Burası Amerikanın sesi Vaşington” girdi aramıza, sinsice değiştirdi alışkanlıklarımızı.
Türküler ve oyun havaları, yurttan sesler, radyo tiyatrosu i içimizdeki “öykü” tutkusunu, türkü hevesini yaşattı bütün olumsuzluklara rağmen.
Geçenlerde bir kanalda Kızılderililer ile alakalı bir film seyrettim. Beyaz Amerikalılar katlederek yok edemeyeceklerini anlayınca (masraflı olduğundan galiba) zorunlu ikamete tutarlar Kızılderili milletini. Onlara yiyecek ve giyecek yardımı yaparlar. Kiliseler gitmeleri için baskı gelir ardından. Ve şeflerini “sıradan” vatandaş haline getirdiklerinde, saygı ve sevgi yok olmaya başlıyor. Sosyal disiplin üretim ve tüketim alışkanlıklarının değişmesiyle yitiyor.
Ve köleleşiyor, ayyaş olup çıkıyor büyük bir millet.

Ahşap evler de yerini, soğuk ve kilit vurulup, zil sesiyle açılan kapılara sahip betonarme “dairelere” terk etti.
Televizyonların köylerde yayılması ile her gece yapılan toplantıların muhteviyatında büyük değişikliklere sebep oldu. Ev toplantılarında yapılan sohbetler yerini dizi filmlere bıraktı. Reklam aralarında yapılan muhabbetlerin konusunu genellikle seyredilen filmin yorumları teşkil eder oldu.
Eskiden köyde bir hasta oldu mu, köylü bir araya gelir iki uzun dalın arasına dolanan battaniye ile yapılan ve adına “sal” denilen sedye ile hasta ana yola kadar omuzlarda götürülür, karşılığında ne bir ücret ne de minnet duyulurdu.
Yapılan iyiliğin “komşuluk hakkı” olduğuna, vazife olduğuna inanılırdı.
Yapılmaması abes olan bu fedakârlık araba yolunun yapılması ile ticari faaliyete döndü. Zira çarşıdan (ilçeden) telefonla çağrılan araçlara ücret ödenmesi gerekiyordu.
Bir evden ilçedeki hastaneye giden hastadan haber almak zorlaşmıştı.
Köy düğünleri en çok zevk aldığım eğlencelerdi. Tabancalardan dökülen boş fişekleri toplayıp oyunlar oynadığımız o günler tamamen silindi, kayboldu.
Düğünlerde yapılan eğlenceler unutulmaya yüz tuttu.
Horonlar, düğün şakaları, karşılama, tepsi tepsi baklavalar, kazanlar dolusu pilav ve yemekler ile uzak köylerden gelen misafirler için hazırlanan ve düğün bitiminde misafirleri evlerine davet etmek için kapıda bekleyip “bizim evde yer var, buyurun “ diyen hiç kimse kalmadı.
Onun yerini konsantre içeceklerin, bayat kurabiyelerin, maytaplı sıradan düğün pastalarının sunulduğu, alakasız türkülerin okunduğu, mahalli sanatçıların cıvık renkli kostümleriyle sahne aldığı, düğün sahibine masraf olmaktan öteye gidemeyen kişiliksiz “toplaşmalar” aldı maalesef.
Bazen eski evde misafir olduğu zaman yemek verilecek oldu mu, bana “hadi ibriği de sen getir” derler, bende bir çırpıda hazırlanan ibriği bir elime alır, omzuma atılan havlu ve diğer elimdeki leğen ile ahşap evlerimizin ( bizim “hayat” dediğimiz) salonuna dalardım.
Sıra ile her misafirin önünde durur eline su döker, leğenin kenarındaki yerinden beyaz sabunun kokusunu içime çeker, omzumdaki havluya ellerini silmelerini beklerdim.
Dışarıda kuru ayaz olduğu bir akşam misafirlerden biri bana “ayakyolu nerde?” diye sorunca ne olduğunu anlamamış, ben de elimle kapıyı göstermiştim. Dedem merhum kulağıma eğilerek “Kenefi sorar” deyince koşarak anneme “kefef ne demek?” diye sormuş nihayetinde her ikisinin de tuvalet olduğunu öğrenmiş, o gece yatana kadar ikisini de yüz kere tekrar etmiştim.
Bizim eski Karadeniz evlerimizde “oda” denilen bir bölüm vardır. Her evde muhakkak mevcuttur.
Yıllarca köylerde gezen biri olarak “odası” olmayan ev görmediğimi söyleyebilirim.
Misafir için ayrılmış, içerisinde sobası, yakın yerde yığılmış kuru odunu, çırası, lambası, yüklüğünde birkaç takım yatak yorgan ve bembeyaz çarşaflar bulunan odadır.
Genellikle evin üst kısmında bulunur.
Eski evin hemen her gece bir konuğu olurdu. Yolu bizim köyümüzden geçen uzak köylere giden ve gelen yolcular da o odada misafir edilir, ertesi sabah kahvaltı verildikten sonra eksiği varsa giderilir ve yola koşulurdu.
Misafir yolcu edildikten sonra oda açılır, yıkanacaklar alüminyum leğene alınır, soba temizlenirdi.
Unutamadığım bir usul ise her yıl kapımızda kurulan “kalaycı” ocağıydı. Sırf onların ocakta eriyen kalayı bakır kaplara ellerindeki çullarla sürüp parlatmalarını seyretmek, o sırada etrafa yayılan o muhteşem kokuyu hissetmek için tatili iple çekerdim.
Ön üç dişi altın kaplama kalaycı ustasının tütün sarıp içerken bir ayağıyla körüğü pompalayıp bir eliyle ocağın üzerindeki kazanları çevirmesini, arada bir bize sorduğu “evli misun ula ?” sorularına “daha küçüğüz evli değiliz” cevabına yalandan hayret etmiş gibi “şimdi sizun evunuz yog mi?” diyerek altın dişlerini göstererek kahkaha atmasından ne çok zevk alırdık.
Artık kalaycıların kap kacak kalaylamasını seyreden çocuk var mı?
Sabahın erken saatlerinde eski evin kapısında semeri özenle sırtına giydirilen beyaz katır’ın yükü vurulup, süsleri, çanları takıldığında hayvanın yüz ifadesi değişir, eğlenceli bir faaliyete dâhil olduğunu hissederdi sanki.
O toprak zeminli, taş bileğinin sırtını dedemin babasının diktiği o zamanlarda kocaman yaşlı bir armut ağacına yaslayıp beklediği kapıda saatlerce katırın hazırlanmasını, yük vurulmasını ve neşeli sesiyle çanlarının sallanıp durmasını ve nihayet yola çıkma anını seyrederdik.
Köy yollarında katırın üzerine kimse binemezdi, dedem kızardı. Fakat yaylanın çok dik yollarında takatimizin tükendiğini hissettiğimizi anlayan dedem, bizi sıra ile katırın üzerine oturtur, yuları başına verir, yıllardır geçtiği yolları ezberleyen katır mola yerlerinde kendiliğinden durup geriden gelenleri beklerdi.
Biz katıra güvenirdik. Dedem “yaramazlık yaparsanız bana haber verir” derdi. O sebeple katırın yanında yaramazlık yapmaz, haylazlıkla alakalı konuşmalarımızı duyamaması için alçak sesle yapardık. Dedem de gelince katıra bir şey sorarmış gibi yapar, kulağını katırın dudaklarına dayatır, o kalın morumsu dudaklar oynamaya başlayınca herkes birbirini ihbar ederdi. “dede ben demedim Erol dedi” ,” ben demedim ki Adnan dedi ki…”
Yıllar sonra katırın dudaklarını dedemin verdiği arpayı ağzında öğütmek için kıpırdattığını öğrendik.
Yıllar sonra dememdeki maksadım en fazla bir bilemedin iki yıl sadece, fazla değil, inanın.
Yayla yollarında uzaklarda otlayan karacaları amcamın Almanya’dan getirdiği dürbünle seyrederdik. Bizim bölgemizde karaca, geyik, ceylan avlamak, kuş vurmak adam vurmaktan ağır günah kabul edilirdi o zamanlar. Bizim bölgemizde “atmaca” tutulmaz. Çünkü atmaca yakalanır ve eğitilir ve diğer kuşları avlanmada kullanılır.
Karadeniz değişik kültürlerin yoğrulduğu, kaynaştığı ancak kırmızı hatların hala muhafaza edildiği bölgedir bana sorarsanız. Bizim köylerimizde hala ceylan, kuş avı yapılmazken başka ilçelerden (kavimlerden) gelip av yapıldığına şahit oldum.
Yıllar geçti, bizim kullandığımız gazyağı fenerleri artık “nostalji” ifadesi olarak kültürel mekanlarda sergileniyor.
Sergilenmesi gereken o şen şakrak muhabbetlerden eser kalmadı.
Heybeleri “muhabbet” dolu dedelerimiz önce televizyona mağlup oldular, sonra zamana.






Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Eski zamanlar Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Eski zamanlar yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Eski Zamanlar yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Yürükçü
Yürükçü, @yurukcu
1.3.2013 17:43:58
Yazını daha yeni okuyabildim abi anladım ki rekek ve kadın gözü çok farklı, buda doğal tabi,bende köyle ilgili bir yazı yazmıştım ama konular çok farklı bir gün üşenmezsem buraya geçiririm yazımı biraz uzun .Güzel yazmışsın ben yazınca anlayacaksın farkı :))Bayan gözü demek ki başka şeyleri görüyor.Senin yaşadıklarını ben yaşamadım.Selamlar
deniz-ce
deniz-ce, @deniz-ce
28.2.2013 16:35:32
ben de öyküm neden kurdele almadı diye düşünüyordum.
meğer nostalji engeline takılmış:)

bazı yerlerine yetişmiştim yazınızın.
lüks lambası hala var köyümüzdeki evde ve elektrikler ne zaman kesilse, lüks lambanın ışığında anlattığımız hikayeler, masallar; oynadığımız oyunlar ve ettiğimiz muhabbetler gelir aklıma.
teknolojinin azizliğinden midir, vurdumduymazlığımızdan mıdır bilemiyorum ama bireyselleşmenin faturası yalnızlık olarak çıkıyor karşımıza ve iletişimsizlik.
ilginç değil mi; iletişim çağındayız ama en yakınımızdakilerden kopuk bir iletişim yaşıyoruz.
yardımseverlik, komşuluk eskilerde kaldı.
''evde soğan bitmiş.Hadi kızım git komşudan 2 soğan al, gel' tarzı cümleler gerilerde kaldığından, her daim soğan, patates kovanızı gözden geçiriniz.)

çok güzeldi hocam.
teşekkür ederiz bu yazı için.
saygılar...


Makedonyalı Şair
Makedonyalı Şair, @makedonyalisair
28.2.2013 15:59:45
Nedendir bilinmez hep eski dostluklar eski günler eski güzellikler aranır ama eskilere kimse sahip çıkmaz kimse onlara değer vermez hep yenilik hep yenilik.
N e gördük'ki bu yeniliklerden radyasyondan başka insanı inasandan soğutmadımı arkadaşlıkları alıp gitmedimi evde karı kocayı ayırmadımı herkes düşmüş yenilik peşine herbiri ayrı diziler internetler kimse kimseyle iki kelime laflayamıyor..

Ben çok arar oldum o eski güzel günleri arkadaş muhabbetleri konu komşu gezmeleri ah bir çıkabilsem köyümün dağlarına haykırsam oradan yemyeşil ovalarına gaz lambası özler oldum...

Tebrikler beni çocukluğuma kadar götürdü bu güzel yazınız.
Her şey gönlünüzce her şey gönlümüzce olması, sadece dileklerimle dileklerde kalacağını bilerek hoşça kalın...
Ah o eski günler yeniden yaşanabilse...
kukurikuu
kukurikuu, @kukurikuu
28.2.2013 11:35:36
Kurdele yi hak eden güzel anlatımınızla, bizleri o hayalini bile unuttuğumuz günlere götürdünüz,
ESaygılarımla.vet yoktu , ama kimsede yoktu. Bu kabullene biliyor da biri tepede biri çukurda olunca çok zor.
Hüseyin TOPHAN
Hüseyin TOPHAN, @huseyintophan
28.2.2013 10:35:33
sayfaya düşen içten vede hatırlatılması güzel bir yazı okudum yazan kaleminizi kutlarım değerli dost
zakir
zakir, @zakir
28.2.2013 09:58:56
"Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer."dedirtiyor yazı. Tebrikler.
sairarslan
sairarslan, @sairarslan
28.2.2013 09:07:50
maziye bir yolculuk yaptık sayende erolabi teşekkürler
Hüseyin Akdemir
Hüseyin Akdemir, @huseyinakdemir
28.2.2013 07:15:00
bizler gecis süreci sancilarini en yakindan ve en derinden yasayan kusagiz ne yazik ki... Öylesine sanssiziz ki,daha yasarken hem mektubu gördük, tanidik, yazdik hem de e-maillleri. Aradaki ucuruma bakin.
Mektubu bilmeyen yeni kusak nesine uzulecek ki gecmisin sohbetlerine, yazilan hasret, ask, gurbet mektuplarina.
Bizler hizla gelsen teknoloji yuzunden sanki iki asirdir yasiyoruz. Mektup ve e-mail arasi mesafeyi katettik bizler.
Bu yuzden de bu türden yazilari okurken üzülelim mi eski güzel, insancil günlere gecip gittiler diye, yoksa sevinellim mi iyi ki yasamisiz o günleri diye, bilemiyorum,
Her zamanki gibi güzeldi anlatimin Erol Bey.
saygilar....
tacettin yıldırım
tacettin yıldırım, @tacettinyildirim
28.2.2013 01:55:43
bu gün internet arızası geçti.... hemen güzel sayfaya koştum... kutluyorum erolabim sevgiler
ALPEREN OZAN
ALPEREN OZAN, @alperenozan
28.2.2013 01:00:31
teknoloji;
önce mektupları vaurdu sonra aşkları...

sırasıyla düğünler, dostluklar,kitaplar ,...


vurulan vurulana.!

harikaydı

günün yazısıydı

iyi ki rastladım.
su_misali(Gülhun Ertilav)
su_misali(Gülhun Ertilav), @su-misali-gulhunertilav-
28.2.2013 00:38:54

hakkını vererek yazan kalem
ve
haklı bir başarı

çok güzeldi Erol Bey

kutlarım

saygılarımla


lacivertiğnedenlik
lacivertiğnedenlik, @lacivertignedenlik
28.2.2013 00:27:46
Şimdi Holefter'den yukarı dağlara gitmek isterdim.
Kutlarım abi.
Mehtap ALTAN
Mehtap ALTAN, @mehtapaltan
28.2.2013 00:11:16
Biliyor musunuz sizi bir konuda zararsız bir şekilde kıskanıyorum Erol bey!

Köy hayatını hiç bilmem sadece çocukken ortam değişikliği amaçlı amcamları ziyarete giderdik ve bu bana çok büyük bir keyif verirdi... Onların doğal yaşamı ve şeffaf masalları!

Ve anlatımlarınızdaki bu Anadolu köy rengini hep kıskanmışımdır yazılarımda hiç bir zaman yapamadığım bir anlatım şekli...

Doğallığın zirve yaptığı sayfalardan biridir sizin sayfanız...

Gönülden kutluyorum...

Davidoff
Davidoff, @davidoff
27.2.2013 16:22:40
10 puan verdi
Dede, torun muhabbetleri her yörenin toprağı farklı, yemeği farklı ama torun dede muhabbetlerine bakıyorum da erolabi, aşağı yukarı pek fark yok gibi.

Kalemine, eline, aklına sağlık.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL