Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar, bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak... uzaklardan gelip geçerken, kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar o kadar. orman bütün sessizliğiyle yine yalnız duracak orada... ı.kant
Yakamozmavisi
Yakamozmavisi

Empatik acılar

Yorum

Empatik acılar

0

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

943

Okunma

Empatik acılar

Empatik acılar

Yusuf gibi kör bir kuyuda kalmak mıdır çaresizlik. Kuyuda kalmak mı yoksa seni kuyuya atanların sevdiğin kişiler olduğunu bilmek mi daha acı? Görünen o ki en sevdiğimizden, en güvendiğimizden yenilen tokat daha çok acıtıyor. Gecenin zifiri karanlığında, kör bir noktaya sabitlenip kalıyor cümlelerim. Yüreğimde izi silinmiş sandığım, unuttuğum eski bir acıdan kalan sızı ruhumun içine aniden saplanıp apansız yeniden batmaya başladı. Seneler sonra aynı acıyla kavruldum. Acı karşısında ilaç sanılan zamanın bile güçsüz kaldığını fark ettim. Zamana dokunmak mümkün değil. Bir şeyleri düzeltmenin mümkün olmadığını anladığımda, aynı çaresizliğin duvarına sert bir şekilde yeniden çarptım.

Ruhun derinliklerinden su yüzüne çıkan çaresizlik karşısında ilk tepkiyi bedenin veriyor aslında. İlk bastıran gözyaşı hücumu. Kanının donuşuna ters bir orantıyla, sırılsıklam ter basıyor bedenini. Yutamadığın hıçkırıklar arasında bir yumru takılıp kalıyor boğazına. Gecenin sessiz karanlığında ellerin bir anda korkuyla kapatıyor yüzünü. O sahneyi görmemek için mi? Kimsenin sesini görmemesi için mi? Kimdir, bedenine bu emri veren. Hangi duygu? Utanç mı? Yoksa bu bir savunma içgüdüsü mü? Aklının içinden geçen o görüntüyü kim görebilir ki senden başka. Kendinle, yalnızlığınla geceyle baş başayken anlarsın ki hala utanmaktasın, hala korkmaktasın. Maziden gelen bir acıyla karşılaşma anları hep geceye, hep delici bir karanlığa yani yalnızlığın en koyu anına denk gelir muhakkak. Her insan acıyla tek başına yüzleşir değil mi?

Duvara geçirmek istediğin parmaklarının takati kesilene kadar asılı kalır ellerin duvarın yüzünde. Tırnak diplerinde hissettiğin sızıyla fark edersin bedeninin acıya verdiği tepkiyi. Bilir insan duvarları tırnaklarıyla oyamayacağını. Duvarlar... Taş duvarlar. Duvarlar, sağır duvarlar. Kör duvarlar. Duvarlar acımasız... Usta bir taş yontucusudur acı. Bir elinde keski, bir elinde çekiç ruhuna bir oyuk açana kadar vurur. An olur acıda durur. Hiç bir insan bünyesi sürekli gelen acı dalgalarına alışık değildir. Acının şiddetine göre yüreğinde kocaman bir boşluk açılır. Hissizleşir, uyuşursun. Beden, akıl, ruh ayakta kalmak zorunda olduğunu bilir. İnsan denen canlı her duyguya karşı korunma, savunma içgüdüleriyle donatılmış.

İnsan ruhunun acı karşısında kendini korumak adına geliştirdiği ilaçtır "unutmak". Sevgi denen olgunun ruhu okşayışıdır hatırlamak. Geçip giden dakikalar içinde ruhuna saadet kapısı açan anları, özenle sarıp saklar insan benliği. Acılar, çaresizlikler istesek de, istemesek de vardır bu anılar içinde ve apansız aynı ağa takılıp çıkar gün yüzüne. Gecenin bir yarısı alışmak denen olgunun avutan sükûtundaydım aslında. Düşündükçe yaşadıklarımı; neden diyordum, tüm benliğimle neden? Hangi düşünceydi? Hangi duygu? Söyle hangi rüzgârdı beni ruhundan uzağa savuran. İşte bu sorgular eşliğinde bir anda çengelin ucuna takılıp, çıkıverdi ortaya eski bir acı. İçimde bir ses kapıyı kapattığını söylüyordu. Kapanan bir başka kapının görüntüsü bir anda öyle bir yürüdü ki içime.

Detaylar... Detaylar... Gözler... Bana bakan gözler... Yüzler... Gökyüzünün tüm direkleri yıkılıp üstüme çökmüştü o gece. Var elbette bu anı anlatacak kelimeler. Anlatsam ne olacak şimdi. Yüreğimden apansız çıkan bu görüntü karşısında biliyorum ki hala güçsüzüm, hala çaresiz. Yıllardır uyuttuğunu, unuttuğunu, yüreğini avuttuğunu sandığın bir anda anlıyorsun ki hiç birini başaramamışsın.

Diyeceksin ki şimdi. Aynı şey mi? Ben sana bu kadar acı vermiş olamam. Elbette ki haklısın. Ben bunları yazarken anlatmaya çalıştığım tek şey acıydı. Canımı yakan elbette ki sen ya da sana dair duygular değil. Ruhun seni korumak adına; acıyı, acıyla eşleştirebiliyor ve anıların içinden bir anda en büyüğünü gözler önüne serip "Bunları atlatan sendin, bunu da atlatmaman için bir sebep yok. Hatta bunu atlatmak inan bana daha kolay olacak" diyor. Örnekleri bir anda karşına çıkardığında şaşırıyorsun. Bu nasıl olur diyorsun; bunca zaman, her bir dakikasını silmeden, bu kadar canlı bir şekilde getirip gözünün önüne neden koyar ruhun. Çünkü gerçekten unuttuğumu sanıyordum. Demek ki acıyı unuttuğunu sanıyorsun ama onu da lazım olur diye saklıyorsun. İnsanoğlu ne garip. Kendi acısıyla bile empati kurup, kendini avutmaya, kandırmaya çalışıyor.

07 Şubat 2013 – Zeynep Özmen

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Empatik acılar Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Empatik acılar yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Empatik acılar yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL