11
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1023
Okunma

Bu senenin daha ilk ayındayız…Ölen ölene…Önce Fransa’da üç adet katil iki adet başka katil tarafından gebertildi…MHP den Oktay Vural’ın de çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi ‘’Darısı diğer katillerin başına. ‘’ Çok üzüldü bazıları…Aynı yolun yolcusu olanların üzülmesini anladık da en azından görüntü olarak aynı yolda olmayanların üzülmesini bu olaya ‘’ Katliam’’ demesini anlayamadık. Neyse…O zat-ı muhteremi hiç anlayamayacağız zaten.
Haaa…ben de üzüldüm…Neye mi üzüldüm: Öldürülen o üç katilden biri olan Sakine Cansız’ın annesinin gözyaşlarına üzüldüm…O zavallı kadıncağızın bir katil de olsa evladının arkasından göz yaşı dökerken ‘’ ben asker, polis ölse de göz yaşı döküyorum..Durdurun artık bu kanı’’ diyerek ağlamasına üzüldüm.
Başka neye üzüldüm: Diyarbakır’da o katiller için düzenlenen cenaze törenine bu kadar büyük bir kalabalığın toplanmasına, Türk bayraklarının indirilip yerine pkk paçavralarının asılmasına, Türk bayrağının yakılmasına ve bizim yetkili -ağzı kuruyasıca- ağızlarımızın çıkıp da ‘’ Çok şükür cenaze töreninde bir olay olmadı demelerine üzüldüm…Devletin bağımsızlığının sembolü, ‘’ Şehidimin son örtüsü, kız kardeşimin gelinliği’’ bayrağımın yakılmasına ‘’ Önemli değil ‘’ diyebilen kafaya ve zihniyete üzüldüm.
Bu ayın ikinci önemli ölüm vak’ası gazeteci- yazar Mehmet Ali Birant’ın ölümü oldu. Doğrusuyla eğrisiyle o şimdi artık bir başka alemde. Kimine göre bir demokrasi aşığı, kimine göre Amerikan ve İsrail’in uşağı idi…Hatta vatan hani diyenler de oldu…Ama ülkemizin geleneksel hali onun ölümünden sonra da değişmedi. Kör öldü Badem gözlü oldu yani.
Mehmet Ali Birand’ın ölümüne üzüldüm mü? Hayır…Sevindim mi? Hayır…Nötrüm ona karşı anlayacağınız…Allah taksiratını affetsin…Onun ölümüne üzülmedim ama o cenaze töreni de üzdü beni. Oğlunun taziye için gelen Rakel Dink’e ( Hrant Dink’inm karısı ) ‘’ Babamın cenazesinin Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde toprağa veriliyor olmasından gurur duyuyorum ‘’ sözlerine üzüldüm. Ama hani çok da yadırgamadım işin doğrusu.
Mehmet Ali Birant toprağa verildiği gün Hrant Dink’in ölümünün altıncı sene-i devriyesiydi.
Bu memlekette sıksan sıksan en fazla yirmi bin Ermeni yaşar…Bunların on bininin İstanbul’da yaşadığını kabul edelim…Bu on binin de en az iki-üç bini çocuk ve yaşlılardır..Yani istanbuldaki tüm Ermeniler toplanıp ellerinde ‘’ hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant’ız’’ yazılı pankart taşısalar taş çatladı yedi bin kişilik bir kalabalık olur ki tüm Ermeniler de katılmaz öyle bir yürüyüşe…Oysa o kalabalık yedi binden, on binden çok daha fazlaydı. Demek ki evrimleşerek Ermeni’ye dönüşen pek çok Türk de onların arasındaydı.
Yok yok yanlış anlaşılmasın…İsteyen istediği milletten olabilir..Hiç bir itirazım yok. Atasının ille de maymun olduğunu söyleyen ve iddia eden bu insan güruhu Ermeni olsa ne yazar Türk olsa ne? İnsan olamadıktan sonra kimin umurunda?
Ulan zibidiler…Madem ki o kadar çok seviyordunuz Hrant Dink’i niçin ona sizin kafa yapınızdaki gazetelerde yazma imkanı tanımadınız? Adam gitti en radikal dinci,ırkçı,faşist gazeteler olarak nitelediğiniz Zaman ve Yeni Şafakta yazdı yazılarını.
Velhasılı kelam yine kör ölmüş ve badem gözlü olmuştu. Adamı bir de ‘’ devrim şehidi ‘’ yapmazlar mı? Tut kuyruğundan vur duvara…Ne devrimi? Hangi devrim? Adam için söylenebilecek iki şey var: Ya Türk düşmanı diyebilirsiniz ( Ki diyemezsiniz aslında çünkü bizzat kendisi :Bana Türk Düşmanı demek yapılabilecek en büyük hakarettir. Buna dayanamam ve kabul de edemem’’ diyor. Ya da ‘’ Acılarımızın üzerine tuz basıp kardeşçe yaşayalım’ın mücadelesini yapan, Ermeni diyasparosuna rağmen ‘’ Türk- Ermeni Kardeşliği ‘’ için mücadele veren biriydi dersiniz…Peki devrim bunun neresinde? Elbette ki hiç bir yerinde değil amma velakin sizler ne evrimsiz ne de devrimsiz cümle kuramazsınız.
6 Ocak 2013 te hepsi Ermeni ve Hepsi Hrant olan vatandaşları 20 Ocakta gözlerim çok aradı…Acaba ‘’ Hepimiz Azeriyiz’’ pankartlarıyla sokaklara dökülecekler miydi? 20 Ocak 1990 daki Yanvar katliamını protesto edecekler miydi? Ya da ne bileyim en azından bir küçücük anma töreni yapacaklar mıydı?
Onlar yapmadığı gibi Milliyetçi geçinenler filan da yapmadı…Hımmm..Demek ki bu ülkede ardından adından söz ettirmek için ya terörist olacaksın, ya Ermeni, ya da karanlık bir adam.
Mehmet Ali Birandın toprağa verilmesi ve Hrant Dink’in aynı güne denk gelen ( ya da getirtilen..Bilemiyoruz artık ) ölüm yıldönümünden hemen sonra Türkiye çok önemli bir değerini kaybetti.
Kim miydi bu çok büyük değer: Toktamış Ateş…Bir kaç saniye süren bir ölüm haberi ile duyuruldu vefatı…Cenazesi sessiz sedasız defnedildi. Oysa her türlü düşünce ve fikre sahip insanın sevgi ve saygısını kazanmış hani derler ya ‘’ Adam gibi adamdı’’ rahmetli…Allah Rahmet eylesin.
Sonra bir ölüm daha: Ahmet Mete Işıkara…’’Deprem Dede’’ Bu memleketin her karış toprağını gezerek özellikle okullarda depremden nasıl korunacağımızı bizlere ilk anlatan büyük bir bilim adamı. ( Çok şükür ki ismen olmasa da deprem Dede olarak tanıyanı bileni çok.
Uzun lafın Kıssası:
Bu gün Kandil…
Alemlere Rahmet olarak gönderilen Muhammed Mustafa’nın (S.A.S) doğum günü.Rabbim bu mübarek günde cümlemizin günahlarını bağışlasın. Bu Mevlid kandili ve bundan sonra Rabbimin lutfetmesi halinde yaşayacağımız diğer kandiller yollarımızı aydınlatan nurlar olsun. Rabbim başta kendi nefsim olmak üzere tüp sapıtmış nefslere terbiye ihsan eylesin.
Artık kalpleri mühürlenmiş, gözleri kötüden ve kötülükten başka hiç bir şey görmeyenlerin de bu mübarek kandil günü dünyaya gelen o yüce Peygamber yüzü suyu hürmetine Kandillerini bir daha hiç bir şekilde yanamamak üzere söndürsün inşallah