2
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
880
Okunma

O an geldi işte. Korktuğum, hiç gelmemesini dilediğim o an. Bir farkına varış. Bu kendimi kandırmalarıma verdiğim bir son. Kendime söylediğim yalanların açığa çıkışı, kafanın yerine gelmesi.
Durdum önce. Sessizliği hissettim. Kalabalıklar, konuşmalar ve gürültüler içinde o korkutan sessizliği... Alışılmadık, buz gibi bir sessizlikti. Bir an oldu durdu dünya. Durdu kalpler, durdu zaman, mekan... Bir tek ben kaldım zamanla baş başa. Kafamı kaldırdım sonra, etrafıma baktım. Meğer yanılmışım. Ne durmuş dünya, tek yaşayan benim. Ne durmuş zaman, ne ben ilerlemekteyim. Bunun bir açıklaması olmalıydı. Ne yaşıyorum şimdi ben, rüya mı yoksa? Ya da yavaş yavaş aklımı kaybediyorum.
Sonra yalnızlığımı farkettim. Varlığın beni terketmesiydi bu. Dımdızlak bırakışıydı. Sonuna kadar hakettiğim birbaşınalık. Ciddi bir terkediliş. Ne kadar da can sıkıcı. Nefret sözcükleri duymaktan haz alan ben, yalnızlığımdan şikayet ediyorum. Sevilmemeyi benim seçtiğim aşikarken, yalnızlıktan şikayetciyim evet. İyi başarırım sevilmemeyi. Sevilmek, pek huyum değildir. Ve işte tam da ortasında bulunduğum yalnızlık da var.
Şimdi ne olacak peki? Tek suçlusu ben olduğum, boktan bir yalnızlığın içinde buldum kendimi. Kendimden de sıkılıyorum işte. Tıpkı insanlardan sıkıldığım gibi. Kendimleyim artık, beni bir kez terkedebilecek kendimle. Sıkıcı ve sevgili kendimle...
Bir tek ölüm ayırır kendimden beni.
Yolculuklar sanadır
istemem ne cehennemi
ne de cenneti.