4
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1098
Okunma
Oruç zamanında tüccarın oğlu onu damdaki karları temizlemek için göndermişti.O,dama çıkmış,bütün karları temizlemişti.Yalnız donmuş karları koparmaya çalışırken ayağı kaydı,elindeki kürekle beraber damdan aşağı yuvarlandı.
Bahtsız delikanlı karların üstüne düşeceğine ,demir kapının saçağının üstüne düşmüştü.Bunu gören Ustinye ile ev sahibinin kızı yanına koşmuş,acıyarak sormuşlardı.
-Alyoşa,bir yerin incindi mi?
-Düştüm işte,ziyan yok.
Kalkmak istedi ,ama kendinde kalkacak kuvvet bulamadı.Gülümsedi.Kaldırıp kapıcının odasına götürdüler.
Hastabakıcı geldi,baktı,ona neresinin en çok ağırdığını sordu.
-Her yerim ağırıyor.Ziyanı yok,geçer....Yalnız beyefendi kızacak diye korkuyorum.Babama haber gönderseniz fena olmaz.
Alyoşa iki gün iki gece yattı.Üçüncü günü papaza haber gönderdiler.
, Ustinye kederle:
-Ne o Alyoşa,ölecek misin yoksa?diye sordu.
-Ya ne zannettin? Hep böyle yaşayacak değiliz ya? Günün birinde ölmek de var.
Alyoşa her zamanki gibi çabuk,kısa konuştu.
-Beni düşündüğün için sana teşekkür ederim.Ustinye’ciğim.Seninle evlenmemize izin vermedikleri pek iyi oldu.
Evlenseydik şimdi senin halin ne olurdu.Bak,şimdi ne iyi,ne isabetli oldu.
Papazla beraber yalnız elleriyle,kalbiyle dua ediyordu.Kalbinden ise şunlar geçiyordu:Şayet söz dinler,kimseyi incitmzsen bu dünyada olduğu gibi öbür dünyada da iyi olur.
Çok az konuşuyordu.Devamlı su istiyor,durmadan bir şeye şaşıyordu.
Şaştı,şaştı,gerildi,öldü...