Okuduğunuz
yazı
29.12.2012 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.
BAYAT EKMEKLER
karakalem çalışması bana aittir
Orhan bey, iştahını kabartan, onlarca nefis yiyeceklerle donanmış önündeki sofradan bakışlarını kaçırmaya çalıştı. Son günlerde hayli kilo almıştı. Buna rağmen yemeden yapamıyordu.
Üstelik sağlığına zararlı olan sucuk, pastırma, kavurma vb. gibi yiyeceklerden uzak duramıyordu. Kaç kez kalbi teklemişti. “Bir daha olursa sten takarız” diye doktoru olayın ciddiyetini vurgulamıştı.
Son yaptırdığı tahlillere göre kolesterolü hayli yüksekti. Karaciğerinde yağlanma ve damar sertliğine bağlı yüksek tansiyon da vardı. Birçok kan değeri de risk bölgesindeydi.
Aile doktoruna her ay ödediği maaşı hatırladı,, boşa para ödüyor gibi hissediyordu. Biraz da bu paranın hatırına muayene ve kontrollere gidiyordu san ki.
“Canı çıksın şu tahlillerin” diye söylendi. Kendisine kalsa, asla tahlil yaptırmayacaktı. Fakat eşini kıramıyordu, bir de özel doktorunu.
“Eskiden özel doktor mu varmış, her kes istediğini yer içer keyfine bakarmış. Babam 97 yaşında öldü. Doktor yüzü görmedi. Neymiş efendim sağlıklı yaşanacakmış? Sağlıklı olmak aç mı kalmak, servetini yememek midir” diye söylendi.
Bunları derken, rahmetli babasının sistemli çalıştığını, tıka basa atıştırmaktan ziyade, ölçüsünde yediğini, şişman olmadığını da bilmekteydi.
Yumuşak ve rahat koltuğunda arkasına yaslanarak bir sigara çıkardı sedef kakmalı kutudan. Sehpadaki kristal çağmağa uzanırken eşi ile göz göze geldiler.
“Ne var ne oldu!” diye söylendi. Oysa eşi bir şey dememişti daha. Fakat “lütfen” diye çıkışacağını biliyordu. Sigarayı yakmaktan vaz geçti, aldığı kutuya bırakıp; “tamam tamam” diyerek ayağa kalktı.
Eşini çok severdi, kırmamaya çalışırdı. Geniş salonun ortasında gezinmeye başladı. Elini arkasına bağlamak istedi, zorlandı. Göbeği, üzerindeki ropdöşambırı geriyordu, ellerini ceplerine koydu, azıcık sinirliydi : “İnsan kendi malını yiyemeyecek mi canım? Bu gün varız yarın yokuz, bu mülkün bana yararı yoksa ne yapayım” diye söylendi.
Eşi tebessüm etti; “elbette yararı var. Fakat bazı alışkanlıklar zararlı, uzak durman gerek. Sağlığın önemli, istersen çık, temiz havada dolaş biraz. Ben de hizmetçiyi çağırayım sofrayı toplasın, salonu havalandırsın biraz” dedi.
Orhan beyin canı sıkılmıştı. “Anlaşıldı zaten, demene gerek yok, bari Yağmur’u da yanıma alayım, o da rahatlasın biraz” diyerek hazırlanmaya başladı.
Yağmur, evlerinde besledikleri cins köpekti. Çocukları olmadığından, Orhan bey zamanının çoğunu onunla geçirirdi. Masrafı da hayli fazlaydı. Aşısı, kuaförü, beslenmesi orta halli bir ailenin gideri kadardı neredeyse. Fakat Orhan beyin serveti yanında, bu masrafın sözü bile olmazdı.
Yağmur’un özel tasmasını takarak uzun zinciri eline aldı, bahçe kapısından yürüyerek çıktılar. Hava oldukça güzeldi. Ilık bir sonbahar sabahıydı, güneş ısıtmaktan ziyade aydınlatıyordu sanki. Düzenli ve bakımlı ara yoldan ana yola çıktılar.
Yağmur, zamanzaman duraksayarak Orhan beye ufak havlamalarla kur yapmaktaydı. Bir miktar yürüdükten sonra çöp bidonlarının dağınık olduğu bir yerde Yağmur havlamaya başladı.
Orhan bey uyanır gibi oldu. Yağmur yürüdükçe O da arkasından gitmekteydi. Duraksayarak havlamasa, dikkatini bir şey çekmeyecekti. Köpeğin havladığı tarafa baktı. Birkaç çocuk çöp bidonlarından bir şeyler ayıklamaya çalışıyordu.
Orhan bey yüzünü buruşturdu, hiç istemediği manzaralardı bunlar. İster istemez gördüklerine sinirlendi: “Şu şehir asalaklarından ne zaman kurtulacağız, kendileri çöplerden daha sağlıksız ve tehlikeli, sıcacık evlerinde oturup keyiflerine baksalar olmaz mı. Bilmem ki ne ararlar? ” diye söylendi.
Orhan beyin dünyası farklıydı aslında. Hayatın zorluklarını hiç yaşamamıştı. Ailesinin tek evladı olarak “el bebekgülbebek” büyümüştü. Elini sıcak sudan soğuk suya vurmamıştı tabiri caizse. Babasının ölümünden sonra da onca fabrika ve servet kendisine kalmıştı. Gördükleri bilmedikleri şeyler olduğundan bir anlam verememekteydi.
O’na göre ülkede fakir ve işsiz yoktu. Hatta evdeki fazla eşyaları, onca artan yemekleri verecek kimse olmadığını sanarak çöpe atarlardı. Herkesi kendi gibi bilmekteydi.
Oysa bir adım ötelerinde hayat hiç de öyle değildi. Geçim sıkıntısı çekenler, evi olmadığı için sokakta yatanlar, yakacak bulamayanlar, hatta günlük karınlarını doyuracak ekmek bulamayanlar bile vardı.
Asalak dediği çocuklar, çöplerden nafakalarını çıkarmaya çalışan kimsesizlerdi. Sıcacık evleri olsaydı burada işleri neydi ki?
Bütün bunları değerlendirecek kadar hayat deneyimi yoktu Orhan beyin. O, pazara çıkmaz, alış veriş yapmaz, ekmeğin bile fiyatını bilmezdi.
Başını sallayarak sinirli bir şekilde Yağmur’un zincirini çekti, tekrar yaya kaldırımda yürümeye başladılar.
Bir ara Orhan beyin burnuna buram buram sıcacık bir koku gelmeye başladı. İster istemez kokuyu takip ettiler. Az sonra bir fırının önünde buldular kendilerini. Orhan bey, gayri ihtiyari içeriye daldı Yağmur’la birlikte.
Raflarda taze ekmekler sıralıydı. Bir yandan da birkaç kişi kürekle pişen ekmekleri çekmekle meşguldü. Orhan bey İlk defa böyle bir yere girmişti, duyduğu natürel kokuyu hissederek ciğerlerine çekti. Sonra da; “kolay gelsin efendiler” diye atıfta bulundu çalışanlara.
Çalışanlardan birisi “sağ olun beyim” dedi. Bakışlarında bir anormallik vardı. Orhan bey anladı: “Yağmur’dan zarar gelmez, özenle eğitilmiştir, çoğu insandan iyidir. Çöplüklerde de işi olmaz” dedi.
İçeridekiler, çöplük ifadesinden bir şey anlamamışlardı. Oysa Orhan beyin aklında hala çöple uğraşan çocuklar vardı. Başında beyaz başlığı olan fırıncı ; “buyurun beyim ne arzu etmiştiniz” diye durumu düzeltti.
Orhan bey devam etti: “Merakımı uyandırdı, galiba ekmek pişiriyorsunuz. Kokusu buraya çekti beni. Acaba bir ekmek rica edebilir miyim” dedi.
Soran kişi “tabi ki” diyerek raftan bir ekmek aldı gazetenin arasına koyarak uzattı: “Buyurun beyim”. Orhan bey ekmeğe elini uzatırken; “kaç para” diye sordu. Fırıncı hafifçe irkildi: “ Dalga mı geçiyor bu adam, ekmeğin fiyatını nasıl bilmez” diye tuhaf tuhaf yüzüne baktı. Fakat Orhan bey ciddi ve doğaldı.
“Yetmiş beş kuruş” dedi hayret uyandıran bir ses tonuyla fırıncı.
Şaşırma sırası Orhan beye gelmişti: “Olacak şey değil, bu kadar ucuz demek “ diye hayretle cevap verdi.
Fırıncı atıldı: “Elbette ucuz, simidin tanesi bir lira, maliyetine ekmek satıyoruz. Kaç kez fiyatlar artsın diye karar aldık. Halk galeyana geldi, artırmaktan vaz geçtik. Zaten belediye de müsaade etmiyor. İlk kez ekmeği ucuz gören bir müşteriyle karşılaştık efendim” dedi.
O sırada içeriye birisi girdi, çekingen ve utangaç tavırla; “bayat ekmek var mı” diye seslendi. Orhan bey konuşmasını sürdürecekti, fakat fırıncı gelene döndü: “hayır bu gün yok” diye cevap verdi. Gelen, üzgün bir tavırla fırından çıktı.
Orhan bey tekrar fırıncıya döndü: “Bayat ekmeği niçin alıyorlar pek anlayamadım?” Dedi. Fırıncı; “kendileri yiyecekler, bu gün de aksi gibi dünden kalan bayat ekmek olmadı, üzüldüm doğrusu” dedi.
Orhan bey iyice şaşırdı: “Madem kendileri yiyecek, neden taze ekmek almıyorlar” diye gayri ihtiyari hayretini bildirdi. Fırıncı bu tepkiyi anlamaya çalışıyordu. Fakat bir tülü kavrayamadı.
“Beyim gördüğünüz kişi günde sekiz ekmek almakta. Taze ekmeğe gücü yetmiyor. Biz bayat ekmekleri yarı fiyatına satarız. Onlar da yarı fiyatına bayat ekmek alıyorlar” dedi.
Orhan bey tanık olduğu bu olay karşısında şok olmuştu: “Bu insanlar hep bayat ekmekle mi yetiniyorlar? Peki şimdi ne olacak, aç mı kalacaklar?” diye hayretle sordu.
Fırıncı: “Başka fırınlara gider, bulamazsa alacağı ekmeğin yarısı kadar taze ekmek alır, bu günü böyle geçirmeye çalışırlar, yarına Allah kerim derler” dedi.
Orhan beyin zihninde binlerce soru uçuşmaya başladı. Fırıncı olmasa, anlatılanları bayat ekmek sorandan dinlese, dalga geçildiğini, ya da aldatılmaya çalışıldığını sanacaktı. Neler oluyordu bu gün, bütün bunlar bir mizansen miydi? Yoksa hayatın gerçekleri miydi bu oyunu oynayan?
Bu düşünceler hızla zihninden geçerken, birden vücudundaki bütün hücrelerin terlediğini hissetti. Şakaklarında boncuk boncuk damlacıklar oluşmuştu. Gözleri karardı, her şey gözünden silindi. Karanlık ve derin bir kuyuya düşer gibiydi.
O anda Yağmur’un sesini derinden duydu. “Beyefendi, beyefendi” diyen bir sesin kendisini sarsması ile dünyaya yeniden geldi san ki.
Bir yandan da; “yazıklar olsun bana, yazıklar olsun bana” diye mırıldanıyordu.“Biraz su, su alabilir miyim” dedi. Uzatılan bardaktan bir yudum aldıktan sonra “az önce bayat ekmek almaya geleni nerede bulabilirim” diye seslendi.
Fırıncı da olanlara şaşırmıştı; “evi yakınımızda buluruz beyim” dedi.
Lütfen beni O’na götürür müsünüz” diye ricada bulundu Orhan bey.
Az sonra derme çatma örülmüş iki gözlü bir evin avlusunda buldular fırıncı ile Orhan bey kendilerini. Çok sağlıksız ve oldukça kötü bir ortam vardı. Karşılarında irili ufaklı altı çocuk ile annebaba sandıkları iki boynu bükük insan duruyordu.
Orhan bey uzun uzun baktı karşısındakilere, sonra da dinledi. Babanın işi yoktu. Sokaklardan teneke toplayarak geçimini sağlamaya çalışıyordu. Çocukların bazıları okula gidememişti. Bayat ekmek bulamamışlardı ve hala açtılar. Durum hiç de iç açıcı değildi. Orhan bey daha fazla kendisini tutamadı. Hıçkırıkları göz yaşına karıştı.
Aradan birkaç gün geçmişti. Orhan beyin bahçıvan evinde yeni misafirleri vardı. “Bahçeyi çoktandır ihmal ettik. Yeniden derleyip toparlama zamanı geldi. Bu iş senin” dedi Orhan bey Hasan’a. Hasan bayat ekmek almaya gelen kişiydi. Gözlerinin içi gülüyordu. Yanında eşi ve çocukları duruyordu. “Siz merak etmeyin beyim” dedi.
Orhan bey bir şarkı mırıldanarak içeriye girdi. Eşi salondaki çiçeklere su veriyordu. Tebessümle yaklaştı: Hanım talimat ver, bana zararı olan yiyecekleri kahvaltıda sofraya koymasınlar bir daha. Sadece taze ekmekle tuzsuz peynir istiyorum” dedi.
Eşi hayretle Orhan beye bakıyordu: “Ne oldu Orhan bey sana” diye sormadan edemedi. Orhan bey içini çekti: “Neler olmadı ki. Haa kahvaltıdan sonra gezmeye çıkacağız Yağmur’la çok iyi geliyor gezinti. O sigara kutusunu da ortalıktan kaldırsınlar gözüm görmesin” dedi.
Eşi başını sallayarak; “neler olmuşsa çok iyi olmuş belli ki” diye mırıldanarak işine döndü.
Orhan beyin acelesi vardı bu gün. Çöp bidonlarının yanına gidecekti şimdi de. “Mutlaka bir sebebi olmalı çocukların orada bulunmalarının.Hiçbir şey gözüktüğü gibi değilmiş. Bunca yıl başımı kuma sokarak yaşamışım. Çevremden, insanlardan, gerçeklerden habersiz..” diye söylendi.
Sonra birden; “ya geç kaldıysam, belli ki onlar da aç, çabuk etmeliyim, bu işin vebali büyük” diye hemen kararını verdi. Aceleyle evden çıktı, Yağmur’u alacak zaman değildi. Telaşla arkasından ; “Orhan bey kahvaltı yapmadan nereye gidiyorsunuz ” diyen eşine; “kahvaltıdan daha önemli işler var, azıcık da ben açlığın ne demek olduğunu hissedeyim” dedi.
Eşi ardından baka kaldı. Söylenenleri duymamıştı, fakat Orhan beyin davranışlarından, yine bahçıvan evine benzer güzel bir sürprizin olacağını hissediyordu.
Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Farkındayım, ince bir mesaj var bana bu yorumda ve yazılarıma yazdığınız yorumlarda. Ama emin olun o yol üzereyim, çok çok başında. Yardıma ihtiyacım var elbette. Gerçekten gören gözlere.
Eşinize sıhhat diliyorum Rabbimden. Şafi adı bir kere de onun için tecelli etsin dilerim.
sayfama ziyaretiniz için teşekkür ediyorum değerli Aynur hanım...
ilgi ve iltifatlarınız benşm için mutluluk kaynağı...
amacım nesirde iddilaı olmak değil...bazen yüreğimdeki duyguları dökme arzusu yazdırıyor...aslında benim farklı bir idealim var...
öncelikle resim üzerine birinci derecede ilgiliyim...her türünü(yağlı boya, hat,tezhib,vitray, suluboya, guvaş vb.)
sonrada şiir elbette...bu arada kendi hayat hikayemi yazıyorum...mesleğimle ilgili kaynak taramasına dayanan bir iki kitap(sevgi eğitim sırada) çıkarmayı düşünüyorum...
devam eden mesleki çalışmalarımız da fazla...
sizin misyonunuz, çizginiz farklı...çıtası yüksek yazılara imza atmaktasınız...bu yeteneğinizi iki dünyanızı da mamur etme yolunda harcamanızı umarım...özellikle İslamiyetin gerçek yüzünü temsil etmede mükemmel refaranslar sunma fırsatınız var...
yazılarınızı takip ediyorum...yazacak bir şey bulamadım...kısa yazmaktansa susmayı yeğledim...çünki çok ve bilimsel,tutarlı ifadeler yazılmasını hak ediyorsunuz...bu sıralar uzun yazmaya da psikolojik olarak hazır değilim...eşim rahatsız, zamanımı yanında olmaya kanalize ediyorum..O'nun sevgisi bambaşka...her şeyin daha güzelini, daha fazlasını hakediyor...vefamı göstermem gerek...
size ömür boyu başarıların en alasını ve hayırlısını temenni ediyorum...yazdıklarımız yarın mahşerde bize tanıklık edecekler, bu bakımdan sorumluluğumuz büyük...
bu yazımı okuduğunuzu teyid etmenizi istirham ediyorum efendim...
Keşke her insan paylaşmayı bilse. Paylaşmanın güzelliğinin farkına varsa. Bir dilim ekmeği bile paylaşırdı o vakit. O zaman dünya daha güzel ve hayat daha yaşanılası olurdu.
Tebrik ederim güzel paylaşımdan ötürü. Saygılarımla.
Yeni bir yıla girerken sevgi ve barış diliyorum. Savaşların, acıların ve felaketlerin, geçip giden koca bir yıl gibi geride kalması umuduyla.. Nice Yıllara!.
VE SEVGININ BARISIN YASANDIGI COCUKLARIN SOKAKLARDA ACLIKTAN OLMEDIGI SICAK BIR YUVA VE SICAK BIR AILE SICAK BIR EL UZANSIN SOKAKDAKI COCUKLARA.
Kurgusuyla, duygusuyla, anlam ve anlatımıyla ne kadar güzel bir paylaşımdı...güne gelmeyi hak etmiş anlamlı yazınızı ve duyarlı yüreğinizi, kaleminizi içtenliğimle kutluyorum...daha nicelerine...sevgim ve saygımla, mutlu yıllar...
Seneler öncesiydi.. Her sabah olduğu gibi o sabahta fırına ekmek almaya gitmek için hazırlanırken, annem evde ekmek olduğunu söylediğinde şaşırmıştım.. Evde ekmeği hep ben alırdım oysaki.. Kahvaltı hazır olduğunda ben ise kimin aldığını bilmediğim ekmekleri merakla bekliyordum sofrada.. Az sonra kevgirin üzerinde daha önce görmediğim kadar buruşuk ama sıcak ekmkler gelmişti sofraya.. Bu nasıl ekmek böyle anne diye sorduğumda geçen günden kalan bayat ekmekler kuzum su buharında tazecik yaptım onları , bak hem senin getirdiğin ekmeklerden daha da sıcaklar, çöpe atamayız dimi kuzum bunca fakir insan varken dünyada, günahtır.. Hem bu sözümü hiç unutma bütün savaşlar bir lokma ekmek için çıkmıştır.. O an o ekmek kadar burusuk olan suratım birden utancimdan kipkirmizi kesilmisti.. Ve o ekmek hayatimda yediğim en güzel ekmekti.. Bana o günü hatirlattiniz.. Çok güzel bir yaziydi.. Tebrik ederim.. Selam ve dua ile.. Saygilar..
Nasıl etkilendim anlatamam :((( Nece hayatlar var yanımızdan akıp geçiyor çoğunun farkında olmadan hayatı görmeden, pek çok şeyin farkına bile varmadan ...Oysa insan olmak bu değil ki... Sen sadece kendin için yaşayasın diye gelmedin ki... görmek, duymak, bilmek, idrak etmek en insani en olması gereken davranışı sergilemektir insan oldum diyebilmek...
Harikulade bir hikayeydi hayatın içinden.Kutlarım haklı başarınızı sayın hocam.
Karakalem çalışmanızda dehşet güzeldi.Sanatçı yüreğiniz varolsun her daim.Selam ve hürmetlerimle.
MÜKEMMEL BİR PAYLAŞIM HEM YAZI HEM RESİM O KADAR GÜZEL VE ANLAMLI Kİ BU SAYFADAN AYRILMAK İSTEMEDİM İNANIR MISINIZ GÖZLERİM DOLU DOLU KALEMİNİZİ AYAKTA ALKIŞLIYORUM SEVGİ VE SAYGILARIMLA
Çok duygulandım yazınıza. Çevremizdekileri ne yazıkki göremiyoruz. Buna benzer bir olay benim de başımdan geçmişti ve yazmıştım. Buraya Edebiyat defterindeki sayfama da yazayım.
//Az olanı vermekten utanma,çünkü vermemek ondan daha azdır. HZ ALİ//
//Hala açlıktan ölenler varsa dünyada,aslında ölen insanlar değil; insanlıktır. ROBİN SHARMA//
//Bu nasıl kara,zor bir bulmaca Amaçlar ve çözümler gizleniyor Birileri titrerken aşağıda Yukarıda birileri düş görüyor. VİCTOR HUGO//
//Kalbin aklıyla yaşamak ayrıcalıktır..! BERNARD SHAW
//Basit yaşa ki, başkaları da var olabilsin.GANDHİ//
//Zenginliği olmayan adamı,adamlığı olmayan zengine yeğ tutarım. PLUTARCH//
//Dünya bir sahnedir;ama roller kötü dağıtılmıştır.OSCAR WİLDE//
//İnsanlığın öldüğü yerde kimin nasıl hayatta kaldığının pek bir önemi yoktur.//
Cebi zengin fakat ruhu fakir olan insanlar hiç bir şeyin değerini bilmezler. İsteyerek iyilik yapılmalı,yapıldığında bunu açığa vurmamalı, başka herhangi bir nedenle değilde,insanlar için yapıldığını kabul etme erdemliğini göstermeli.Hayatın,gerçeklerin içinden,anlam ve anlatımı mükemmel yazınızı kutlarım.Saygı ve selamlarımla.
Yazınızın bende bıraktığı izlerine az bile yazdığım yorumum.Pembe renk ile onurlandırdınız,çok teşekkür ederim. Bir de mahcûbiyetimden yüzüm pespembe oldu.Saygı ve selamlarımla.
hayata her biri gök taşı gibi düşmüş, tarihin süzgecinden geçen nadide incilerle sayfama anlam katmışsınız...
keşke yüreğimiz Hz. Ebubekir'in "Ya Rabbi cehennemini dolduracağını irade etmişsin. Öyleyse bedenimi o kadar büyük kıl ki cehennemi ben doldurayım. Başka insanları yakma" sözleri ile merhamet duyguları ile bezenseydi...
Yazdıklarınız beni hayli duygulandırdı...şimdiye kadar böylesi insanlara ne yapaildim diye kendimi sorguladım...
Yılbaşının baş döndüren çılgınlığı içinde isarfın altarnatifleri üretilirken kanallarda, hala birileri aç, hasta ve yoksul...
bunlar üstelik yanıbaşımızda...elimizi uzatsak değecek...
fakat yürekleriimiz çok uzak...
ne diyebilirim ki...
hisseden...destek olan duyarlı ve duygulu yüreğinizi tebrik ediyorum efendim...
Tok açın halini bilse, zengin fakirin dünya ne güzel olurdu. Gerçekler acıydı, acıttı insan yanımızı. Tebrikler bu güzel ve anlamlı yazı için, teşekkürler. Saygıyla.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.