8
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1796
Okunma

VEFANIN GÜZÜ
Sabah ayazında sokak lambasının akşamdan kalma ölgün ışığı, yere düşen yaprakların üzerinde ruhsuz elleriyle küçük yansımalar yapıyor. Sincabî renk yapraklar savruldukları yerde, dokunulmaya tahammülleri kalmamış bir halde, son nefeslerini veriyor gibiler. Gözlerinden akan gözyaşları, bedenlerindeki figüran damarlarından sızıp, toprağın avuçlarına teslim oluyor. Toprak ana tüm anaçlığıyla gözyaşlarını yüreğinde ısıtıp, şefkatli ve doyumsuzca bedeninin içine alıyor.
Toprak yolun her iki tarafında dizili olan ahşap evlerin kiremit çatıları arasında seğiren rüzgâr, umursuz ve asi. Açık kalan pencerenin bağrından sinsice içeriye girip, evin kömür karası bacasından fışkırıp, kel kalmış kavakların uzun kolları arasında dinlenmeye çekiliyor. Gecekondunun açık kalan ağzında uçuşan tülün arasından sızan sabahın cılız ışığı, ahşap pencerenin yüzünü tokatlıyor. Sarsıntının etkisiyle ahşabı kemiren tahta kurtları, aniden kaçışıveriyor. Ahşabın üzerindeki minik deliklerde oluşan su birikintilerinde, boğulmakta olanların sesi odanın içine doluyor.
Taş zeminin bağrından kopup gelen küf kokusu, duvarların nemli bedeniyle buluşup, tavanın ortasında kabarmış olan sıvanın ellerine doğru uzanıyor. Tavandan sarkan ampulün kirli vücudunu saran ölü sinekler, puantiyeli basmanın dokusunu andırıyor. Etrafa yayılan sarı ışık, ölü sineklerin bedenleriyle birleşince, son nefesini veren bir mevtanın dudağında sarkıp kalan gülüş gibi. Donuk ve soğuk...
Demir kapının yanından sinsice ilerleyip tahta masanın ayaklarına sürtünen fındık fareleri, akşamdan kalma doymuşluklarıyla göbekleri yerde hımbılca kaçışıyorlar. Karyolanın eteğinden içeri sıvışan biri, sırt üstü yatıp bir diğerine inat, garip sesler çıkararak erkekliğin tüm haşmetiyle dişisine çapkınca sesleniyor. Masanın dibinde pineklemekte olan, olduğu yerde kıvrılıp bu hovarda çağrıya sessiz ve ilgisiz, uykunun kucağına kendini bırakıyor. Bu sefer kovalamaktan bıkkın, kaçan olmak istercesine bu anın tadını çıkarıyor.
Odanın yegâne süsü olan çerçevenin çarpık duruşundaki sahtelik, ressamın fiyakalı attığı imzayı ağlatıyor. Yosun yeşili denizin kucağıyla birleşen gökyüzünün maviliği sonsuzluk gibi.
Sığ ve manidar.
Hüzünlü bakışları efsunlu… Bu nasıl bir mavi... İhtimal koyu yeşil... Anlaşılamaz... Kirpiklerin gölgesinden olabilir mi? Zira gözlerinin yarı açık gibi duruşu, farkında lığı engelliyor. Ne var ki sarı saçları öylemi? Açık omuzlarından aşağıya salınan yaramaz buklelerini, hapsetmeye çalışan lacivert kurdele dahi aciz. Güneşin ellerinin değdiği buğday başağı gibi saçları, göz kamaştıracak kadar canlı. Taptaze ve sıcak... Dudak kıvrımlarının kenarındaki gamzeden mana çıkarmak çok güç... Gülüyor gibi. Lakin bu ağlamaklı bir gülüş. Dokunmaktan, kendinizi yasaklamayacak kadar da çocuksu.
Odanın içerisine bir anda giren rüzgârın etkileyici ve kalpsiz kolları, bir dirhemlik canı kalmış tabloyu bir anda alt ediyor. Yüz üstü düşen tablonun çerçevesi, parçalanıp etrafa dağılıyor. Tıpkı az evvelki tahtakuruları gibi, kırıkların her biri saklanmak istercesine kaçışıyorlar. Yıllardır taşıdıkları yükün ağırlığından kurtulmuşçasına keyifliler.
Şifonyerin üzerindeki kitabın ağarmış yaprakları arasında duran kâğıt, sarsıntının etkisiyle yere düşüyor. Beyaz kâğıdın üzerindeki mürekkep lekeleri kıraç ve şefkatsiz… Kelimeler ölüm soğukluğunda. Mat ve fersiz…
*
Sana ithaf en.
Aşk nedir ki? Meltem gibi ferahlatıcı... Kavurucu sıcakta içilen buz gibi bir bardak su... Önce ufacık kıpırtılar. Ardından dev dalgalara dönüşen buz dağları… Sonrasında her buz dağının eriyişi gibi yavaş bir çöküş. Geri kalan su damlaları ise yolu şaşıran bir yolcu... Ve acı. Tarifini hiçbir kalemin yazamayacağı sancı. Buruk ve yakıcı... Can alıcı.
Oysa vefasızlık tam bir habis...
Yüreği rahat bırakmayan kemirgen... Kalbe sokulan acımasız bir hançer… Yere kapaklanınca kaldırılamayacak bir külçe. Ben eziliyorum. Gün geçtikçe. Güz bastırdıkça dökülen yapraklar gibiyim. Tahammülüm yok. Kaldırmıyor bedenim. Kolay mı? Uzun zaman direndim. Sebepsiz. Bunun sonu yok. Kolayı var. Bu sence korkaklık mı? Bence kurtuluş. Neydenmi? Vefanın güzü, yapraklarını hepten dökmeden…
Kaçmak.
Aslında kavuşmak.
En sevgiliye.
En merhametliye.
En vefalıya.
Affet beni.
Sen değil.
O. en sevgili. Affet beni.
SEVİLAY DİLBER