3
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1052
Okunma

Mevsim kıştı ve lapa lapa kar yağıyordu o gece. Lüks ışığının aydınlığında parıldayan kar tanecikleri beyaz gelinlikler içerisinde yeryüzüne süzülen perilere benziyordu.
Kar tatlı olmalıydı.
Beyaz pamuk şekerlerini andırıyordu. Her adımda ayaklarımdan “hurt” diye ses çıkıyor, dizime kadar kara batıp çıkıyordum.
Ay lüks ışığına nispet ediyordu sanki.
Bulutlar ayın önünden hızlı hızlı geçtikçe karşımızdaki çam ormanı olan tepeler bazen karanlığa gömülüyordu.
Ay mı hızla bizi takip ediyordu yoksa?
Hayır, bulutlar hızla geçiyor.
Rüzgâra takılıp oynuyorlar.
Uzaktan sesler duyuluyor. Belli belirsiz. Kulak kabartıyor ,“yabanidir” diyor köyün yaşlısı Vesile hala bir de beddua sallıyor “ başın kopsun!”
Omuzlarımda kar yığılıyor, herkes silkeliyor omuzlarını, ben biriktiriyorum bana düşen kar tanelerini heyecanlı sevincimle.
“Ahmet’im daha çok genç” diyor yaşlı kadın, “daha bekâr, evlenecek”,
Susuyor herkes.
Dilinin ucuyla “inşallah” diyorlar.
Ve gözler karşı karşıya gelmemeye özen gösteriyor.
Kaçıyor biri birinden.
Hüzün düşüyor kar tanelerinin omuzcuklarına, küçülüyorlar üzüntüden.
Gözyaşları olur mu kar tanelerinin?
Neden artık omzumda birikmiyorlar?
Omuzum ıslanıyor, eriyor kar taneleri.
“Ahmet’imin sevdası var, çorap örmüş üşümesin diye, eldiven de örecekmiş”
“Mektup yazmış, iyileşince evleniriz demiş, sen hele bir iyileş de”
“İyileşince askere de gidecek, hangi ara düğün olur bilmem” diyor yaşlı kadın.
“İnşallah”
“İnşallah”
“Bu çocuk küçükken de böyleydi, hep beni üzerdi”
“Eteğimden ayrılmazdı, git derdim, git oyna akranlarınla, gitmezdi”
“Elleri hep soğuk olurdu, hep”
“Bir de sırtı devamlı kaşınırdı, hele ben bir el sürsem hemen yılışırdı, düşerdi kucağıma”
“Kar yavaşladı, sanki kar makinesi rölantide çalışıyor artık. Tek tük düşüyor taneler, yavaş ve sağa sola uçarak.
Ay kirli bir bulutun arkasında kaldı.
Rüzgârın takati kesilmiş olacak.
O kadar hızla uçarsan erken yorulursun.
Olacağı buydu işte.
Lüks insan gölgelerini vuruyor yolun kenarlarına.
Yerde bir tepsi takip ediyor bizi.
“Ahmet’im baklavayı çok sever”
“Horoz aldı, dövüşçü olacak dedi, nasıl bakıyor bilseniz”
Yol kısaldıkça yaşlı kadının sesi inceliyordu.
Evlerin ışıkları görününce başını kaldırıp baktı “Beni bekler şimdi, üstünü değiştirtmez benden başkasına”
Evlere yaklaştıkça karanlığı ve soğuğu delip geçen ağlamalar duyulmaya başladı.
“Ahmet’im !” dedi sadece yaşlı kadın, gerisi kurudu boğazında, yapıştı kaldı.
Evin dışında gözleri yaşlı bekleyenler onu görünce yol açtılar,usulca geçti aralarından.
Kapıdan içeri adımını atar atmaz yığıldı kaldı.
Takati kalmamıştı ağlamaya bile.
“Ahmet’im, ben geldim” diyebildi kısık sesiyle.
“Hani beni karşılamaya gelmedin Ahmet’im”
Omuzlarıma biriken ve gözlerime kaçan kar tanelerinin damlacıklarından kalan ıslaklığı sildim.
Ahmet odanın orta yerinde yatıyordu.
Beyazlara bürünmüş, uyuyordu sanki.
Ahmet dışarıda kar yağıyor.
Sen uyanmayacak mısın?
Yine gübre naylonlarıyla dik çayırdan aşağıya kayalım.
Armut ağacında saklanalım.
Bizi arasınlar, bulamasınlar.
“Oğlum aç gözlerini ben geldim” diye feryat ediyordu yaşlı kadın.
“Sarılmayacak mısın oğul?”
“Oğul ben seni askere gönderecektim davul zurna ile, gelişini bekleyecektim oğul”
Hıçkırıklar bekliyormuş boğazında herkesin.
Yaşlı kadının feryatlarıyla boşalıyor gözyaşlarıyla beraber.
Küçük kız bir köşede sinmiş ağlıyor.
Utana sıkıla, bakamıyor, başını kaldıramıyor yerden.
“Ben seni nasıl soğuk topraklara yatırayım Ahmet’im”
“Yaktın içimi Ahmet’im, yaktın kül ettin”
Hatipoğlu Niyazi “babasının yanına defnedelim” diyor.
“Uygundur” diyor amcası, “daha iyi yakın olur Ahmet evine”
“Dereyi geçerken ayağı kaydı, köprüden düşünce yakalayamadık” diyor hep beraber sigara almaya gittikleri yol arkadaşı.
“Sigaramız bitmişti, nahiyeden alalım diye tutturdu” diyor Peçi Hasan.
“Kader çağırdı” diyorlar hep bir ağızdan.
“Kader çağırdı”