12
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2665
Okunma
Zamanlar evvelinden zamanlar ötesine, seher vaktinin gün düşmüş perçemine yazılmış bir yalanın hikâyesidir ömür dediğin…Bir gülde gonca, ılık toprakta baş vermiş filiz, rüzgarla savrulan bir fidan güneşe baş eğmiş başak ya da bozkır ortasında bir başına kuruyup kalmış ağaç..Nerede nasıl başlar nerede nasıl biter şu ömür dediğin.
Dipsiz kuyularda Yusuf
Kalabalıklar içinde için için kanayan gül
Dikenli yolları adımlayan doğmaya çabalayan şafak sancısı
Belki de merhametsiz esen rüzgârın insafında kalmaktır ömür dediğin.
İçinde yılların kazdığı deruni bir boşluk, kendi boşluğunda savrulan sen ve ellerin arayacaktır tutunacak “ip”…” Aşk Allah’ın ipidir kalbe iner… Ona sımsıkı sarılın…” diye anlatır şair
Âl-i İmran Sûresi 103. ayetini izahla; “Hepiniz toptan, Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın. Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın” der ya kitap.. Velev ki hatırlamayıp tutunmasaydık Aşk’a, duamız da olmazdı “Ya Rabbi bizleri yokluklara savurma.”
Oysa kendi beynimizin kıvrımlarında inşa ettiğimiz cehennem sebebi değil midir Aşk ile kavle dair yanılgılarımızın? Biz ne çok kavlimizi bozduk. Biz ne çok kendimize ahdimize vefasızdık bu nasıl bir ömürdü sahi biz nasıl böyle kendimizden bihaber yaşadık… Hep yanılgı mıdır şu ömür dediğin?
Kalabalıklara uyduk, yığınlara sürdük kendimizi. Kalabalıklar içinde kırılır oldu kavle imzamızı attığımız kalemlerimiz? Hâlbuki söz ile kalem yaren değil miydi? Kelam ile kalem arasına nifağıda biz sokmadık mı?.
Ömür dedik ya baştan, gün oldu devran döndü, yokluklarla dolu aşüfte acunun koynunda da hayli oyalandı zaman..Çığ altında kalmış ölü yalnızlıklara da umut bağladık bazı zaman..
Gel zaman git zaman
Oy o ne rüzgârdı ortalığı tozu dumana katan!
Zamanın heybesinden düştü işte kül rengi yel
Bir baktık ömre
Gençlik yaşlılık arası
Adımlamışız yolları yolluksuz
Kimdim
Neden geldim
Kime müptela
Niye nereye?
Demeden akmış gitmişiz zaman adlı kuyuda idrakimize dokunmadan
Aklımıza düştü aynalara baktık. Ardından aynalardaki yüzler baktı bize;
Bıkkın, hırçın, kendine dargın.
Sahici gülüşleri çıkamaz olmuş saklanıp kalmış boynuna astığı veballer altında
Tövbeleri kapılmış bir sıfat med cezir ritminde
Yarına fersiz bacaklarıyla yürüme derdine düşmüş
Yüzüne kapanan kapılarda umutları tek tek bırakan
Önüne çıkan yalana sarılan kul olamayan kula mahsus değil midir ömür dediğin…
Ey Malik-ül Mülk; Ey mülkün sahibi
Ey aşkın sahibi
Varlık senin mülk senin nefsü hevamıza düçar edip ziyanlarda bırakma bizi.
Mukadderatımız… Kendi yanılgılarımızın fenalıkları düşmüşse peşimize ne çare!
Gün bitiyor ömür bitiyor yüreğime yine karlar yağıyor
Tutunuyorum AŞK’ın ipine
Üç noktanın anlamında Rab adıyla ancak içim ısınıyor.
Viran bir ömrün suskun ağıdında
Uzakların yakınında ölüyor başı hiç okşanmamış çocukluğum…
Ya MUHYİ
Lütfundur… Güleç yüzlü bir rüzgârın kanatlarına asılıyor şu kanadı kırık ömrüm.
Nuhun tufanından beri miad almış gibiyim.
Su üstünde yazılan kelam oluyor iç içe büyüyen halkalarla ha tükendi, ha tükenecek ömrüm,
Ya BEDİ Celalinden Cemaline sığındığım bir çift aguşta dualıyorum seni
Diliyorum
Himmetinle aydınlık
İlminle nasihatkar
Akılla diri kıl bizi
Evvel emrinle geldik bu âleme
Şad eyle
“EYVALLAH” diyerek gitmeyi bizlere nasip eyle…
NOT: En dar anlamda;
MALİK-ül MÜLK;Allah hem mülkün sahibi hem hükümdarıdır..
El MUHYİ; Can bağışlayan sağlık veren hayat veren
El BEDİ; Örneksiz misalsiz hayret verici âlemler icat eden…
Perihan KILIÇ
ESMİZE 12 Kasım 2012