7
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1770
Okunma
Boş vaktim olduğunda, o vakit; nasıl boş kalıyor? İnanın, ben de anlayamıyorum, eski yazılarımı okuyorum.
Aman Tanrım! Neler için zaman harcamışım…
Aşk’ı yazmışım. Duyan da der ki; Bu kadın, ne aşklar yaşadı, kim bilir? Sanki sıra sıraydılar da itfaiye çağırdık; tazyikli su sıkıp, sıradakileri dağıtsın diye…
Hayat’ı yazmışım. Şifresini çözdüm ya? Benim bildiğimi, herkes bilsin de birlikte batalım, der gibi…
Annemin dediği gibi; avara kasnak bir yığın şey, işte…
…
Kaç yıl önceydi, İzmir toplantısı? Bir düşüneyim… 3 yıl? Olmuştur, o kadar.
İzmir toplantısı yapacağız. Bir heyecan ki; sormayın, gitsin. Öyle bir heyecan ki; bir ay öncesinden gidiyorum, toplantının yapılacağı yere. Tacettin bey’i arıyorum; Nerdesiniz? Diye. Diyor ki; Ablacığım; Toplantı, bir ay sonra…
Yağmur, şimşek… Gök delinmiş; İzmir’de… Dönüp, geliyorum; evime.
Bir ay sonra, çok soğuk bir hafta sonunda; toplantı zamanından bir gün önce, oradayım… Yine…
Karar almışız; Dört kişi, herkesten önce buluşacağız. O bir geceyi, kendi aramızda yaşayacağız… Yaşıyoruz da… Nasıl güzel, nasıl keyifli… Üç silahşorlarım, yanımda. Ben; kâh silahşorum, kah bacı…
Değmen benim gamlı, yaslı gönlüme dedirtecek bir gece…
Ertesi gün oluyor. Dostlar; birbiri ardınca, geliyorlar… A! Sen misin? A! Ben miyim? Misali tanışmalar…
Gün boyu sohbetin ardından, akşam yemeği zamanı geliyor. Gülüş ahenk yemeğimiz yiyoruz. Pastamızı kesiyoruz… Afet hanım’ın tuttuğu bıçak ile…
Biraz daha sohbet edip, odalarımıza çekiliyoruz.
Hepimiz değil; Ben, Emine, Sevgi Salman, bir dostumuz daha ( isminizi hatırlayamıyorum. Özür diliyorum ) Asran ve eşinin kaldığı odada, buluşuyoruz.
Konumuz; Nesirciler olarak, neler yapabiliriz… Offffffff of… Neler yapma kararları almamıştık ki… Muhteşem bir geceydi. Sözlerin, vaatlerin havalarda uçuştuğu…
Sonra… Gün geldi, devran döndü. Ne oldu? Kimseler bilmiyor. Ben, bilmiyorum. Kimseleri bilmem.
O odada bulunan kişiler, hatta o toplantıda bulunan kişiler; koptular, savruldular.
Erkek olsaydı; dişlerini dökerdim, konumuna geldiler.
Dostlar; savruldular…
Rüzgârlar esti; buz gibi…
Kim, kime ne dedi? Hala bilinmez…
Kurumuş hazan yaprakları gibi ezildiler, ağızlardan çıktığı duyulmayan sözler uğruna…
Birileri; laf getirdiler.
Birileri; laf götürdüler…
Getirenlerin miydi; laflar?
Götürenlerin mi?
Söyleyenlerin miydiler?
Söyledi, diyenlerin mi?
Kimseler, bilemediler…
Çirkindi, yakıştırmalar…
Ahlaklı değildi, niyetler…
Birileri, birilerinin kazdığı kuyuya düştüler…
…
Annemin dediği gibi; avara kasnak bir yığın şey,işte…
Oysa başka şeyler, yazmalıymışım.
Atatürk’ü anlatmalıymışım; dilimin döndüğünce…
Cumhuriyetten bahsetmeliymişim; kalemim, yettiğince…
Bayrak; demeliymişim…
Türkiye; demeliymişim…
Allah ile arama girme; demeliymişim…
Huzura çıktığımızda belli olacak; Müslümanlığımız, demeliymişim…
…
Yani…
Çok boşa konuşmuş, çok gereksiz kürek çekmişim; rüzgâra doğru.
Gereksiz yere; küsüp, gereksiz yere; uzaklaşmışım…
Şaşkın; sana ne onların-bunların dediklerinden?
Sen; doğru bildiğin, doğruluğuna inandığını; Yaz…
Beğenen; beğendiğini alır…
Beğenmediği; sana kalır…
Peh!
Yani…
Di mi ama?
Eser Akpınar
19.10.2012
İzmir