16
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1225
Okunma

İŞTE GELDİM GİDİYORUM
Bölüm 13
Şimdi nasıl gideceklerdi ki derneğe? Okuldaki en iyi, en candan arkadaşı kızı okula çağırmış veya bulmuştu bir şekilde. Hararetlice konuşuyorlardı işte kumsalda.
Yerinde çivi ile çakılmış gibi kalmıştı. İleri gidemiyordu; çünkü biliyordu ki arkadaşı kendisi için konuşuyordu kızla. Gitse mahcup olurdu. Kız; “Senin hiç mi cesaretin yok? Sen gelip adam gibi konuşamaz mısın?” demez miydi? Derdi. Çünkü kim olsa derdi bu sözü. Yanaklarının yandığını hissetti. Alev alevdi ve denizin esintisi bile soğutamıyordu.
Geri de gidemiyordu; çünkü hem derneğe gideceklerdi, hem de kızla konuşmayı merak ediyordu. Ya “Yok” derse kız? “Bu nasıl adam? Cesaretsiz!” derse… Taş kesilmişti. Kumların üzerinde, kum taşlarından oyulmuş bir heykeldi artık. Düşünme yeteneği bile yok olmuş bir heykel…
Dedesinin lafını hatırladı yeniden. O canlı tarihin söylediği her laf, kumtaşlarından heykele benzeyen delikanlıya, deniz dalgasından hızla çarpan damlaların etkisini gösteriyor, her vuruşunda bir kum tanesini alıp götürüyordu. Bitiyordu sanki kaldığı yerde. Nasıl bir benzetmeydi o? “Her eşek anırır; ama sen biraz erken anırdın be oğlum” demişti, o güzel sakalını titrete titrete.
Dedesini çok özlediğini hissetti o an. Sakalları ve kendisine gülen yüzüyle, sevgi dolu bakmaktaydı işte. Belki de fısıldıyordu; uzaktan fısıltılar hissediyordu çünkü. “Oğlum! Canım oğlum! Herşey olacağına varır. Sel gider kumu kalır. Düşünme hiç bir şey. Kabul ederse ne ala. Etmezse zaten zorla olmaz be oğlum!”
Evet evet! Yüzü ufuktaydı dedesinin. Mavilerin ötesindeydi; gülümsüyor ve bakıyordu delikanlıya. Fısıltısı kulaklarındaydı. Son cümlesi emir gibiydi. “Hadi! Git arkadaşının yanına!”
Kum taneleri hızla döküldü üzerinden sanki. Artık yeniden etten ve kemiktendi işte. Yürüyebilirdi. Dedesinin sözünü tutmalıydı. Yavaş, çekingen adımlarla yürüdü.
Tanıştırdı arkadaşı önce…
-Gel bakalım. Sen gidince biraz gezdim. Arkadaşımıza rastladım. Tanıştırayım sizi.
“Seni gidi seni!” diye iç geçirdi delikanlı. “Rastlamışmış! Sen onu benim külahıma anlat!” diye de devam etti düşüncelere. Birden ayıktı. Kız elini uzatmış, tokalaşmak için bekliyordu. Delikanlıysa hala arkadaşının nasıl kızı bulduğunu düşünüyordu.
-Oğlum sen âşık mısın neysin ya? Bak kızın eli havada kaldı be!
Kız kahkahalarla gülüyordu. Delikanlı toparlandı ve uzattı elini. Farkında olmadan da fazlaca sıktı. Kızın canı acıdığı belliydi.
-Memnun oldum. Kusura bakmayın. Az önce dedemle konuştum sanki.
-Olur öyle şeyler. Üzülme arkadaşım. Ama parmaklarımı da kıracaktın; haberin olsun.
Gülmeye devam etti. Ve birden atıldı.
-Sahi 19 Mayıs’ta ne yapıyorsunuz? Ben hareketleri yapamadım, çıkarttı hoca. İzleyecek misiniz stadyumda?
Arkadaşım atıldı hemen:
-Ben hareketlerdeyim. İkiniz de gelin beni izleyin. Aaaa! İki gün sonra genel prova var. Beraber gelin izleyin.
Kız düşünür gibi yaptı…
-Babamla bir yere gitmezsek ben gelirim. Hatta beraber gideriz değil mi?
Delikanlıya dönüp söylemişti bunu. Ama delikanlı sanki duymuyor, görmüyordu. Öyle ki gözleri kızın gözlerine bakıyor, heykel gibi duruyordu. Kız bir soru sormuş ve cevabını bekliyordu oysa. Ve delikanlı kendisine baktığı için de bir şey yapamıyor, sessizce, endişeyle gelecek cevabı duymak istiyordu.
Birden arkadaşı gürledi sanki:
-Oğlum sana sevdalan dedik, ama bu kadar da demedik. Bak ne soru soruldu sana…
-Ne? Ne sorusu?
İkisi de kahkaha attılar arkadaşıyla kız… Ve kız mahcup etmemek için araya girdi.
-Ben duydum ya. “Tamam” dedi az önce… Neyse ben kaçtım. Akşam oluyor. Görüşürüz provada.
Delikanlı tokalaşmak için elini uzattı.
-Yok valla! Parmaklarım kırılacaktı.
Güldüler yine ve kız elini iki yana sallayıp veda ederek gitti. Arkadaşı hemen gırgıra başladı…
-Lan iyi ki yol diye denize yürümedin ha. Yoksa denizden çıkaramazdık seni. Deniz kaynardı alevinle oğlum.
-Sus be! Hadi gidelim…
Ana yola çıkıp durakta otobüs beklemeye başladılar.
O arada bir otomobil hızla geliyordu uzaktan. Kendilerine yaklaşınca, sanki otomobilin önüne bir araç çıkmış gibi çok sert bir fren yapıp, adeta “S” harfleri çizerek durmaya çalıştı ve hemen iki metre kadar önlerinde durmayı başardı.
İkisi de çok korkmuştu aslında; ama belli de etmiyorlardı. İçindekilerin kendilerine bir kötülük yapabileceğinden endişe ettikleri belliydi.
Arabanın öndeki iki kapısı da açıldı ardına kadar…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.