Başarıyı hedef alın mükemmel olmayı değil. yanlış yapma hakkınızdan vazgeçmeyin; vazgeçerseniz yeni şeyler öğrenme ve gelişme olanağınızı kaybedersiniz. unutmayın; mükemmeliyetçiliğin arkasında korku yatar. insan olduğunuzu hatırlayarak korkularınızı göğü
Dünyevî
Dünyevî

Taif Benzeri Nice Olay

Yorum

Taif Benzeri Nice Olay

1

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

761

Okunma

Taif Benzeri Nice Olay

Hadsizname

10. Türkçe Olimpiyatları’nda ilk defa bir şüphe…
İlk defa Başbakanın samimiyetinden kuşkulanma hissi...
Hani, artık gurbet bitsin demişti ya…
Gönülden söylemedi… Öyle söylemesi gerekti…
Stadyum hınça hınç dolu,
Bir davaya gönül vermiş gönüllüler ve gönüllülerin dostları, arkadaşları duygusal bir yoğunluk ….
Gönüldür, Hoca Efendi Edebalı’dır, Tayip Erdoğan’da Osman Gazi..
Hoca Efendi yine gönüllülerin gönlünde daha da derinleşti.
Gönüllüler için Hoca Efendi’nin Türkiye’ye dönüp dönmemesi çok da önemli değil.
Vasiyetini yerine getirmeleri onların Hoca Efendi’ye karşı son sorumlulukları…
Dava ise vasiyetinden daha büyük, daha ulvi, daha mukaddes…
Düşünün ki bu dava ne Edebalı ile ne de Osman Gazi ile başladı…
Bu dava suskunluğa büründüğü hissedilmiş ve yine içten içe gönüllerde kaynamış bir deryanın ahir zamanda ki son salvosu… İnsanlık adına…mukaddesat adına…
Bu dava ne bir diyalog, ne bir Türkçe davası…
Nasıl Selam vermek araç ise gönüllere girmek için…
Nasıl tebessüm etmek sadaka ise her türlü kadere ve kedere rağmen…
Bu dava da bir araç hakiki imana ulaşmak için…
Bu dava da bir sadaka dünyanın son gün batımı için ışık süvarilerinden son bir tebessüm belki de…
Gönül nasıl anlayabilir veya nasıl hak verebilir başta yanı başımızda vatanımızda meydana gelen ve bir insan ömrünün hemen hemen yarıya yakın bir zaman dilimi boyunca kan akıtılmasına…Türklükse, Kürtlükse, Araplıksa bu, dinsel, kültürel, düşünsel nasıl bir hak talebiyse bu, devlet, millet, imparatorluk hayaliyse bu yere batsın…

Tarih sadece aptallar için kendini yeniler…
Akıllılar için gönüllüler içinse devamlı aynı davayı güder. Sevgi, muhabbet ve Yaradan’a vefa…Yaradan sabrediyorsa şu dünya üstünde nice zalimliklere ve kan dökücülüğe… Kul olan nasıl sabretmesin… Yaradan kıyamet gününe kadar mühlet vermişse şeytana ve şeytana tabi olmuşlara Yaradan’a inananlar nasıl mühlet vermesin…
Herkes kendi görevini bilir…
Şeytanın görevi şeytanlık…şeytana tabilerin görevi şeytana tabilik…
İnananların görevi ise sevgi muhabbet
Eğer insan kutsal kitaplarda göremiyorsa tüm ikazların ve tehditlerin sadece insanların iyiliği için olduğunu…Cehennemin kötüler için ebedi bir ceza yeri, Cennetin iyiler için ebedi bir huzur yeri olduğunu…
Nuh peygamberin sabrının doruklarına ulaştığında ve dayanamayacağını anladığında Rabbine sığınması…
İbrahim peygamberin ateşe sabretmesi…
Musa peygamberin zalimlere sabretmesi…
İsa peygamberin çarmıha sabretmesi…
Peygamberimizin hayatı boyunca Taif benzeri nice olaya sabretmesi…
Hiçbir peygamber Rabbinden emir gelmediği müddetçe savaşa hazırlanmadı… Hiçbir peygamber durduk yere ordular toplayıp bir kavmin ve milletin üstüne yürümedi…Peygamberler tarihi düşmanı Hakk’a davet etmek ve Allah’a inanan insanlara karşı yapılacak her saldırı için teyakkuzda beklemek ile geçmedi mi…
Bu bekleyiş sıradan bir bekleyiş değildi… Bu bekleyiş düşmanın içine nice inanları göndermekti önden düşmanı düşmanlığından vazgeçirsin diye…
Bu bekleyiş imanla bileylenmiş gönüllerin imanın tadına varınca bu tadı bu tattan yoksun olanlarla paylaşmak için yürümeleriydi…
Çünkü her peygamber gitmişti bu davet için nice kapıya

Son peygamberin üstünden yaklaşık 14 asır geçti değil mi…
Ve 14 asırdır hiçbir peygamber gitmiyor veya gelmiyor kapımıza bize sadece kendimiz ve ebediyetimiz için faydalı olanları söylemek için…
Peygambervari düşüncelerin ve umutların ardından gidenler ahir zamanda şimdide bize göre son peygamberin rota çizmesiyle Anadolu’ya, Çeçenistan’a, Orta Asya’ya, Kuzey Afrika ve Orta Afrika’ya, Bugünkü İspanya’ya, Hindistan’a, Balkanlar’a kadar bir anda yayıldılar…

Peki bu peygambervari düşüncelerin ve umutların talipleri tükenir mi, tükenmeli mi…

Güney Afrika’ya kim gidecek…Mevleviler mi?
Kuzey ve Güney Amerika’ya kim gidecek Kadiriler mi?
Çin’e, Kore’ye, Japonya’ya, Sibirya’ya kim gidecek Yeseviler mi?
Peki ya Avustralya’ya kim gidecek Halvetiler mi?
Avrupa’ya kim gidecek Emeviler mi, Abbasiler mi?

1. Dünya savaşı tüm bu gidişleri durdumak içindi..
2. Dünya savaşı bu düşünceleri ve umutların tekrar filizlenmesini önlemek içindi…
O günlerden bu günlere dünyanın çeşitli yerlerinde meydana gelen savaşlar, karışıklıklar, fitne fesat oyunları ardı arkası kesilmeyen peygambervari düşüncelerin ve umutların ve hareketlerin önünü kesmek içindi…

Onlar, şeytana tabi olanlar görevleri yaparken, Hakk’a tabi olanlar görevlerini yapmayacak mı?

Dün Mevleviler gittiyse Kuzey Afrika’ya bugün Süleymancılar gidecek elbet Güney Afrika’ya…
Dün Halvetiler gittiyse Balkanlara bugün İngiltere’ye Menzilciler gidecek elbet…
Dün Yeseviler gittiyse Asya’ya Kafkasya’ya Anadolu’ya bugün Amerika’ya Okuyucular, Yazıcılar, Hizmetçiler topyekün Nurcular gidecek elbet…

Yeter ki senlik-benlik gütmesinler kendi aralarında..
Yeter ki tek doğru benim doğrum demesinler şu ahir zamanda…
Birbirlerine çelme takmasınlar yeter ki…
Biri düştü mü diğeri el uzatsın..
Biri tekledi mi diğeri gayret versin tekleyene…
Ama insanca, ama kardeşçe, ama son dinin bir mensubu gibi…

Ağır demiş: Dostluğumuzun kıymetini kaybedince anlarsınız diye…
Asıl söylenmesi gereken … Biz dostluğu cefaya talip olanlardan öğrendik olmalı değil miydi…

Mekke esir düşmüşken Nemrutvari- kibirli gökdelenlere…
Medine esir düşmüşken gönül manalarını çarmıha geren turistlik gezilere…
İstanbul’un gönlüne ise 1453’ten bugüne tam anlamıyla giremediysek yine de…
Ankara’da Kocatepe’de beklemeye gerek yok yine de….
Mekke’de Medine’de İstanbul’da Ankara’daki bekleyişimiz Mekke’nin Medine’nin İstanbul’un Ankara’nın Allah muhabbeti girmemiş semtlerinden, sokaklarından, evlerinden …
Haydi hep birlikte gidilmemiş dünya memleketlerine giden peygambervari düşüncelerin ve umutların temsilcilerine canı gönülden dua edelim…

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Taif benzeri nice olay Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Taif benzeri nice olay yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Taif Benzeri Nice Olay yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
sami biberoğulları
sami biberoğulları, @samibiberogullari
10.7.2012 17:47:29
Üstadım.

Bence çok fazla övgü hele hele de ''Peygambervari '' şeklinde bir övgü oldukça abartılı... Bu gün peygambervari olan, yarın direkt peygamber oluyor çünkü. Atatürk de öyle olmadı mı...Önce ''Halaskâr '' idi, sonra ''Bâni'' oldu en nihayetinde ''Yaratıcı '' Bence bu gibi aşırılıkardan kaçınmak gerekir.

Diğer hususlarda katıldığım taraflar da var, katılmadıklarım da. Ki pek de önemli değil...

Selam ve saygılarımla.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL